Gül'den AB liderlerine: İmzalarınız şaka mıydı?

Gül, Türkiye'nin AB üyeliğini tartışmaya açan Avrupalı liderlere 'ciddi olun, gölge etmeyin' uyarısında bulundu

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyelik hedefini tartışmaya açan Avrupalı liderlere tepki gösterdi ve ahde vefaya çağırdı. Dün Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (USAK) Ankara’daki yeni bina açılışında bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Gül; “Ahde vefa duygusunun altını çizmek gerekli. Eğer ülkeler, liderler attıkları imzaların şaka olduğunu, onların çok da bağlayıcı olmadığını düşünür veya bu intibayı verirlerse, o zaman çok büyük güven bunalımları ortaya çıkar ve çok tehlikeli bir durum ortaya çıkar” dedi.
Gül isim vermese de bu konuşmasıyla özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Türkiye’ye ‘ayrıcalıklı ortaklık’ adı altında ikinci sınıf bir statü verilmesindeki ısrarı ve bu konuda Almanya Şansölyesi Angela Merkel’i de kendisiyle hareket etmeye çalışmasını kastettiği anlaşılıyor.
Özellikle Almanya’da öteden beri Türkiye’nin üyelik hedefini destekleyen sosyal demokratların koalisyon dışında kalmasına yol açan seçimler ardından konu yeniden tartışmaya açıldı. Merkel ve Alman Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Türkiye’nin üyeliği konusunda daha önce Almanya adına atılan imzaya sadık olduklarını açıklasalar da, ortakları Liberal Demokrat Parti’nin (FDP) siyaset değişikliğine gidilmemesi konusunda kilit rol oynadığı biliniyor.
Cumhurbaşkanı Gül’ün dünkü konuşmasında AB ile ilişkilere değinirken uzun yıllar Almanya’nın dışişleri bakanı olarak görev yapmış kıdemli FDP siyasetçisi Hans Dietrich Genscher ile dün sabah yaptığı görüşmeye atıfta bulunması da belki bu yüzden.
Gül, Gencsher’in kendisine Türkiye’nin zaten dış politika ve güvenlikten gümrük birliğine dek ileri derecede ayrıcalıklı ortak olduğunu söylediğini aktararak, bundan ötesinde söylemin anlam taşımadığını vurguladı.
Cumhurbaşkanı bu çerçevede, AB’nin ‘genişleme yorgunluğuna düştüğü’ bahanelerine ise şu yanıtı verdi: “Bazıları, bana ’Avrupa çok yoruldu. Onun için biraz durmak gerekli’ diyorlar. Biz Avrupa’nın bir şey yapmasını istemiyoruz ki Avrupa’nın sadece bizi seyretmesini istiyoruz. Yapacak olan biziz, reformları yapacak olan Türkiye. Avrupa yapmayacak, Avrupa sadece seyredecek, bize ‘tamam bizim standartlarımıza eriştiniz’ veya ‘erişmediniz’ deme zahmetinde bulunacaktır. İnanıyorum ki bunlar geçici şeylerdir. O açıdan, Türkiye kararlılıkla yoluna devam edecektir.”
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband’ın muhtemelen Türkiye’den limanlarını Kıbrıs gemilerine açmasını istemek için Ankara’ya gelmesinden bir gün önce yapılan bu konuşma, Avrupa siyasetinde Türkiye üzerine oluşan havadan Ankara’nın duyduğu rahatsızlığı da yansıtmış oldu.
Kıbrıs konusuna değinmişken, Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın Zaman gazetesine verdiği demeçte ‘Yıl sonuna kadar da, nisana kadar da anlaşma çıkmaz’ demiş olması gelinen noktanın uzlaşmaya doğru olduğunu söylemek mümkün değil. Ankara kendisine şu soruları soruyor:
Soru: Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ne Türk limanları ne koşulda açılabilir?
Cevap: Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki ambargo rahatladığında.
Soru: Limanlar açılmazsa AB Türkiye ile ilişkileri keser mi?
Cevap: Hayır.
Soru: Türkiye limanları karşılıksız açsa ve Kıbrıs konusunda her isteneni yapsa AB üyeliğine kabul edilecek mi?
Cevap:Hayır.
Soru: Hristofyas’ın Tük tarafıyla uzlaşmaya sürekli ‘hayır’ diyerek kaybedeceği bir şey var mı?
Cevap: Hayır.
Bu durumda AB yetkililerinin ve Miliband’ın Türkiye’yi ikna edebilecek yeni bir önerisi var mı? Bilemiyoruz, ama muhtemelen o da hayır.
Türkiye coğrafyasında kendi siyasi, ekonomik, güvenlik çıkarları yönünde adım attığında ‘Batıdan doğuya dönüyor’ eleştirisini yapanlar, bu kadar hayırdan bir hayır çıkmayacağını da hesaba katmalı.
AB ile ilişkilerin bu solan tablosuna karşın, Türkiye’yi çok ilgilendiren bir alanda önemli bir gelişme kayda geçmeli.
Türkiye’nin PKK ile mücadelede ABD ve Irak Kürtlerinden önemli destek istediği bir sırada, ABD Başkanı Barack Obama, Rum Ortodoks Partiği Bartholomeos’u, bütün dünyanın tanıdığı Ekümenik sıfatıyla kabul etti ve önemli bir görüşme yaptı.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın demokratik açılımın yalnızca Kürt meselesi ve PKK ile mücadele ile sınırlı kalmayacağı sözüne yeni bir örnek olabilir. Her gün yeni bir boyuta açılıyoruz ne de olsa.