Güçlü muhalefet ihtiyacı ve CHP

CHP'nin en azından bir 3-4 puan sıçramayla yüzde 30 psikolojik eşiğine ulaşması ve mümkünse aşması yalnızca kozmetik değişikliklerle mümkün değil.

CHP’nin 16-17 Ocak’ta Ankara’da toplanacak kurultayı belki de en çok Türkiye’nin şu sıralar güçlü bir muhalefet partisine ihtiyacı olması nedeniyle önem taşıyor.

Çünkü Türkiye şu sıralar bir yandan terörizmden ekonomiye, oradan diplomasiye dek çetin sorunlarla meşgul olurken, diğer yandan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın öncelik verdiği üzere parlamenter rejimden başkanlık rejimine geçme tartışması yaşıyor.

AK Parti iktidarını Meclis’te dengeleyip denetleyecek, gerektiğinde de ulusal sorunları hükümetle –ortak noktalarda buluşmaya zorlayarak- birlikte aşmak üzere güçlü bir CHP bu nedenle gerekiyor.

***

Bu kurultay 1 Kasım 2015 seçimlerinden sonra CHP’nin kendi içinde en geniş hesaplaşma fırsatı olacak.

Seçimlerde AK Parti oyların yine neredeyse yarısını alırken, CHP ancak çeyreğinden biraz fazlasını alabilmişti.

Bu sonuç CHP’nin, hiç değilse bu kez yüzde 30’a ulaşmayı uman sadık seçmeni arasında derin hayal kırıklığına yol açmış, değişim talepleri dile getirilmeye başlanmıştı.

***

Bir önceki kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısında genel başkan adayı olarak çıkıp kaybeden Muharrem İnce’nin bu defa aday olmak istemeyeceği CHP’liler arasında konuşuluyor.

Keza Umut Oran’ın da son bir hafta-on gündür pek sesi çıkmıyor. Mustafa Balbay ise aday olmak için toplam 1290 delege içinde yeterli destek arayışını sürdüreceğe benziyor.

Ancak Kılıçdaroğlu’nun kurultaydan yeniden genel başkan seçilerek çıkması dışında bir ihtimali dile getiren yok siyaset kulisinde.

***

Kılıçdaroğlu’nun yerini koruyacağı, genel başkanın değişmeyeceği, CHP’nin de değişmeyeceği, değişmek zorunda olmadığı anlamına gelmiyor ama.

Değişmek zorunda çünkü CHP 1990’lardaki sert iniş çıkışların ardından nasıl 2000’lerde yüzde 21-22 aralığına sıkışıp kaldıysa, 2010’larda da 25-26 aralığına sıkışıp kalmış durumda.

Deniz Baykal’ın istifa etmek zorunda kalmasının ardından Kemal Kılıçdaroğlu ile gelen değişim rüzgarı, evet, CHP’yi 3-4 puan yükseltti ama oradan ileri götüremedi.

***

Oysa CHP seçmeninin Türkiye’nin mevcut iç ve dış koşulları, AK Parti’nin ‘baskın parti’ durumu altında tek başına iktidar olmasa da, en azından yüzde 30 eşiğine ulaşma arzusu var.

CHP uzun yıllardır hükümete hasret.

Yüzde 30 demek, Meclis’te daha etkin temsil, hükümet ortağı olunamasa bile AK Parti iktidarı karşısında ağırlık koyabilecek, onu dengeleyebilecek, ses getirebilecek güçlü muhalefet demek.

***

Son birkaç seçim, CHP tabanının giderek daha eğitimli, daha şehirli, güncel deyimle daha ‘beyaz yakalı’ olmaya başladığını gösterdi.

‘Sahillere sıkışma’ diye tarif edilen, sahil olmayan, az farkla ikinci olunan bölgelerdeki laik, demokrat seçmeni göz ardı etme eğilimi aslında tabandaki bu modernist dönüşümü gösteriyor.

Oysa hâkim popülist dil ve örgütlenme yöntemi hâlâ 1970’lerin yeniden üretilen, kırsal motifler temelinde yükseliyor.

***

CHP son dönemlerde dindar kitleye de hitap etme siyaseti izliyor ve bir kitle partisi olarak bunu yapmak zorunda.

Ama bunu yaparken izlenen yöntem kendi mahallesinde işlevi kalmamış bazı isimlerin, adeta Avrupa’da miadı dolmuş, dolmak üzere olan futbolcuların sırf ismi var diye transfer edilmesi gibi parti yönetim kademelerine alınması şeklinde oldu; en azından görüntü bu.

Bu çerçevede yaşanan hayal kırıklıklarının maliyeti CHP’ye ağır oluyor ve bu durumun parti içinde hoşnutsuzluk kaynağı olduğu da sık sık dışarı yansıyor.

***

Dolayısıyla CHP’nin en azından bir 3-4 puan sıçramayla yüzde 30 psikolojik eşiğine ulaşması ve mümkünse aşması için yalnızca kozmetik değişikliklerin yeterli olmadığı dışarıdan bakılınca da görülebiliyor.

Bu yalnızca söylem değişikliğiyle mümkün olacak bir hedef gibi görünmüyor.

Sadece yönetimdeki isimlerin değişikliğiyle sınırlı kalmayan, örgütlenme yapısı, çalışma tarzı ve kadro anlayışını da içeren bir yenilenme ve Türkiye’nin sorunlarına bakışta bir güncellemeyi gerekli kılan program değişikliği gerekli görünüyor.

***

Belki bu ihtiyacı CHP’nin tarihinden gelen yüklerle barışarak vedalaşmasını, seçmen tabanını genişletecek şekilde halkla yeniden kucaklaşıp Türkiye’nin her köşesinde temsilini mümkün kılacak bir hamle olarak tarif etmek gerebilir.

Bu çerçevede CHP’nin Kürt seçmenle yeniden barışabileceği, daha genç ve daha kadın bir program ve örgütlenme çalışmasını gündeme alması zamanı da gelmiştir.

Kılıçdaroğlu’nun kurultaydan –büyük ihtimalle- yine genel başkan olarak çıktığı takdirde altı ay içinde bir tüzük ve program kurultayı toplayacağı konuşuluyor.

Bu sadece CHP açısından değil, Türkiye’de çok partili demokratik sistemin sağlıklı olarak sürdürülebilmesi bakımından da kilit önemde bir fırsat olabilir ve iyi değerlendirilmesinde yarar var.

 

http://www.radikal.com.tr/149826514982650

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.