Güldal Mumcu haklı çıkarken

Güldal Mumcu, 'Uğur Mumcu'nun katili yakalandı' sözüne inanmamıştı. 'Umut' davasında dün verilen kararda da katilin kim olduğu belirtilmiyordu.

2000 Mayıs'ında hükümet Uğur Mumcu'nun katil zanlılarının yakalandığını açıkladığında, kendisini umut dalgasına kaptırmayan tek kişi vardı. Dün Ankara DGM'de sonuçlanan dava ne yazık ki bir tek onu, Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'yu haklı çıkardı.
Mahkeme, yargılananlardan kimin Uğur Mumcu'yu öldürmekten suçlu olduğunu açıklamadı.
Türk Ceza Kanunu'nun 'Anayasa'yı silah zoruyla değiştirmek' suçunu öngören 146'ncı maddesi gerekçesiyle verilen üç idam cezası, eğer onaylanırsa, Türkiye'nin AB dosyalarına ek yük getirecek.
Ama Mumcu davasına adalet getirecek mi?
Oysa, Başbakan Ecevit, 2000 Mayıs'ında,
"Haberler kesin, katil yakalandı" derken sesi sevinç doluydu. O zaman çalıştığım gazete adına bu açıklamayı Başbakan'dan alan ilk gazeteci olmak da bana sevinç vermişti.(*)
Zanlı, dönemin İçişleri Bakanı Tantan'ın gözaltına alındığını açıkladığı dokuz şeriatçı militan arasındaydı. Mumcu'nun avukat kardeşi Ceyhan Mumcu bu açıklamalar üzerine "Tantan'a güveniyorduk, faillerin yakalanması sürpriz olmadı" derken, Güldal hanım susuyordu.
Gerçeği istiyoruz
Zanlılara, 11 Mayıs sabahı Ankara'da, Uğur Mumcu'nun 24 Ocak 1993'te bombalı bir suikastla öldürüldüğü Gaziosmanpaşa'daki evinin önünde yaptırılan tatbikat sonrası, yetkililer cinayetin açığa çıktığından artık emin olduklarını söylüyorlardı. Polis kaynaklarının muhabirlere ayrıntılarıyla anlattığı gibi, işte arabayı ters park etmişler, ama yedi yıl aradan sonra
'zanlılar bunu fark etmişlerdi'.
İçişleri Bakanı Tantan, "Sırada diğer faili meçhul cinayetler var" dedi. Gerçekten de birkaç gün sonra 'Ahmet Taner Kışlalı'nın katilinin de aynı kişiler olduğu' haberleri yayılmaya başladı.
Ama tatbikatın yapıldığı o gün işlerin pek de söylendiği gibi gitmediğini gören biri vardı.
Güldal hanımla, tatbikattan sonra, öğle saatlerindeki konuşmamızın ardından,
"Bunları yazmak istiyorum" dedim. "Siz bilirsiniz" dedi.
"Umutlu olmak istiyorum, ama henüz umutlu söyleyecek kadar bilgi sahibi değilim" diyordu Güldal Mumcu. Tantan aramış, bilgi vermiş, "Olumlu gelişmeler var. Biraz sabredin" demişti.
Güldal hanım şöyle devam ediyordu: "Daha önce de birkaç kez katilin bulunduğu söylenmişti. Dosya mahkemeye çıksın. Cinayetin önünde kim var, arkasında kim var, tetikçisi kim bir görelim. Dosyayı görmeden umutluyum diyemem. Biz gerçeği istiyoruz. Gerçek her ne ise, onu istiyoruz."
Güldal Mumcu'nun bu sözlerinden sonra hem kamuoyu hem hükümetteki hava dönmeye başladı.
Hatta, 22 Mayıs'ta DGM Başsavcısı Cevdet Volkan ve soruşturma savcısı Hamza Keleş'in Başbakan Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'a gidip 'polisteki sızıntının işlerine engel olduğu' şikâyetinden sonra Ecevit de, Tantan da daha temkinli konuşmaya başlamışlardı.
Hatta pek konuşmaz olmuşlardı.
Nihayet, 12 Haziran'da Ecevit Diyarbakır'dan Ankara'ya dönerken gazetecilerin "Size yakalanma konusunda yanlış bilgi mi verdiler?" sorusu üzerine şunları söylüyordu:
"Yakalandıklarında 'Ben işledim' deyince, ilk refleks bunu doğru kabul etmek oldu. Ama bazıları yanlış çıktı. Kim bilir, belki de birileri başkaları adına yükleniyor."
Ecevit bu sözlerinden sonra bir daha Mumcu cinayetini araştırma, ya da 'Umut Operasyonu'na değinmedi.
Ankara DGM'deki dava 2000 Ağustos'unda açıldı ve dün sonuçlandı.
Ayrıntılar Adnan Keskin'in haberinde ama,
24 sanık üzerinde toplam 22 eylem var. Bunların içinde Mumcu, Kışlalı, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy'un öldürülmesi de bulunuyor.
Henüz hangi sanığın kimin öldürülmesinden sorumlu olduğu, dünkü kısa kararda
açıklanmış değil.
Yani 146/1'den idam cezasına çarptırılan, yasadışı 'Tevhid-Selam' örgütü üyesi oldukları açıklanan Ferhan Özmen, Necdet Yüksel ve Rüştü Aytufan'dan hangisinin Mumcu'yu ya da diğer aydınları öldürdüğü, kamuoyunca bilinmiyor.
Gerekçe açıklandığında, hükümet yetkililerinin ne dediğinden çok, Güldal Mumcu'nun ne diyeceğine bakacağız.
Çünkü, artık onun kararı kamuoyunu tatmin
edecek.
(*) 8 Mayıs 2000, Sabah