Gül kararlı, bu kez seçilecek mi?

Gül, Köşk için "Halk iradesini ortaya koydu" diyor. MHP salona girerse, bu kez seçilebilir.

Dışişleri Bakanlığı dün, yaygın deyimle 'tarihi günlerinden birini yaşadı'. Toplantıya girerken bunu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e de söyledim. Önce inanmadı, sonra salona bakınca, 'Doğruymuş, birden gözümde büyüdü' diye şakalaştı. Yıllardır, yirmi beş küsur yıldır Ankara medyasının içindeyim ve bunun ciddi kısmı diplomasi muhabirliğiyle geçti, ben Dışişleri'nde böylesine ilgi toplayan bir basın toplantısı görmedim.
Tabii konu önemliydi, konuşan önemliydi, önemli bir zamanda konuşuyordu.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 'Karar kendisinin' demesinin ardından Gül cumhurbaşkanı adaylığı üzerine konuşacaktı.
Aradan bir seçim geçmiş ve AK Parti, Gül'ün cumhurbaşkanlığının haksızlık yapılarak engellendiği iddiası üzerine oturttuğu seçim kampanyasından kendisinin bile beklemediği yüksek bir oyla galip çıkmıştı. Seçim boyunca doğrusu 'Yüzde 40'ı geçebiliriz' dışında tahmin yapmayan Gül, dün 'yüzde 43 tahmin'de bulunduğunu söyledi.
İşte, CHP başta olmak üzere muhalefetin 'yeterince temsil niteliği olmayan ve süresini doldurmuş' Meclis eleştirisi de artık geçersizdi: Gül, Meclis'in yenilendiğini ve yüzde 85 temsil oranına kavuştuğunu anlattı.
Kurduğu mantık geçerliydi ama, bir türlü sadede gelmiyordu.
Sonunda ısrarlı 'Kararınız nedir, tamam mı, devam mı?' sorularımızla, ağzından 'evet' çıkmasa da, "Halkın iradesini görmezden gelemem" dedi.
Yine de açıkça "Aday olacağım" dememiş olmasının nedeni, acaba hem kendisine, hem de seçimden, seçmenin kendisini istediği, ama gerginlik istemediği mesajını çıkaran Erdoğan'a bir manevra alanı bırakmak mıydı? Erdoğan'ı yüzde 47 oy desteğine karşın toplumun değişik kesimleri karşısında zor bırakmama, dayatma görüntüsü vermeme kaygısı mıydı? Emekli Orgeneral Edip Başer'in bir İtalyan gazetesine demecindeki 'Cumhurbaşkanlığında yine gerilim olursa müdahale getirir' anlamındaki sözleri zaten canını sıkmıştı. Gül bu açıklamayı 'yanlış' ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin itibarını azaltıcı buluyordu.
Daha da önemlisi, adaylığını koyunca seçilebilecek miydi?
Aslında Anayasa'ya göre üçüncü turdan itibaren başka hiçbir partinin desteğine ihtiyaç kalmadan, AK Parti oylarıyla Gül seçilebilir. Ama Anayasa Mahkemesi'nin son kararına göre, seçime geçilmesi için 367 oy gerekiyor. Belki DTP'lilerin ve diğer bağımsızların katkısıyla bu sınır zorlanabilir, ama bu kez başka tartışmalara kapı açılabilir.
CHP'li Mustafa Özyürek, dün Gül'ün adaylığına karşı olduğunu açıkladı; CHP Gül'ün aday olduğu oylamaya girmeyebilir.
MHP yönetimi ise, kesin kararını hafta sonu yapacağı toplantıda verecek. MHP'den gelen işaretler, kendi cumhurbaşkanı adaylarını gösterecekleri yönünde. Bu da, zaten oturuma gireceklerini gösteriyor. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin seçim sonrası beyanlarında 'Siyasete Meclis dışı müdahaleyi' eleştirmesi de, bu yönden meşruiyetçi bir tutum alacağı şeklinde youmlanmaya müsait.
Eğer böyle olursa, yani MHP sadece yoklamada bulunursa, bu dolaylı destekle AK Parti, Gül'ü on birinci cumhurbaşkanı seçebilir.
Yani Erdoğan'ın hesaplarında Meclis aritmetiği dışında başka unsurlar yoksa, Gül'ün adaylığında o da ısrar edebilir. Aslında karar Gül'den çok Erdoğan'ın sayılır.
Baykal, Erdoğan konusunda haklıydı
Son günlerde, Zülfü Livaneli'nin ortaya attığı 'Mehmet Sevigen'in evindeki yemekte Erdoğan'a siyasi af pazarlığı' konusuyla da meşgul oluyoruz.
Okuyunca önce 'Keşke, Livaneli bunu daha önce, örneğin Baykal'la arası bozulmadan, son seçimlerde liste dışı kalmadan ve CHP seçimden hayal kırıklığıyla çıkmadan açıklasaydı' dedim.
Sonra da şunu düşündüm, işin pazarlık ve iki ay iddialarını özünden ayrı tutarak: Baykal'ın Erdoğan üzerindeki siyasi yasakların kalkması ve onun milletvekili seçilmesi için verdiği destek, siyaseten ve ahlaken doğru bir adımdı. Belki, Baykal'ın siyasi hayatında attığı en doğru adımlardan biriydi.
Erdoğan'ın Siirt'te okuduğu şiir yüzünden hapisliği üzerine, bir de siyaseten yasaklanmasına ortak olması mı daha iyi olurdu? Birincisi, bu fırsatçılık yakışık alır mıydı? İkincisi, kurduğu parti seçimden açık ara önde çıkmış Erdoğan'ın başbakanlığına engel olsaydı, Baykal'a o zaman karşı çıkmamız gerekmez miydi?