Gül'den İslami ortaçağ uyarısı

Türk Cumhurbaşkanı'nın İslam-Hıristiyan medeniyetleri yerine İslam dünyası içi medeniyet çatışması uyarısı yapması önemlidir.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dün İstanbul Forumu toplantılarının dördüncüsünde yaptığı açış konuşması, aslında uluslararası siyaset lügatine girmeyi hak ediyor.

Gül, Amerikalı siyasetbilimci Samuel Huntington’un, dünyanın geleceğinde bir ‘medeniyetler çatışması’ bulunduğu tespitinden yola çıkarak Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgenin ‘ondan daha vahim’ bir ‘medeniyet-içi çatışma’ senaryosuyla karşı karşıya olduğu tespitini yapıyor. Gül’e göre bu durum Avrupa’nın, diğer deyişle Hıristiyan medeniyetinin altı yüzyıl önce yaşadığı türden bir ortaçağ ‘karanlığının’ İslam dünyasında başlaması senaryosudur.

Türkiye Cumhurbaşkanı’nın, İslam dünyasını ‘ortaçağ karanlığına’ taşıyacak bir medeniyet-içi çatışma tehlikesi saptaması ve bunu uluslararası bir toplantıda dile getirmesi önemlidir.

Daha iyi anlamak amacıyla Gül’ün söylediklerini önü-arkasıyla aktaralım:
“Önümüzde iki senaryonun olduğuna inanıyorum: Birincisi, her büyük dönüşüm sürecinde olduğu gibi, çeşitli iç ve dış faktörlerin devreye girdiği; jeopolitik çıkar algılarının ve güç dengesi siyasetinin izlendiği senaryodur. Dahası, jeopolitik çıkara dayalı çatışmacı anlayışın, bir diğerini öteki ve hasım gören etnik ve mezhep temelli kimlik siyasetiyle birleştirilmesidir ki; bu daha önce de ifade ettiğim gibi, İslam dünyasının Avrupa’dakine benzer bir ortaçağ karanlığına taşınması demektir. Herhangi bir ülkenin, mezhebin veya toplumun böyle bir dönemden kazançlı çıkması ise imkân ve ihtimal dahilinde değildir. Diğer bir ifadeyle, ‘medeniyetler çatışması’ndan daha vahim bir ‘medeniyet-içi çatışma’ya yol açacak bu senaryo, herkesin kaybedeceği bir felaket senaryosudur.

“İkinci senaryo ise mevcut tehlikenin boyutlarını idrak ederek dar jeopolitik çıkarlara dayanan, etnik ve mezhepçi kimlik siyasetini reddetmektir. Avrupa’nın bu tarz siyasetin ürünü olan savaş ve çatışmalardan çıkardığı derslerle hayata geçirdiği başarılı ekonomik entegrasyon ve güvenlik mimarileri hepimizin malumudur. Ortadoğu’da yaşayan halklar da ortak değerler ve ortak çıkarlar etrafında buluşmak suretiyle, kendi bölgelerini, bir barış, istikrar ve refah havzasına çevirebilirler.”

Gül bu uyarıyı Arap Baharı’nın yükseliş ve kısa sürede düşüşünden, Mısır, Tunus, Suriye örneklerinden yola çıkarak yapmaktadır. Ancak işin bir de açıkça konuşulmaktan kaçınılan, buzdağının suyun altında kalan kısmı vardır.
Bu kısmını Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç geçenlerde “Müslümanlık buysa, ben değilim” isyanıyla dile getirmiştir.

Bu gerçek, şu anda İslam dünyasını kasıp kavuran ve en hızla yükselen hareketin, ne yazık ki cihat için her tür terörist eylemi makbul sayan, El Kaide ve bağlantılı hareketler olmasıdır. Bir zamanlar bu grupları işleri düşünce Batı’ya karşı koz diye kullanılabilecek, mahallenin haylaz çocukları gözüyle bakıp büyüten Arap petrol zenginleri, şimdi bu canavarla nasıl başa çıkacaklarının derdine düşmüş durumdalar.
Ve evet, genel olarak Selefî/Cihadî olarak anılan bu hareketlerin asıl faaliyet alanı artık Batı dünyası değil, Doğu dünyasıdır. Arap Baharı’nın başlangıcına neredeyse eşzamanlı olarak ABD’nin El Kaide lideri Usame bin Ladin’i öldürüp (2 Mayıs 2012) cansız bedenini Hint Okyanusu’na attığından bu yana El Kaide faaliyetleri Afganistan-Pakistan sınırlarından bütün İslam coğrafyasına yayılmış, Müslüman Kardeşler dahil silahsız İslami hareketleri silindir gibi ezmeye başlamıştır. Yemen, Somali, Mali ve en sonunda yanı başımızdaki Irak ve Suriye’de Kaide’ye bağlı gruplar ülke yönetimlerini ele geçirmek üzere savaşmaktadır. (Batılı istihbaratçılar acaba bu duruma bakıp ‘yesinler birbirlerini’ diyorlar mıdır?)

Bunun üstüne bir de İran, Pakistan, Irak, Suriye, Lübnan ve kimsenin görmek istemediği şekilde Suudi Arabistan ve Körfez’deki Sünni-Şii çatışma ekseninin yükselmesi, Gül’ün yaptığı uyarının boşuna olmadığını anlamaya yeter.

Gül’ün görmek istediği tablo olan ikinci senaryonun yakın zamanda hâkim olacağını gösteren bir işaret ise ne yazık ki en azından bugün görünmemektedir.