Gelişmiş demokrasi, özgür basın demektir

Ortada iktidarın kontrol altına alamadığı basını cezalandırdığı algısı varsa, bu algıyı düzeltmek de iktidara düşer

Karşılaştırmak için söylüyorum; Maliye Bakanlığı tarafından Doğan Grubu’na kesilen vergi cezası, Türkiye’nin parçası olduğu en stratejik projelerden Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının maliyeti kadardır.
Devasa boyutlarda olduğunu söylemek gerekiyor. Benzetmek gerekirse, kesilen ceza bir uyarı ateşi olmaktan çok daha ötesini akla getiriyor.
Çıkarılan bu borcun teknik ayrıntılarını tartışacak uzmanlık düzeyinde değilim; Doğan Grubu bir açıklama yaparak yasal yollara gidileceğini duyurdu zaten.

İktidar cezalandırıyor algısı
Ancak dün sabahtan bu yana kamuoyundaki algılama, Doğan Grubu’nun hükümetin hizasına girmemesi nedeniyle AK Parti iktidarınca cezalandırıldığı yönündedir. Bunun doğru olup olmaması çok şeyi değiştirmez; çünkü siyaset yaşanan gerçeklikten çok algılanan gerçeklik üzerine kuruludur ve algılanan gerçeklik bu doğrultuda oluşmaktadır. Gerek bu durumu  hükümetin bütün medyayı kontrolüne almak istediğini düşünenler, gerek içten içe
‘oh olsun’ diyenlerin algısı budur.
Bu ortada gelişmiş demokrasilerde olmayan, olmaması gereken bir iktidar-medya ilişkisi biçimini akla getiriyor.
Bu tür iktidar-medya ilişkisinin yakın geçmişte pek çok örneği görüldü.
Yaygın kanının, şehir efsanelerinin aksine, medyayı siyasi iktidarını korumak amacıyla kullanmak isteyen siyasi partiler bu işten hiç de kârlı çıkmadı. Medyanın gül bahçelerindeki dikenlerden söz etmemeleri için ellerinden geleni yapanlar, bugün siyasi tabloda yok.
Buna en somut örnek, Başbakan Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin 2002 seçimlerindeki durumudur. 2002 seçimleri öncesi merkez medyanın, hatta medyanın geniş bir bölümünün Erdoğan ve partisine fazla iltifat ettiği söylenemez; tersine, birkaç örnek dışında -anketlerde önde olduğu bilinmesine karşın- gösterilmemeye çalışılmıştır. Bunun ne o dönemin iktidar sahiplerine bir faydası olmuş, ne de AK Parti’nin tek başına iktidara gelmesine engel olmuştur.

Uzun dönemde süremez
Medya odaklı siyaset, ister medyayı kontrolü altına almak, ister kontrole girmeyeni engellemek amaçlı olsun, bu yola girene faydalı olmaz.
Kısa dönem sefası sürülebilir belki, ama uzun dönemde sürdürülemez. Gelişmiş
demokrasilerde sürdürülemez.
O günlerde çoğulcu demokrasi diye bir kavram ortada olmadığı halde, Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Basın özgürlüğünden kaynaklanan sorunların giderilmesi, yine basın özgürlüğü ile mümkündür’ demesi, uzak görüşlülüğünü göstermiştir.
Hükümetin medya ile ilişkilerini yakından bilen bir kaynağımla dün bu konuda bir görüşme yaptım. Erdoğan’a toz kondurmak istemiyor, “Bu işin altında ortalığı karıştırmak isteyen birileri olduğunu” düşünüyordu.
“Ergenekoncu olduğu iddia edilenler içeride. Başka kimler olabilir?” diye sordum.
“Bilmiyorum. Ama bu normal değil. İçeride karıştıran bir el olabilir” dedi. Toz kondurmak istemezken dahi kesilen bu cezanın sadece mali sorunlara bağlı olduğuna inanmıyordu. Belki yanılıyordu, ama işte algılama böyle.

Obama ve medya
Tabii bu kaynağımın söyledikleri, ABD Başkanı Barack Obama’nın Türkiye’ye geldiğinde medya özgürlüğü üzerine sorduğu bazı soruların neden ‘Medyanın yüzde kaçının hangi ellerde toplandığını’ sorması konusunda da fikir veriyor. Birileri acaba dikkatleri medya kontrolü çabalarından başka yerlere mi çekmeye çalışmıştı ziyaret öncesinde. Bu çabalar, hükümet çabalarından bağımsız mıydı?
Bunları kanıtlayacak bir gösterge elimizde yok, ama gelişmeler ve bunların algılanışı var.
Hükümetin içeride ve dışarıda çok önemli siyaset değişikliklerine gittiği, kamuoyu oluşturma çabası içinde olduğu bir dönemde bu gelişmeye anlam vermek gerçekten zor.
Ortada iktidarın kontrol altına alamadığı basını cezalandırdığı algısı varsa, bu algıyı düzeltmek de iktidara düşer. Çünkü bu algı hiçbir iktidara fayda getirmemiştir.