Gözünü ilk kırpan kim olacak; Erdoğan mı Obama mı?

Obama bir yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile anlaşmasına doğru ilerlerken, diğer yandan gözlerini adeta Erdoğan'ın gözlerine dikmiş, YPG konusunda kimin geri adım atacağı, kimin gözlerini kaçıracağı gerilimine girmiş görünümdedir.

Davetli diplomatlardan birisinin Çırağan’dan çıkarken “Yemek için geldik, dayak yedik” dediğini duymuş Türk konuklardan birisi.

Davet Birleşmiş Milletler’in kültür örgütü UNESCO’nun Gaziantep’i ‘Gastronomi Kenti’ ilan etmesi üzerine verilmişti ne de olsa, Belediye Başkanı Fatma Şahin ev sahibi sıfatıyla uzun süredir hazırlanıyordu buna.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın katılımı, Türkiye’deki yabancı diplomat ve şirket temsilcilerinden çoğunun davete icabet etmesinde pay sahibi olmuştu.

“Dayak yedik” benzetmesine neden olan da Erdoğan’ın burada yaptığı konuşma olmuştu.

Daha bir gün önce 19 Şubat’ta ABD Başkanı Barack Obama ile Suriye krizi üzerine uzun bir konuşma yapan Erdoğan, 20 Şubat’ta BM ve hemen hemen bütün ülkelerin diplomatlarını bulmuşken en taze, en sert mesajlarını Gaziantep mutfağı vesilesiyle vermeyi uygun bulmuştu.

***

Obama ile 1 saat 20 dakika süren konuşma görünüşte taziye amacını taşıyordu.

17 Şubat akşamı Ankara’da Hava Kuvvetleri ve askeri lojmanlar arasındaki yolda, kırmızı ışıklarda duran askeri servis araçlarının yanında meydana gelen patlamada 28 askeri ve sivil personel katledilmişti.

Başbakan Ahmet Davutoğlu 18 Şubat’ta saldırganın YPG bağlantılı Salih Neccar olduğunu söylemiş, bunun arkasında Suriye’deki Beşar Esad rejiminin bulunduğunu ve Türkiye’nin de “her türlü tedbiri alma hakkını saklı tuttuğunu söylemişti.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın gerek Erdoğan, gerekse Davyutoğlu’nun karargahı taziye ziyaretleri sırasında yüzünden akan üzüntü ve kızgınlık aslında fazla söze gerek bırakmıyordu.

Erdoğan’ın günlerdir ABD Başkanına yaptığı “Ya Türkiye, ya PYD” çağrısına daha alt düzeylerden “Siz müttefikimizsiniz, ama PYD’ye ihtiyacımız var” mealinde yanıtlar geliyor, bunlar Ankara’daki asabiyeti artırıyordu.

***

Diğer yandan Rusya ve Suriye ordusu desteğiyle PYD ilerlemeyi sürdürüyor, ABD Özel Kuvvetleri’nin YPG ile Suriye’de ortak operasyon yaptığı bölgelerin Rusya’ya bildirildiği böylece oraların vurulmamasının sağlandığı haberleri basına yansıyordu.

Suriye’ye İncirlik’ten geçip geçmedikleri dahi açıklanmayan komandolarının hayatı konusunda ABD, NATO üyesi Türkiye’den çok hasmı –ama şu sıralar Suriye’de ateşkes için görüştüğü- Rusya’ya mı güveniyordu?

İşte Erdoğan’ın Obama ile görüşme böyle bir atmosferde yapılmıştı.

***

Özet mi? Türkiye daha asker-sivil 28 ordu mensubunu bir terör eylemine kurban vermiş haldeyken ve bundan YPG’yi sorumlu tutarken dahi, ABD’nin mesajı “Topçu ateşini durdur” oluyordu.

Bir parantez açalım: Erdoğan-Obama görüşmesinin YPG konusunda kilitlenmesinin ardından PKK’nın paravan örgütü TAK’ın “Biz yaptık” açıklaması oynanan oyunun ne kadar karmaşık uluslararası boyutları bulunduğu şeklinde de yorumlanabilir. Bu şiddette bir terör eyleminin üzerinden iki gün ve epey üst düzey diplomasi geçtikten sonra, adeta YPG’yi temize çıkmak istercesine üstlenilmesi daha önce pek görülmemiş bir örnek.

Türkiye-ABD, ya da öyle düşünmek isterseniz Erdoğan-Obama ilişkileri PKK’nın Suriye kolu PYD ve onun silahlı kanadı YPG üzerinde kilitlenmiş vaziyette; bu Türkiye için, Türk dış politikası için hiç de yüz ağartıcı bir durum değil.

***

Erdoğan’ın Gaziantep mutfağı konuşmasında “Bu ülkeler vatandaşlarına yönelik saldırılar karşısında çok şiddetli tepkiler verirken Türkiye’ye sadece sabır ve metanet telkin etmeleri samimiyetsizliktir” derken kast ettiği başta ABD olmak üzere Batılı müttefiklerdir, ama en çok ABD’dir.

İşin tabii bir de AB ile yaşanan göç müzakereleri boyutu var. Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in orkestra şefliğinde 5 Mart’ta planlanan görüşmelere de atıf var burada.

Ama Erdoğan, en çok Obama ile ilişkilerinden derin bir hayal kırıklığı içinde, Obama’nın ısrarı karşısında giderek daha kesin bir tavır almaktadır.

Konuşmasında, Türkiye’nin kendisine yönelik terör eylemlerine katbekat fazla yanıt vermeyi sürdüreceği, yani YPG’yi vurmaya devam edeceğini söylemekle kalmamakta, çıtayı yükseltmektedir.

***

Şu sözler bu tırmanışı göstermektedir:

·         “Hiç kimse Türkiye’nin kendisine yönelik terör eylemleri karşısında meşru müdafaa hakkını sınırlayamaz, bunu kullanmasına da engel olamaz. Türkiye, karşı karşıya olduğu tehditlerle mücadele noktasında, Suriye’de ve terör örgütlerinin yuvalandığı her yerde gerekli gördüğü her türlü operasyonu yapma hakkına sahiptir.

·         “Bunun, ülkelerinin toprak bütünlüğüne hakim olamayan devletlerin egemenlik haklarıyla bir ilgisi kesinlikle yoktur. (Burada Suriye ve Irak yönetimleri kast ediliyor-MY)  

·         “Türkiye angajman kurallarını sadece kendisine yönelik fiili saldırılarla sınırlı olmaktan çıkarıp, PYD ve DAİŞ başta olmak üzere her türlü terör tehdidini kapsayacak şekilde genişletme hakkını kullanacaktır.

·         “Türkiye Cumhuriyeti devletinin hiçbir vatandaşının canı dünyanın herhangi bir bölgesinde yaşayan vatandaşlarının veya insanlarının canlarından daha az değerli değildir. Türkiye’yi maruz kaldığı tüm tehditlere ve saldırılara rağmen kendi sınırlarına hapsetme çabası gülünçtür.''

***

Erdoğan’ın bu sert açıklamaları Cumartesi gecesi çalışan kriptolarla başkentlere geçildi.

Pazar günü ne mi oldu?

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Ürdün’de yaptığı açıklamada, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Suriye’de “Geçici ateşkes” çerçevesi konusunda anlaşmakta olduklarını ilan etti.

Obama bir yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile –Türkiye’nin ne kadar devrede olduğu kuşkulu- anlaşmasına doğru ilerlerken, diğer yandan gözlerini adeta Erdoğan’ın gözlerine dikmiş, YPG konusunda kimin geri adım atacağı, kimin gözlerini kaçıracağı gerilimine girmiş görünümdedir.

***

Burada önemli bir soru hâlâ cevap beklemektedir.

Özellikle de Erdoğan beş yıllık Suriye politikasının artık sonuç getirmeyeceğini –kabule yanaşmasa da- görmüş haldeyken, Türkiye’yi dışlayarak bulunan bir formülün pürüzsüz ilerleyeceğine Obama gerçekten inanmakta mıdır?

Eğer öyleyse, ne yazık ki bu terör ortamı kısa sürede son bulacak gibi görünmüyor?