Gül farkında ama Erdoğan maalesef

Cumhurbaşkanı Gül durumun farkında, ama Başbakan Erdoğan maalesef değil; ya da farkında ama kabul etmek istemiyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün öğleden sonra Taksim hareketine 48 saat içinde ikinci müdahalesini yaptı.

Daha bir saat kadar önce Başbakan Tayyip Erdoğan’ın tutumunu daha da katılaştıran basın toplantısında söylediklerine karşın göstericilerin mesajını aldığını, anladığını, toplumda değişik hayat tarzlarının bir arada yaşama talebine saygılı olunması gereğini söyledi. Daha bir saat kadar önce Başbakan Erdoğan’ın kendisine ‘itidal’ talep edenlere ‘kendilerine baksınlar’ demiş olmasına karşın itidal talep etti. Daha bir saat kadar önce Başbakan’ın ‘Yüzde 50 oy aldım’ deyip, göstericilerin karşısına, yani kendi halkının bir kısmının karşısına bir başka kısmını çıkarma gözdağına karşın, seçimin demokrasinin tek şartı olmadığını söyledi.

Gül zaten bir süredir, Erdoğan’ın yargı, yasama, yürütmenin o kadar da ayrı olmaması gerektiğini söylemesine ve genişletilmiş yetkilerle cumhurbaşkanlığı istemesine karşın kuvvetler ayrılığı ve dengeleme-denetleme mekanizmalarının güçlendirilmesini, tek adam yönetimine izin verilmemesini vurguluyordu.

Başbakan Fas, Cezayir ve Tunus’u kapsayan 4 günlük seyahatine çıkmadan önceki basın toplantısında gergin ve yorgun görünüyordu. Kendisine soru soran gazetecilere karşı sorularla cevap verdi, hatta Reuters haber ajansı muhabiri ile (isminin Birsen Altaylı olduğunu kısa sürede bütün camia öğrendi) canlı yayında dakikalar süren polemiğe girdi. Erdoğan gösterilerin dış bağlantılı olduğunu öne sürüp istihbarat servislerinin bunu araştırdığını da söyledi.

Daha çok kadınlarca yapılan tencere-tava protestolarına dair bir soruya ‘Tencere, tava, hep aynı hava’ cevabı vermesi ise merhum Necmettin Erbakan’ın zamanında benzeri eylemler için kullandığı ‘Glu-glu dansı, fasa-fiso’ demesini anımsattı.

Gül’ün ise açıklama yapacağı, sabah saatlerinde daha önceden kapalı olacağı duyurulan bir programı basına açmasıyla anlaşılmıştı. Aslında dün, özellikle eylemlerin yeniden canlandığı akşam saatlerinden itibaren sosyal medyada Gül’ün mutlaka devreye girmesine dair binlerce mesaj dönmeye başlamıştı. Gül, 1 Haziran’da Türkmenistan dönüşü Erdoğan’la bir telefon konuşması yapmış ve bu konuşma ardından polis Taksim’den çekilerek tansiyonu o an için düşürmüştü. Cumhurbaşkanının yeniden devreye girmesinde ABD, AB ve Avrupa Konseyi’nden gelen tepkilerin de payı olduğu anlaşılıyor. Gül’ün dün akşam saatlerinde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile de görüşme randevusu vermesi, durumun ciddiyetini bütün boyutlarıyla anladığını gösteriyor.

Lafı toparlayalım: Gül durumun farkında ama Erdoğan maalesef değil ya da farkında ama kabul etmek istemiyor.

O kadar ki, daha birkaç gün öncesine dek çıkışıyla övündüğü İstanbul Borsası’nın birkaç saat içinde yüzde 10 civarında değer yitirmiş olmasını dahi hafife alıyor. Yalnızca Koç ve Hacettepe üniversitelerini öğrencilerin sınavlarını ertelediği için eleştirirken, dün pek çok üniversitenin de aynı kervana katılmış olduğunu belki kabul etmek istemiyor.

Erdoğan’ın kendi planlarının ne pahasına olursa olsun eksiksiz uygulanması gerektiği ısrarı 50 kişilik mütevazı bir park protestosunu birkaç gün içinde 48 ilde milyonlarca insanı kapsayan bir tepki hareketine dönüştürdü. Gül, Erdoğan ısrar ettikçe bu hareketin giderek politize olacağının ve toplumun yeniden kutuplaşacağının farkında. Gül, bunu önlemeye çalışırken, çoğulcu ve dengeleme-denetleme yapılarına sahip bir siyasi sistemin neden Türkiye için elzem olduğunu da kanıtlamış oluyor.