Geçmişimiz aydınlanırsa, geleceğimiz aydınlanır

Cizre?deki kemiklerden Necati Özgen?in PKK açıklamalarına kadar, geçmişimizi konuşmaya şimdi başlıyoruz

Geçen pazar akşamı CNN Türk’te emekli Orgeneral Necati Özgen’in bize anlattıkları da geçmişten bugüne verilen havadis kapsamında çok değerli bilgiler içeriyordu. Özgen 1991-93 yılları arasında korgeneral rütbesiyle Olağanüstü Hal Bölge Asayiş Komutanı, 1993-95 arasında da Orgeneral rütbesiyle 3’üncü Ordu komutanlığı yapmıştı.
Fikret Bila ve Enis Berberoğlu ile birlikte sorduklarımıza Özgen’in verdiği her cevapla, o geçmişi yakından izlemeye çalışan bizler bir sis perdesinin daha dağıldığını hissediyorduk.
Neler mi mesela? Mesela Özgen, 1993 Mayıs’ında Elazığ-Bingöl karayolu üzerinde
terhis olmuş 33 silasız erin şehit edilmesi olayına ait ayrıntılar. Şemdin Sakık
komutasındaki bir PKK grubunca gerçekleştirilen bu saldırı, PKK ile fiili ateşkesi sona
erdirmişti. Aynı zamanda o sırada Azerbaycan’daki (tam o sıralarda yıkılacak) Ebulfez
Elçibey ile imzalanacak petrol boru hattının güzergâhındaydı saldırı ve o anlaşma da bozulmuştu. (Bakınız, Radikal, 1 Şubat 2009)
Ergenekon soruşturmasında bu saldırının arkasında devlet içindeki bir yasadışı gruplaşmanın olduğu iddiaları da  ortaya atılmıştı. Özgen, daha önce Bila’nın ‘Komutanlar Anlatıyor’ kitabında bu saldırı ve kayıpların sorumluluğunu üzerine almıştı. Ama programda hatanın nereden kaynaklandığını da söyledi. Ona göre hata, terhis edilen askerlere Elazığ’dan koruma verilmesindeki eksiklikti. Özgen’in ‘plan mükemmeldi aslında’ demesine karşın PKK’lılar tam da güvenlik zaafiyetinin olduğu noktayı isabetle bulmuşlardı. Ergenekon iddiaları arasında, tutuklu emekli subay Fikri Karadağ’ın o dönem Elazığ garnizonu karşı istihbarat sorumlusu olarak olay yerine ilk gidenler arasında olduğu da bulunuyordu.
İkinci önemli açıklama dizisi, Ağustos 1992’de PKK’nın Şırnak’ı basması üzerineydi. Özgen, PKK’nın şehri ele geçirip kurtarılmış bölge ilan etme niyetiyle yapıp başaramadığı bu baskındaki hatalarını ‘istihbarat alamama’ olarak açıkladı. Söz ettiği askeri (muharebe) istihbaratıydı. Yüzlerce PKK’lı Şırnak’a sızmış, tugayın haberi olmamıştı. Tugay’ın kurmay başkanı, daha sonra Jandarma İstihbaratı’na başkanlık yapıp Tuğgeneral rütbesiyle emekli edilecek olan, Ergenekon tutuklusu Binbaşı Levent Ersöz idi.
Üçüncüsü, faili meçhul cinayetler döneminde vahşi bir cinayete kurban giden istihbaratçı Binbaşı Cem Ersever’e ilişkindi. Korgeneral rütbesindeki Özgen, Binbaşı Ersever ile muhatap olmak durumunda kalmış ve onu ‘Bölgeye benden habersiz gelme’ diye uyarmıştı. Dördüncüsü, faili meçhul cinayetlerin atfedildiği karanlık isim, Yeşil lakaplı Mahmut Yıldırım’a ilişkindi. Yeşil’i Özgen’in karşısına getirmişlerdi. Hizmetleri karşılığında para istiyordu. Özgen’in gözü tutmamış, geri çevirmişti.
Altıncısı, belki en önemlisi, dönemin Jandarma Komutanı Eşref Bitlis’e ilişkin anlattıklarıydı Özgen’in. Bitlis’in Şubat 1993’teki uçak kazasına kurban gitmeden iki ay kadar önce Bitlis’le birlikte PKK’ya karşı Barzani ve Talabani ile anlaşma yapmak üzere Irak’taki Selahaddin şehrine giderken nasıl ABD F-15 jetlerince taciz edildiklerini, az kalsın düşeceklerini anlattı. Bitlis’in ölümüne gerçekten kazanın mı, sabotajın mı neden olduğundan hâlâ emin olmadığını söyledi. Ama esas şunu söyledi:  ‘Gerçek bir kurmay’ olan Bitlis, Özal’a yakındı. Özgen karşıydı ama, Kürtçe dahil, TRT bölgesel yayınları dahil, kültürel açılımlar dahil çok değişik projeleri vardı. Bitlis’in kaybıyla hem o projeler rafa kalkmış, hem de bölgedeki hava derhal değişmişti.
Bitlis yaşasaydı Kürt meselesinde neler değişirdi? Sorun bugünkü boyutlarına tırmanmayabilir miydi? On binlerce can kaybı, yüz milyarlarca maddi kayıp, ülkenin itibar kaybı, bölgenin hizmet kaybı önlenebilir miydi?
Şu günlerde geçmişten başka haberler de alıyoruz. Örneğin bir PKK itirafçısının anlatılarının sonunda üzerine gidilip Cizre’de açılan bir çukurdan kemiklerin çıktığına, bazı korucuların tutuklandığına, arama emirleri çıkarıldığına tanık oluyoruz. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi döneminde idam edilen kişilerin cellatlarıyla yapılan pazarlıkları bugün Mesut Hasan Benli’nin haberinden okuyabilirsiniz.
O dönem idam edilenlerin mektupları 26 yıl aradan sonra yeni güneşe çıkıyor. Bu çabaları ciddiye almak gerekiyor.
Çünkü geçmişimiz aydınlandığı ölçüde geleceğimiz de aydınlanabilir.