Güçlü başkan sistemine "yumuşak geçiş"

AK Parti 7 Haziran seçimlerinde satranç lisanıyla çift vezirle oynayacaktır, Erdoğan'ın yüzde 50'nin altına, velev ki suçu Davutoğlu'na atacak olsa bile tahammülü yoktur. 19 Ocak Bakanlar Kurulu'nun tarihi önemi de işte buradan kaynaklanıyor. Yürütmenin etkin ve verimli işlemesi adı altında Erdoğan gücün Cumhurbaşkanı'nda biraz daha toplanması için idari düzenlemeler yapıyor. Anayasa değişikliğine gitmeksizin Türkiye'nin idari rejiminde fiili değişikliğe ilk adımı atıyor.

Dün dört gazete hemen hemen aynı manşetle çıktı: Başkanlık sistemine ilk adım.

Sabah, Akşam, Yeni Şafak ve Star, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 19 Ocak’ta Bakanlar Kurulu’nu Ak Saray’da toplamış olmasını bu şekilde duyurdular.

Dört gazeteyi de artık “hükümet yanlısı olarak” tarif edenler haksızlık etmiş olur; çünkü artık bir Erdoğan çizgisi var.

Aylardır Erdoğan’ın Bakanlar Kurulu’nu toplayacak olmasını Türkiye’de Parlamenter rejimden Başkanlık rejimine geçiş olarak görenlere yönelik eleştiri dalgası bu manşetlerle boşa çıktı, kabul edilmiş oldu.

Çünkü Erdoğan’ın Bakanlar Kurulu’nu toplaması kendisinden önceki cumhurbaşkanlarında olduğu gibi “istisna” değil, “kaidedir”.

***

Başbakan Ahmet Davutoğlu bunu zaten kabul etmişti, Erdoğan baştan söylemişti, pek çok aday arasından Erdoğan tarafından halef seçildiğinde böyle olacağını biliyordu.

Ama belki bu kadar çabuk ve bu kadar ağır olacağını tahmin etmiyordu.

Belki Erdoğan’ın seçimlere Davutoğlu’nun kendinden öncekiler gibi Başbakanlık yapmasına, AK Partiyi seçimlere kendisinin götürmesine izin vereceğini umuyordu.

Öyle olmadı.

Bakanlar sekiz buçuk saat sürecek bir hesap verme oturumundan önce, Ak Saray’daki büyük toplantı salonuna alınıp sessizce 80 dakika beklediler önce.

Çünkü Erdoğan’ın daha önce Davutoğlu’na yüz yüze söyleyecek iki çift lafı vardı, onu beklediler.

***

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bakanlar Kurulu ardından gazetecilerin sorularını yanıtlanırken, muhalefetin “saçma sapan” eleştirilerine karşın, Türkiye’nin hâlâ “şu ya da bu şekilde” Parlamenter sistemle yönetilmekte olduğunu söylemek zorunda kaldı.

“Şu, ya da bu şekilde” Parlamenter sistem… Arın. Kendi üslubunca bir değişimi kayda geçiyordu.

Başbakan Davutoğlu’nun çehresi ise dün sabah Londra’da kameralar karşısına çıktığında, bir önceki gün 80 dakikalık sohbet ardından fotoğraflara yansıdığı kadar gergin değil, aksine neşeliydi.

Kelimelerle arası her zaman iyi olan Davutoğlu’na göre yaşananlar, dört gazetemizin tarif ettiği üzere “Başkanlık sistemine ilk adım” değildi; bir “yumuşak geçiş” idi.

Nereden nereye geçildiği konusuna da açıklık getirdi Davutoğlu: “Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki görev dağılımında yumuşak bir geçiş” idi bu.

Gerçi Anayasamızda Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında bir görev dağılımı yazılmıyor ama, Davutoğlu’na göre bu yumuşak geçiş ile Türkiye’nin etkili bir hükümet ve siyasi vizyona” sahip olduğunu kanıtlar bir “test” başarıyla verilmişti.

***

Aslında Davutoğlu-Erdoğan ilişkisi 19 Ocak’tan önce testten geçmeye başlamıştı.

Mesela yolsuzluk ve rüşvete karışmakla suçlanan dört eski bakana Davutoğlu gidip kendilerini Yüce Divan’da aklamaları için gönüllü olmalarını tavsiye etmişti.

Ama Erdoğan’ın 7 Haziran seçimlerine giderken, Fethullah Gülen ekibinin darbe girişimi olarak saydığı yolsuzluk iddialarına haklılık zemini verebilecek bu tür prensip gösterilerine ihtiyacı yoktu.

O zamana dek eski bakanlara soru filan soran Soruşturma Komisyonu üyeleri durumdan vazife çıkartıp otel kâğıdına çiziktirilmiş iki satırı dahi masumiyet delili saymak suretiyle yargılanmalarına gerek bulunmadığı yönünde oy kullandılar.

Dün Meclis Genel Kurulu’nda eski bakanlar Egemen Bağış’ın deyişiyle “iftiralardan” AK Parti milletvekillerinin oylarıyla aklanırken, Davutoğlu oylamada yoktu, Londra’daydı.

***

Aslına bakarsanız şimdi sırada bir test daha var.

Davutoğlu, malum, ekonomi ve idare alanında iki önemli “reform müjdesi” vermişti: Haksız imar rantını bir nebze kısıtlayacak düzenlemeler ve parti yöneticileri dâhil kamu şahsiyetlerinin mal varlıklarına şeffaf denetim getirilmesi…

Ancak Davutoğlu’nun müjdesinden kısa süre sonra Erdoğan AK Parti yönetimini, Meclis’te yasaların çıkmasını sağlayacak Grup Başkan Vekilleri dâhil Ak Saray’a çağırdı.

Şimdi zamanı mıydı tam seçime giderken imar kanunu ile mal bildirimiyle uğraşmanın? Göreve talip olacak ilçe başkanı bile bulamazdı AK Parti bu gidişle. Ali Babacan ve yapmak istiyordu, “Batmanlı”, yani Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ne yapmak istiyordu?

***

Sıradaki teste gelince; Ankara’da merak konusu şu:

Davutoğlu bu iki reform düzenlemesini Meclis’e getirecek mi? Getirirse, Meclis’ten geçirebilecek mi?

AK Parti vekilleri ikisi farklı şeyler söylüyorsa Erdoğan’ı mı dinlerler, yoksa Davutoğlu’nu mu?

Cevabı siz de biliyorsunuz, bana söyletmeyin lütfen.

Erdoğan AK Parti’nin seçim kampanyasına bizzat ağırlığını koyacaktır. Bunu güya seçim kampanyası değil, her gün yapacağı açılış ve konferans konuşmalarıyla yapacaktır.

AK Parti 7 Haziran seçimlerinde satranç lisanıyla çift vezirle oynayacaktır, Erdoğan’ın yüzde 50’nin altına, velev ki suçu Davutoğlu’na atacak olsa bile tahammülü yoktur.

***

19 Ocak Bakanlar Kurulu’nun tarihi önemi de işte buradan kaynaklanıyor.

Yürütmenin etkin ve verimli işlemesi adı altında Erdoğan gücün Cumhurbaşkanı'nda biraz daha toplanması için idari düzenlemeler yapıyor.

Anayasa değişikliğine gitmeksizin Türkiye’nin idari rejiminde fiili değişikliğe ilk adımı atıyor.

Bu sistem ancak Erdoğan Cumhurbaşkanı, AK Parti hükümet ve Başbakan olarak da taleplerine yüzde yüz uyumlu bir Başbakan oldukça işleyebilir.

O nedenle Erdoğan 7 Haziran seçimlerini ne Davutoğlu’na, ne adil rekabete, ne de şansa bırakabilir; ne gerektiğini düşünüyorsa onu yapacaktır.

Ve bunu mevcut Anayasa ile yapmak belki de daha uygundur.

Çünkü Erdoğan ne yaparsa yapsın, ileride bir soran olursa, Anayasa’nın 105’inci maddesine göre sorumlusu başında Davutoğlu’nun bulunduğu Bakanlar Kurulu olacak, hesabı onlar verecektir.