Gül neden Avrupa ısrarında?

Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye-AB ilişkilerini geliştirmenin sadece Türkiye'nin elinde olmadığını en iyi bilecek konumda. Uyarıları dikkate alınmalı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün yayımladığı bayram mesajında ülke sorunlarının mutlaka demokratik usullerle çözülmesi, demokrasinin geliştirilmesi dileğiyle birlikte Avrupa Birliği üyelik hedefine ‘kilitlenme’ çağrısında bulundu.

Bu çağrı bütün halka yapılmış olmakla birlikte, asıl adresi kuşkusuz Başbakan Tayyip Erdoğan ve hükümetidir. Cumhurbaşkanı, bayram mesajında neden AB hedefine kilitlenilmesi çağrısında bulunmak ihtiyacı duymuştur ve AB’nin kollarını açıp Türkiye’yi beklemediği koşullarda Gül’ün Avrupa ısrarının anlamı nedir?

Çünkü Türkiye-AB ilişkilerinin 2005 yılından bu yana bir taraftan Kıbrıs ihtilafı, diğer taraftan Almanya ile Fransa tarafından belirlenen Kara Avrupası siyasi atmosferi nedeniyle mesafeli olduğu aşikârdır. Diğer taraftan Türkiye’de son yıllarda Ortadoğu ülkeleriyle (dinsel benzeşme dahil) kültürel unsurların ağırlıkla vurgulandığı siyasi ilişkilerin Türk dış politikasında ağırlık kazanması, Türkiye’nin doğusu ve güneyiyle ticaretinin de artması, AB ile aradaki mesafeyi daha da arttırmıştır.

Komşularla sıfır sorun politikası Gül’ün 2008’de Ermenistan ile kurduğu temas ile psikolojik eşiği aşmış ve 2009’da zamanın çiçeği burnunda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2009’da Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Erbil’deki merkezini ziyaret etmesiyle zirve noktasına ulaşmıştır. Ama zirveye ulaşan her yolculukta olduğu gibi, bu politikada inişe geçilmesi de yine 2009’da başlamıştır.
O sıralarda Irak ve Suriye ile ortak bakanlar kurulu toplantıları düzenleyen, Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yürüten Türkiye, İsrail’in Gazze’de uyguladığı sert siyaset nedeniyle bozulup 2010’daki Mavi Marmara katliamıyla kesilmiş, Arap Baharı’nın Tunus’tan sonraki durağı Libya’da Arap ülkeleriyle ilişkiler ilk sarsıntıyı almıştır.

Tunus ve Mısır’da Müslüman Kardeşler’in AK Parti’nin sandık merkezli siyasetini örnek alan merkezcil kanadın başa geçmesiyle yeniden cesaret bulan Ankara, muhalefetin başını yine Müslüman Kardeşler’in çektiği Suriye iç savaşına (mültecilere yardım konusundaki insani görev bir yana) biraz fazla müdahil olmuştur. Gelinen noktada Arap Baharı Suriye ve Mısır’da karaya oturmuş görünmekte, Tunus ve Libya’da ise her geçen gün sıkıntısı artmaktadır.

Gül 2007’de cumhurbaşkanı seçilmeden önce AK Parti hükümetlerinde başbakan ve dışişleri bakanı olarak görev yapmıştır. Daha önce Strazburg’daki Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin Türk Grubu’nda 10 yıl hizmeti vardır. Siyasete girmeden önce, çoğu Suudi Arabistan’da olmak üzere Ortadoğu’da çalışmıştır. Özetle, Avrupa ve Ortadoğu arasında Türkiye’nin çıkarları bakımından en iyisinin hangisi olduğu yolunda değerlendirmeyi yapıp halka ve hükümete en uygun tavsiyede bulunabilecek tecrübe ve makamdadır. Bir nokta daha var: Gül ve Davutoğlu arasında dışişleri bakanlığı yapmış olan Ali Babacan, halen Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı’dır. Babacan 6 Ağustos günü Türkiye’nin 2013 büyüme ve ihracat hedeflerini aşağı çekmek zorunda kalabileceğini açıklamıştır. Bunda Gezi Parkı protestolarından çok, Amerikan Merkez Bankası (FED) etkisiyle yaşanan küresel gelişmelerin etkisi olduğunu sözlerine eklemiştir.
Ancak Babacan, Gezi Parkı süresi ve sonrasında hükümet tarafından Batı finans kuruluşları, medyası, hükümetleri aleyhine yaygınlaşan söylemin, bankalar, büyük şirketler ve bitmiş ihalelere karşı takınılan tutumun Türkiye’ye yabancı sermaye akışını olumsuz etkileyeceğini en iyi bilecek konumdadır. Daha az gelir, daha çok demokrasi getirmez ama daha çok demokrasi daha çok gelir getirir.

Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye-AB ilişkilerini geliştirmenin sadece Türkiye’nin elinde olmadığını en iyi bilecek konumda, Gül’ün, özellikle de Ortadoğu’da belirsizlikler içindeyken Türkiye’nin ABD’nin demokratik ve ekonomik değerlerine odaklanma ihtiyacına vurgu yaptığı açık. Bu bakımdan dikkate alınması gereken, olumlu bir uyarı sayılmalı.
Herkese iyi bayramlar.