Gül, Erdoğan'ı uzlaşmaya ikna edebilecek mi?

Açılış hamlesi Gül'den geldi, siyasi aktörler 'varız' dedi. Krizin uzlaşmayla çözümü Erdoğan'a bağlı.

Kritik bir hafta olacağı her halinden belliydi. Ankara’daki iktidar satrancının açılış hamlesi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den geldi.
Zaten bir süredir devreye girmesi istenen Cumhurbaşkanı, Meclis’te grubu olan dört parti lideriyle de yaşanan kriz üzerine görüşmeye karar vermişti.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, MHP lideri Devlet Bahçeli ve BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile randevuları sabah saatlerinde ilan edildi. Ak Parti lideri sıfatıyla Başbakan Tayyip Erdoğan ile akşam saatlerinde görüşeceği ise akşamüzeri duyuruldu.
Gül, aslında geçen haftadan bu yana, HSYK yasası üzerinde kopacağı belli olan ve kökleri 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasına dayanan krizi uzlaşma yoluyla nasıl çözebileceğine dair temaslara başlamıştı. Saptayabildiğimiz kadarıyla Gül geçen haftadan bu yana konuyla ilgili olarak –Köşk’teki danışmanları dışında- şu kişilerle görüştü: Meclis Başkanı Cemil Çiçek, Asya gezisinde olduğu sürede Erdoğan’a vekâlet eden Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay (en az iki defa), Adalet Bakanı Bekir Bozdağ (en az iki defa), İçişleri Bakanı Efkan Ala.

Cumhurbaşkanı’nın bu süre içinde görüştüğü MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile bu konulara da değinmiş olduğunu varsayabiliriz. Keza Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile de kriz hakkında konuşmuş olduklarını varsayabiliriz. Özetle, Cumhurbaşkanı’nın haftaya böyle önemli bir hamleyle başlaması için elinde yeterince veri birikmişti. Ve tabii Meclis’te hafta sonu yaşanan tekme tokat kavgalar korkulanın başa ve krize müdahalenin kaçınılmaz hale geldiğini gösteriyordu.
Üç muhalefet partisinin de üzerinde birleştiği iki nokta var. Birincisi, yargı üzerinde hükümet etkisini arttıracak adım atılmaması. İkincisi de HSYK yasası çerçevesinde Meclis’e sıçrayan idare-yargı krizinin bastırılmasının, yolsuzluk soruşturmalarının örtbas edilmesine gerekçe yapılmaması.

Ancak karşı çıkışların dozu ve niteliği konusunda üç muhalefet partisinin farklılıkları da var.
Bu konuda en kısık sesle, adeta mecbur kaldığı için konuşan BDP. Çünkü BDP, Ak Parti’nin fazla yıpranmasını, yasadışı PKK ile hükümetin sürdürdüğü diyalog sürecini olumsuz etkileyebileceği, uzatabileceği endişesiyle istemiyor. Bu durum, Abdullah Öcalan’ın hafta sonu İmralı’dan yaptığı açıklamayla daha da net görünüyor. Öcalan, ismini açıkça vermeden, 17 Aralık’ta başlayan yolsuzluk soruşturması ve sonrası gelişmeleri, adeta Başbakan Erdoğan ve Ak Parti söylemini andırır şekilde, belki de o niyetle atılmış bir pas olarak ‘darbe girişimi’ diye tanımlıyor, o yangına körükle gitmeyeceğini söylüyor.

MHP’nin yargıdaki Ak Parti etkisinin artması ve yolsuzluk iddialarının unutturulmaması konusunda tutumu net. Buna karşın Bahçeli, kendisi de Anadolu’nun muhafazakâr kitlesine hitap eden bir siyasetçi olarak, yakın zamana kadar yakın müttefik olan Erdoğan ve Gülen’in her an barışıp arada kalanları birlikte ezme ihtimalini hesaba katarak adım atıyor gibi. CHP ise Ak Parti’nin HSYK tasarısını geri çekip, yolsuzluk soruşturmalarını ucu kime giderse gitsin engellememesi durumunda, hızlı bir anayasa değişikliği dahil Meclis’te işbirliğine hazır olduğunu ilan etti. Kılıçdaroğlu’nun Gül görüşmesi ardından yaptığı bu duyuru, Ankara’da son haftalarda kulaktan kulağa fısıldanan, ancak izi sürülemeyen perde gerisi anayasa temaslarını hatırlatır türden.

Birde Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in dün öğleden sonra yaptığı hamle var. Çiçek, Ak Parti’nin HSYK taslağının anayasa uygunluğu üzerine ‘muhalefetin istediği’ bir çalışma başlattığını açıkladı. Bu aslında siyasetin manevra alanını genişleten bir hamle sayılabilir.
Özetle, Gül’ün açılışı ardından siyasi aktörler, eğer Meclis’te yeni bir oyun kurulabilirse, o oyunda yer alma niyetlerini beyan etmiş durumda. Ancak bu oyunun kurulup kurulamayacağı hâlâ bir kişiye bağlı, o da Erdoğan. Gül krizin uzlaşmayla çözülmesinin ülkenin olduğu kadar, hükümetin de yararına olduğu konusunda kadim yol arkadaşı Erdoğan’ı ikna edebildi mi, edebilecek mi? Her halükârda hareketli günler devam edecek gibi görünüyor.