Geri dönülmez noktaya geldik

Davutoğlu, çözüm sürecini nehrin karşı kıyısına yüzmeye benzetiyor. 'Yarıya geldiğinizde ne olursa olsun karşıya varmaya çalışırsınız.' diyor.
Geri dönülmez noktaya geldik

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kürt sorununun çözüm sürecinde Başbakan Tayyip Erdoğan’a en yakın halkada, ne olup bittiği hakkında gerçekten bilgi ve fikir sahibi olan birkaç isimden birisi. Aslında Dışişleri Bakanlığı’nı devralmasından sonra 2009 Ekim sonunda Erbil’i ziyaret ederek Mesud Barzani ile yaptığı görüşmenin bu günlere gelinmesindeki payı henüz tam anlaşılmış değil.

Dolayısıyla yazının başlığında okuduğunuz türden sözleri Davutoğlu’nun söylemesinin bir anlamı var. Bu sözlerin, PKK’nın sayıları 1500 olarak tahmin edi-len militanlarını Türkiye dışına çekme konusunda bugün, Kandil’de yapması beklenen açıklaması önce-sinde söylenmiş olması da önemli.

Davutoğlu, bütün bu süreci hızla akan bir nehrin karşı kıyısına yüzmeye çalışmaya benzetiyor. “En kritik an” diyor; “Yarıya kadar gelindiği hissine kapıldığınız zamandır. İnsan o zamana kadar geriye dönmeyi düşünür, çünkü yol daha yakındır. Ama yarıyı geçmişse artık geriye dönüş hem daha uzun, hem daha risklidir, daha maliyetlidir. Hissediyorsunuz ki, ben nehrin yarısını geçtim. Ondan sonra geri dönmeyi mi yoksa karşıya çıkmayı mı düşünürsünüz? Artık ne olursa olsun karşı kıyıya varmaya çalışırsınız.”

Brüksel’de ağırlıkla Suriye’nin konuşulduğu NATO toplantısından Davutoğlu’nu Ankara’ya taşıyan uçaktayız. Vakit 23 Nisan gece yarısına yaklaşıyor. Daha açık soruyoruz: “Peki, geri dönülmez noktaya geldi mi Kürt çözüm süreci hükümet açısından?”

O da açık cevap veriyor: “Ben, geriye dönülmez noktaya geldiğimiz kanaatindeyim.”

Devam ediyor: “Sürecin pürüzsüz olması beklenemez, ama tarafların pürüzlerin farkında olması önemli. Zorluğu görebilme kabiliyetiniz varsa, onu engelleme imkânınız da olur. Bu tür süreçlerin yüzde 60’ı psikolojik faktörlerdir. Yüzde 20’si yöntem, gerisi de uygulamadır. Mesela çekilme yöntemdir, silah bırakma uygulamadır. En doğru yöntemi uygulasanız da risk vardır. Ama psikolojik eşik aşılmış durumda.”

Ama Davutoğlu bu cevabın PKK açısından da (o ismini hiç anmadan ‘Örgüt’ demeyi tercih ediyor) geçerli olduğuna dikkat çekiyor: “Örgüt hangi gerekçeyle ‘Ben geriye döndüm’ diyecek? Şu anda süreçten geriye dönmenin getireceği büyük hayal kırıklıkları olacaktır, bunun maliyeti, örgüt için de çok fazla. Çünkü barış umudu doğmuş durumda. Burada, Allah muhafaza, provokasyonlara karşı uyanık olmak lazım. Bunu değiştirecek tek şey, çok büyük bir provokatif tutum. O yüzden Bahçeli’nin söylemi tehlikeli.”

Sürecin çökmesi ihtimali akla ister istemez 2009-2010 sürecini ve Habur’u getiriyor. Tekrarı olabilir mi? Bu yeni süreçte bir Habur tehdidi var mı?

Davutoğlu yanıtlıyor: “Ben iki süreci de biliyorum. Habur’dan ders aldık. Orada kestirme bir yolla, meselenin çözümü konusunda bir çaba vardı. Toplumun psikolojik olarak yeterli hazırlığı olmamıştı. Şimdi ise yaklaşık dört aydır, yavaş yavaş olgunlaşan bir süreç var. Benim ümitvar olduğum o… Burada açıkçası yöntem de farklı. Doğrudan görüşmelerin getirdiği avantajlar var. İmralı’ya BDP gidiyor, devlet istihbarat birimlerinin temasları var. Sürecin içindeki aktörler doğrudan temas halinde. Halk da öyle görüyor, netice alınacağının işaretleri olarak görüyor.”

Peki, çözüm sürecine dışarıdan bakış nasıl? Resmi görüşmelerde bu konuda işbirliği imkânları da görüşülüyor mu?

Davutoğlu, “Bütün uluslararası forumlarda ilgi var, büyük destek var; AB’den, ABD’den” diye devam ediyor: “Olumlu yaklaşım var, getireceği unsurlara pozitif yaklaşımlar var, yaygın ve büyük bir destek var.

Ama çözüm sürecini ben hiçbir ajandaya koymam. Bu benim iç meselem, hiçbir dış muhatapla görüşmem. Kuzey Irak istisna sayılır, Kuzey Irak’ın bu sürece katkısı olabilir. Suriye 2007 Dağlıca’dan sonra yarayı kaşımaya çalıştı, şu anda Suriye’de muhatap yok. Irak’la, İran’la kanallar açık, gerekirse konuşulur.

İşin suç boyutu ayrı, herkesle konuşurum, Avrupa’yla da konuşurum. Ama Türkiye’deki süreç bize aittir, aile içi sayılır. Ama özellikle Kıbrıs, Suriye, Irak meselesi yanına bir de bunu koyayım diye gündem yok. Hatta bir dış- işleri bakanı geldiğinde bu konuyu görüşmek istedi, gündemden çıkardım.”

‘Bundan sonra Esed’le ancak…’



Davutoğlu, NATO’daki Suriye oturumlarında, özellikle Fransa ve Almanya’ya hitaben bir nüfus karşılaştırması yaptığını aktardı. Suriye’nin 20 küsur milyon nüfusuyla çektiği sıkıntıyı, hemen hemen aynı nüfus büyüklüğüne sahip Türkiye, Almanya veya Fransa çekse nasıl bir tablo ortaya çıkardı? Cevabı da kendisi veriyor: 1 milyona yakın ölüm, 4 milyon göçmen, yerinden edilmiş 15 milyon insan. Bu trajik bir durum…
Ortada 3 senaryo, 3 seçenek var diyor Davutoğlu:

1-Bekle, gör politikasıyla mevcut durumun devamı; insanlar ölmeye, ülke yıkılmaya devam edecek.

2-Dış müdahale: 1990’larda Balkanlar’daki insanlık trajedisinin durdurulması için BM kararı gerekiyor. Şu anda bu imkânsız görünüyor,

3-Geriye muhalefete daha çok destek olma kalıyor, Ankara da uluslararası zeminde onun için çalışıyor.

Peki ya Beşar Esed ile konuşarak siyasi çözüm imkânı?

“Kendisiyle benden fazla konuşmuş kimse yok” diyor Davutoğlu; “Bundan sonra Esed ile ancak iktidardan ayrılmasının koşulları konuşulur.”