Gül: Bunlar Türkiye'ye yakışmıyor

Gelişmelerden üzüntü duyduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı, Başbakan Yardımcısı Arınç'a suikast hazırlığı iddialarını yarın hükümet, asker ve istihbarattan soracağını söyledi
Gül: Bunlar Türkiye'ye yakışmıyor

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kuveyt Emiri Cabir El Sabah?a Radikal Ankara Temsilcisi Murat Yetkin?i tanıştırıyor. Türkiye?ye yatırım çekmek için ülkenin başarılarını anlatan Gül, içerideki rahatsızlığın dışarıdaki görüntüye etkisinden endişe ediyor. FOTOĞRAF: MUSTAFA ÖZTARTAN/ Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi

KUVEYT- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kuveyt yatırımcılarını Türkiye’ye çekmek için düzenlediği toplantılarda, Türkiye’nin yatırımlar açısından ne kadar güvenli, dünyanın büyükleri arasında yer alan ekonomisini reformdan geçirmiş, yatırılan parayı enflasyona eritmeyen ve demokrasisiyle olduğu kadar askeriyesiyle de güçlü ve güvenilir olduğunu anlatmaya çalışıyor.
Bir yandan Ankara’dan haberler gelmeye devam ediyor. İntihar eden Ergenekon sanığı subayın cenazesine savcıların iddiasına itibar etmediklerinin de göstergesi olarak- üst düzey komutanların katılması ardından, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evi etrafında iki subayın gözaltına alınması ve bunlardan birinin Arınç’ın adres kâğıdını yutmak isterken yakalandığı haberleri, Türk heyetine ulaşıyor.
Türk-Kuveyt İş Konseyi toplantısı ardından görüşme fırsatı bulduğumuz Cumhurbaşkanı Gül’e soruyoruz:
Başbakan Yardımcısı Arınç olayını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dönünce detayları alırız.
Genelkurmay Başkanı’yla haftalık görüşmede mi?
İstihbarat teşkilatından da, oradan da, hükümetten de. Haftalık görüşmeler (Perşembe günleri yapılıyor-MY) zaten devlet görüşmeleri oluyor. Bunlar tabii konuşulan meseleler. Nedir tam bilmeden bir şey söylememek lazım.

Kriz yok, ama rahatsızlık

Türkiye’ye dışarıdan bakınca başka, içeriden bakınca başka görünmeye, makas açılmaya başladı son bir yıl içinde. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunlar üzücü. Bu Türkiye’ye yakışmaz. Bu rahatsızlık büyürse, Türkiye’nin dışarıdaki görüntüsünü zedelemeye başlar. Bir ülke içeride güçlüyse, dışarıda da güçlü olur. Kriz halindeki bir ülkenin Başbakanı, Dışişleri Bakanı başı dik dolaşamaz. Bir ülkenin içinde sorun varsa dışarıda rahat edemez. Tabii şu anda öyle bir şey var demem.
‘Kriz var demem’ mi diyorsunuz?
Öyle söylemem doğrusu.
Peki rahatsızlığı nasıl tanımlıyorsunuz?
Birincisi, bazı konuşmalar yapılıyor. Sadece genel başkanları kastetmiyorum; yani sözcüler de olabilir. Siyasetçilerin üslubu doğrusu biraz yaralayıcı oluyor.
İkincisi, Türkiye’nin önemli meseleleri diye altını çiziyorum bunun. Çünkü bu hükümet olur, geçmiş hükümetler olur, gelecekteki hükümetler olur, bunlar önemli, saklanamayacak konulardır. Bunların halliyle ilgili, herkesin daha beraberce çalışabilme, daha hükümetler üstü meseleler olarak görüp çalışabilmek lazım.

Yargı içinde ayrışma

Yargı içinde ayrışma izlenimi var. Bazı durumlarda herkesin hesap verip vermemesi tartışılıyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye küçük nüfuslu bir ülke değil. Bizim sadece Milli Eğitim camiamız, yargı camiamız nüfus açısından Avrupa’daki birçok devletten büyük olabilir. Silahlı Kuvvetler’i alırsanız yine öyle... Böyle bakınca uygulamada problemler çıkıyor.
Burada çok ilkeli olmak (lazım). Önemli olan hukuk devletinin kuralları, ilkeleri neyse, makamlara bakılmadan, konumlara bakılmadan bu uygulanır. Açıkçası böyle hallolur. Bunların hiçbiri ortada kalmaz. Neticede çok detaylı hukuk kuralları var.
Gönül arzu eder ki, burada şahsi görüşler, mesleğin gerektirdiği titizliği zedelemesin.

Telefon dinlemelerdeki suç

Telefon dinleme konusudaki tartışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Telefon dinleme konusunda karışıklılığın olması söz konusu. Üzücü doğrusu. Telefon dinlemeyle ilgili oluşan kanaatte biraz doğru bilgilenmeme var. İki türlü, gayet açık; bugünkü teknolojik gelişmeler birçok avantajları getirdiği gibi, dezavantajları da getiriyor. Nedir bu?
Yetkisiz, kanunsuz, suç teşkil eden dinlemelerdir bunlar. Suçtur. Delil olarak kullanılamaz. Şimdi böyle, herkes birbirini dinliyor (gibi bir izlenim var-MY)... Türkiye’de varsa başka yerde de vardır. Çünkü teknoloji o ülkede de var, bu ülkede de var. Bu teknoloji oraların dükkânlarından alınıp geliniyor. Paranoya kelimesini kullanmak istemem; biraz böyle bir hava açıkçası.
İkincisi, yetkili organlar, mahkeme kararı olmadan dinleme yaparlarsa, bu daha büyük bir suç. Zaten bir işe de yaramaz, delil olarak da sayılmaz. Şikâyet söz konusu olursa bu hemen tespit edilebilir.
Diğer taraftan mahkeme kararıyla yapılan dinlemelere de kimse bir şey diyemez. Çünkü, nihayetinde mahkeme kararı diyoruz.
Şimdi bakın, Türkiye’de işkence niye artık yok? Polis eskiden onu zor kullanarak itiraf ettirerek suçluyu arardı. Değişen ceza yasalarımızda öyle değil. Deliller ortaya çıkarılıp zanlının önüne konuyor.
Onun için mahkeme kararıyla yapılan, düzgün, hukuka uygun şeyleri suç gibi göstermemek lazım. Onların sayısı da sınırlı zaten.

Hareketli günler

Cumhurbaşkanı Gül, son iki gündür, güncel meseleler üzerine son zamanlarda hiç olmadığı kadar ayrıntılı değerlendirmelerde bulunuyor. Bu durum, kuşkusuz, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan kaynaklanıyor.
Cumhurbaşkanı olarak Gül, herhalde ne kurumlar arası çatışma sorulduğunda ‘var’ demeyi, ne de ‘kriz’ durumuna gidildiğini söylemeyi uygun bulacaktır.
Ancak son iki gündür söyledikleri, en yetkili isimlerden, Başbakan Tayyip Erdoğan’dan, Genelkurmay Başkan Orgeneral İlker Başbuğ’dan ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Emre Taner’den aldığı bilgilerle, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’den gelen bilgilerle tabloyu net olarak gördüğünü ortaya koyuyor.
Arınç olayının bir üst seviyede açıklığa kavuşturulması için yarın (24 Aralık) yapılması beklenen haftalık görüşmelerin yanı sıra, 28 Aralık’taki Milli Güvenlik Kurul da (MGK) önemli fırsat ve zemin verecek. Arınç’ın da üyesi olduğu bir kurulda sivil ve askeri üyelerin birbirlerine soracağı sorular olabilir. Ankara, hareketli günlere gebe.