Gözler Erdoğan'ın ne yapacağında

Başbakan, Gül ve Arınç'ın başlattığı, herkesin bir ucundan tutmaya çalıştığı yangın söndürme çalışmasına katılacak mı?

Başbakan Tayyip Erdoğan, perşembe akşamı yurda döndüğünde ne diyecek?
Ankara’da Başbakanlık koridorlarından İstanbul’da Taksim Meydanı’nda çadır kuran eylemcilere dek merak edilen bir soru bu.
Çünkü doğruyu söylemek gerekirse, Erdoğan’ın dört gün önce Kuzey Afrika seyahatine çıkmasından bu yana Taksim protestolarının daha fazla sertliğe meydan vermeden çözüm yoluna girmesi için elinden geleni yapıyor.
Burada en önemli rol Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün oldu. Aslında Gül 31 Mayıs’ta Başbakan’ın tutumunu daha da katılaştıran konuşmasının ardından polisin de dozu arttırmasıyla, buna karşın o ana dek pasif olan protestocuların içinden polise karşılık verenler de çıkmaya başlayıp yürekler ağza geldiğinde de devreye girmişti. Polisin çekilip kalabalığın Taksim’e girmesinin akşamında gerilim düşme eğilimine girerken Erdoğan’ın sarf ettiği ‘çapulcu’ sözü, zaten artık iki ağaç için olmaktan çıkan Gezi Parkı eylemini iyice ‘hayat tarzını savunma’ eylemine çevirdi, iki günde protestolar 48 ile yayıldı.
Bu arada, hükümetin PKK ile diyalog süreci nedeniyle bu eylemlere BDP’nin (ve PKK’nın cephe örgütü KCK’nın) uzak durduğu unutulmamalı. Taksim protestosu, Kürt hareketi yoksa Türk laik, hatta sol hareketinin bitmiş olduğu tezini de çöpe atmış oldu. Taksimciler, taleplerini silahsız külahsız, kitle eylemiyle duyurdular. Cumhurbaşkanı Gül’ün ‘Ortadoğu değil Batı tipi eylem’ demesi bu nedenle anlamlıydı.
Gül, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, BDP’li Sırrı Süreyya Önder (ki milletin vekili olmayı son zamanda en çok hak eden siyasetçi olduğunu kanıtladı) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile görüştü. Kılıçdaroğlu çıkışta protestocuları şiddet ve tahribattan kaçınmaları konusunda uyardı.
Arınç, protestoları polisin ilk gün orantısız güç ve gaz kullanmasının ‘çığırından çıkardığını’ söyleyerek kamuoyu önünde özeleştiri yaptı. Protestonun, şiddete kaymadıkça bir hak olduğunu söyledi ve asıl önemlisi, Türkiye’de birbirinden çok farklı hayat tarzlarıyla bu günlere gelindiğini, tıpkı Gül gibi o da vurguladı. Polisin aşırı şiddetinden dolayı zarar görenlerden özür diledi. Bu konularda üslubun dışlayıcı değil kapsayıcı olmasının önemini vurguladı. Dahası, belki hem muhalefet hem de ABD ve AB’den gelen ‘itidal ve diyalog’ çağrılarının da etkisiyle Taksim temsilcileriyle görüşeceğini ilan etti.
Buna karşın Taksim eylemcileri de dün akşamki Miraç Kandili münasebetiyle, alanda içki dağıtımına, küfre, mevlit boyunca da taşkınlığa izin vermeyeceklerini, alanda Kuran okunup simit dağıtılacağını açıkladılar. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Başbakan ve ailesine yönelik hakaret içeren sloganları kınadı ve demokratik hakk kullanılırken bundan kaçınılmasını istedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, 8 Haziran için planladıkları hükümete karşı mitingi ertelediğini açıkladı. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı da Erdoğan’ın Türkiye’ye dönüşünde AK Parti Gençlik Kolları tarafından bir gövde gösterisiyle karşılanacağı yolundaki haberleri yalanladı.
Yani bu çok bilinmeyenli denklemi çözmek için en büyük bilinmeyeni öğrenmek kaldı geriye.
Erdoğan dönünce ne diyecek?
‘Nerede kalmıştık?’ diyerek ‘çapulculara pabuç bırakmama’ hattını mı sürdürecek, yoksa Gül ve Arınç’ın başlattığı, herkesin bir ucundan tutmaya çalıştığı yangın söndürme çalışmasına mı katılacak?
Bunun cevabını kimse kestiremiyor; Türkiye’nin önündeki on puanlık soru bu.