Genelkurmay?ın açıklaması üzerine

Asıl vahimi Ergenekon savcılığının TSK söz konusu olduğunda her iddiaya ?belge? niteliği kazandırması

Genelkurmay’ın İbrahim Şahin ifadeleri üzerine (Radikal’in 11-12 Şubat tarihli yayını dahil) yapılan yayınlar üzerine yaptığı açıklama bazı önemli noktalara açıklık getirdi.
Öğreniyoruz ki, Şahin ifadelerinin basına ilk yansıdığı 12 Ocak tarihinden sonra Genelkurmay bünyesinde bir çalışma yapılmış. Örneğin, eski özel harekât polisi, Susurluk mahkûmu İbrahim Şahin’in Genelkurmay’a gidip yeni kurulacak Güvenlik Müsteşarlığı konusunda Tuğgeneral Metin Gürak’la konuştuğu iddiası üzerine Gürak’ın  bilgisine başvurulmuş. Ve Gürak’ın Şahin ile bugüne kadar hiçbir yerde ve hiçbir şekilde temas veya görüşmesi olmadığı tespit edilmiş. Keza, Şahin’in ifadesine göre kendisiyle komutanlar, hatta İçişleri Bakanı Beşir Atalay arasında bağlantı olan Fatma Cengiz isimli kişinin, yine Şahin’in iddasına göre Kayseri’deki Hava İndirme Komutanlığı’nda sivil personel olmadığı ortaya çıkmış. Genelkurmay, Fatma Cengiz’in ne Türk Silahlı Kuvvetleri, ne de Milli Savunma Bakanlığı’nın hiçbir biriminde görev yapmadığını açıkladı.
Burada bir nefes alalım. Genelkurmay’ın bu gayrı ciddilikteki iddiaları ciddiye alıp araştırmış olması dahi bir ciddiyet standardıdır. Radikal’in ifadeleri haber yapmasında habercilik dışında bir kasıt aranmamalı; yapılmışsa habercilik içinde hata yapılmış olabilir. 

Şizofrenik senaryolar
Asıl vahim olan, tıpkı daha önce başka durumlarda rastladığımız gibi, Ergenekon davası savcılığı ve savcılığa yardımcı olan polislerin, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri söz konusu olduğunda her duyduklarını, her hangi bir filtreden, doğrulama çabasından geçirmeden kayda alıp ‘belge’ niteliği kazandırmalarıdır.
Çizilen senaryo şudur: Susurluk mahkûmu ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer önüne sunulan Adli Tıp Raporu’na güvenip affetmese belki hâlâ hapiste olacak olan Şahin, devletin bekası ve PKK ile mücadele açısından çok önemlidir. O kadar önemlidir ki, Başbakan Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, terörle mücadelede yeni bir yapı gerektiğine karar verince akla gelen kişi adli ve tıbbi sabıkasına karşın yine Şahin olmuştur. İçişleri Bakanı Beşir Atalay da bu işe ikna edilmiştir.
700 bin kişilik Türk ordusunun başında bulunan Orgeneral Başbuğ, Şahin’le iletişime geçmesi için mesela harekât, ya da istihbarat başkanını değil, Genelkurmay’ın kamuoyuna açık yüzü olan İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak’ı görevlendirmiştir. O da muhtemelen Şahin ulaşılamaz ve erişilemez olduğu için Kayseri’de bulunan Fatma Cengiz isimli eleman üzerinden bağlantı sağlamıştır. 

Baltalama çabaları mı?
İnsan inanmaya başlayınca kendisini durduramıyor. Ergenekon savcılarından Zekeriya Öz’ün Şahin’e yönelttiği çetrefil soruların yanıtlarına göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı sorgu tutanağında yazıldığı üzere Kayseri Hava İndirme Komutanlığı’nda sivil memur olan (ki Genelkurmay’ın dünkü açıklamasıyla savcılığın iddiayı değerlendirme çalışması yapmadığı anlaşılıyor) Fatma Cengiz, Şahin ile mesajlaşmaya
başlıyor. İlişkileri kimilerine göre Cengiz’in bir süre polise muhbirlik yaptığı dönemlere dayanıyor. Bu Fatma hanım 1980 doğumlu üç çocuklu işsiz Fahri Kepek’ten hayali bir Albay Talat Ertan oluşturarak Şahin ile konuşturuyor. Sonunda devlet memuru olma vasfı dahi taşımayan Şahin, Erdoğan-Başbuğ-Atalay-Gürak zinciriyle ve Genelkurmay’da bir törenle Güvenlik Müsteşarı yapılacağına inanıyor.  İnfaz ekipleri ve hedef listeleri oluşturmaya başlıyor, yakalanıyor. Yalanla gerçeğin birbirine karıştığı ifadesinde emekli ve görevde pek çok komutana iftiralar atıyor, senaryolar kuruyor.
Biz de bunları Savcı Öz tarafından belgeye dönüştürülmüş halinden okuyoruz.
Ergenekon davası asıl bu suç soruşturmasını ideolojik saplantılarına alet edenlerce sulandırılmaktadır.
Ne zaman hükümetle asker, Erdoğan ile Başbuğ PKK ile mücadele üzerine yakınlaşmaya ve yoğunlaşmaya başlasa, yeni bir Ergenekon davası, yeni şaibeli tutuklamalar ve şaibeli ifadelerle hükümet ve asker arasında kama sokulmaya çalışılmaktadır.
Üzerinde anlaşılan Güvenlik Müsteşarlığı bir an önce hayata geçirilmelidir. Görülüyor ki, Susurluk ve öncesi dönemin bütün karanlık aktörleri ‘Bize de düşer’ hayaliyle yeniden rol kapmak telaşına düşmüşlerdir. Güvenlik teşkilatları arasında bu yeni yapının kendi beyliklerini dağıtacağı düşüncesiyle karşı olanlar sır değildir. Geciktikçe buna benzer başka sulandırma ve hedef saptırma gayretleri beklenmelidir. O nedenle bir an önce yapının kurulup ilan edilmesi yoluna gidilmesinde yarar var.