Gül'e bir Çankaya çelmesi de Erdoğan'dan geldi

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 11. cumhurbaşkanının halk tarafından değil, Meclis tarafından seçileceğini ilk kez bu açıklıkla kabul etmesi, dün seçim öncesi siyaseti dalgalandırdı.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 11. cumhurbaşkanının halk tarafından değil, Meclis tarafından seçileceğini ilk kez bu açıklıkla kabul etmesi, dün seçim öncesi siyaseti dalgalandırdı. Gerçi Başbakan daha önce de benzeri imalarda bulunmuştu. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yolundaki Anayasa değişikliğine Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve CHP tarafından yapılan itirazı reddetmesi ardından ilk kez bu kadar net söylediğini okuyoruz: "Görülüyor ki (mahkeme kararı) bu seçime yansımayacak, ekime kalacak. Sanki Meclis seçecek gibi."
Dünkü Akşam'da İsmail Küçükkaya imzasıyla yayımlanan bu sözler, Başbakan'ın şimdiye dek izlediği cumhurbaşkanlığı seçimi tutumunda
ciddi bir değişiklik olduğunu gösteriyor.
Erdoğan'ın 22 Haziran'da Batman'da yaptığı konuşmadaki "Türkiye bu seçimlerden sonra bir cumhurbaşkanlığı seçimi krizi ile karşı karşıyadır" sözleriyle karşılaştırıldığında, bu değişikliğin ülkedeki siyasi gerilimi düşürücü yönde olduğu söylenmeli.
Ülkedeki siyasi gerilimi düşürücü bu değişiklik, AK Parti içindeki gerlimi de düşürür mü? Muhtemelen düşürür. Ancak aynı şey AK Parti'nin kurucu kadrosu için de söylenebilir mi?
Erdoğan'ın 'Uzlaşma ararız' vurgulu, halk tarafından seçimi 12. cumhurbaşkanına bırakan, dolayısıyla yeniden ve derhel bir erken seçime gitmemek için uzlaşmayı öne çıkaracağı belli olan demeçlerinin yayımlandığı dün NTV'ye çıkan Meclis Başkanı Bülent Arınç, 367 yoklama zorunluluğu nedeniyle cumhurbaşkanı seçiminin bir fasit daireye, başka deyişle çıkmaza dönüşebileceğini söylüyordu. Bu sözlerle Erdoğan'ın 22 Haziran Batman çizgisini sürdürüyor ve ilerletiyor görünüyordu.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, gerçi 29 Haziran'da Radikal'de yayımlanan demecinde, cümleler arasında kalan 'Ben olurum, başkası olur' ifadesiyle, sanki ilk kez kendisi dışiındaki 11. cumhurbaşkanı çözümlerine kapı aralar görünüyordu. Ancak daha sonra verdiği demeçlerle, hatta Anayasa Mahkemesi kararı ardından yaptığı açıklamalarda da, meydanların kendi adaylığı konusunda mutabık, hatta ısrarlı olduğunu vurguluyordu.
Başbakan Erdoğan'ın dün Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinde yayımlanan demecinde ise, uğruna erken seçim ve ciddi bir siyasi krizi göze aldığı 'Tek adayımız Gül' hattından, başka AK Parti adaylarının da diğer partilere önerilebileceği hattına geçtiğini saptayabiliyoruz. Bunun anlamı, artık Başbakan'ın aklında Gül dışında adaylara da yer açtığıdır.
'Özel hayat' şifresiyle anılan eşlerin başının kapalı olması konusunun 'koşul yapılmamasının' Erdoğan tarafından da hâlâ gündemde tutulması bir yönüyle samimi bir temenni, bir yönüyle de kademeli siyasi manevra gibi duruyor. Günü, saati geldiğinde, Erdoğan, sırf Batman konuşmasında olduğu gibi yeni bir kriz, onu (Anayasa hükmü uyarınca) derhal yeni bir erken seçime zorlayacak yeni bir kriz yaşanmaması için, 'Nasıl olsa 12. cumhurbaşkanını biz seçeceğiz' söylemini benimseyebilir.
Tabii insanın aklına, Başbakan'ın bu uzlaşma yaklaşımını neden örneğin nisan ayında göstermediği sorusu geliyor. Ama geleceğe bakmak lazım ve yakın gelecek için şu söylenebilir: Başbakan Erdoğan'ın dünkü açıklaması ardından, Dışişleri Bakanı Gül'ün 11. cumhurbaşkanı seçilmesi şansı daha da azalmıştır. Gül gibi, halkın ciddi bir kesimi tarafından benimsenen bir politikacının, önce muhalefet ve yargı, şimdi de kendi yol arkadaşı ve Genel Başkanı tarafından Çankaya yolunda çelmelenmesi durumuyla karşı karşıyayız. Ama anlaşılan Erdoğan şimdi pragmatist, gerçekçi
yönünü öne çıkarma zorunluluğunu hissetti.
Bunu neden hissetti? Acaba cumhuriyet mitinglerinden, toplum nezdinde Çankaya konusunda muhalefet ile yaşanan kutuplaşmadan, Genelkurmay ile yaşanan karşılıklı açıklamalardan, temaslardan bir sonuç mu çıkardı? Yoksa, AK Parti seçim sözcülerinin 'Yüzde 40'ı aştık, tek başımıza cumhurbaşkanı seçeceğiz' propagandasına karşın, kendi elinde yüzdelere değil, sandalye dağılımına dayanan gerçekçi tahmin ve çalışmalar olduğu için mi? Şu anda anlamak mümkün değil.
Ama şunu söylemek mümkün: Kendiliğinden kenara çeken Abdüllatif Şener'i de katarsak, cumhurbaşkanlığı krizi, Arınç ve Gül'ün de AK Parti içinde esi ağırlıklarını kaybedeceği, Erdoğan'ı tek adam bırakıcı bir süreci başlatmış görünüyor.