Güle güle Sezer

Köşk, özel bir dönemde özel bir görev yüklenen Cumhurbaşkanı Sezer'i değiştirdi. Köşk, Gül'ü de değiştirecektir.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile ilk kez Anayasa Mahkemesi Başkanı seçildiğinde, makam odasında yüz yüze geldim. Mutlu Esendemir ile birlikte gittiğimiz 'hayırlı olsun' ziyaretinden çok iyi izlenimlerle döndüğümü hatırlıyorum. 28 Şubat dönemi geçmiş, 28 Şubat döneminin Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden emekli olmuştu.
Özden'in sürekli endişeler taşıyan yüz ifadesi ve saptamalarından sonra böyle hoş sohbet, güler yüzlü ve 'Merak etmeyin toplum güçlü, bir şey olmaz' rahatlığı taşıyan, böyle özgürlüklerin genişletilmesinden yana bir başkanı işbaşında görmek beni de rahatlatmıştı.
Sezer'in cumhurbaşkanı adaylığı sürpriz oldu. Sezer'in adaylığının kesinleştiği 25 Nisan 2000 günü, Anayasa Mahkemesi'ne veda konuşmasında dile getirdikleri, memnuniyetimi artırmıştı. İşte ilk defa, özgürlüklerin genişlemesinden, devlet yetkilerinin yargı denetimine daha çok tâbi olmasından, kanun devletinden de öte, hukuk devletinden yana olduğunu, daha o göreve getirilme ihtimali ortada yokken beyan eden bir cumhurbaşkanımız olacaktı. Anayasa Mahkemesi kökenli önüne gelen yasal değişiklikleri üzerine yorum ve yetkilerini o yönde kullanmasını sağlayacaktı.
Avrupa Birliği'nden ve ABD'den gelen ilk açıklamalar da, Türkiye'de mali yolsuzlukların başını alıp gitmeye başladığı bir dönemde Sezer'in hukukçu kişiliğine güven bildirir yöndeydi.
Sezer'in davetlerinde biz gazetecileri şaşırtan yeni uygulamalardan biri, Demirel'in bu yönde özellikle 28 Şubat süreciyle artan dikkatinin aksine, Sezer'in Köşk davetlerine eşi türbanlı, başörtülü olan milletvekillerini de çağırması olmuştu. Sezer'in Türk siyaset ve hukuk sistemine 'Kamusal alan' kavramını armağan etmesi, çok sonra, AK Parti'nin iktidara gelişi sonrasındadır.
Ama Sezer'in Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak gülümseyen yüzündeki kaşların çatılmaya başlaması daha cumhurbaşkanlığının ilk ayında, Ecevit hükümetiyle yaşadığı atamalar kriziyle olmuştu. Onu 2000 Kasımı'nda bankalar çalkantısı izledi. Kopmak için bahane arayan ekonomik kriz, 19 Şubat 2001'deki MGK toplantısında Sezer, Ecevit ve Özkan arasındaki tartışmayla tetiklendi.
Türkiye'nin 2003'te Irak savaşına girmemesinde Sezer'in önemli rolü oldu. Öte yandan Özal ve Demirel'in aktif dış politika çizgisinin aksine, İnönü'nün içe dönük dış politikasına yakın durması eleştiri topladı. Dış gezileri protokol icabı ve düşük profilli idi. Kendisine kucak açmaya hazır bir medyaya baştan itibaren, aslında herkese davrandığı gibi mesafeli davrandı. Bunun tek istisnası, sayıları sınırlı ve onun yanında gazeteci değil, yol arkadaşı, sırdaş gibi davranan bir grup meslektaş oldu.
2002'de AK Parti'nin tek başına hükümet kurması ve muhalefetin Meclis'teki sandalye yetersizliğiyle oluşan çok özel bir dönemde, çok özel bir görevi kendisine biçti: AK Parti'nin kadrolaşma ve laikliği zedeleyici olduğuna inandığı uygulamalarına karşı ciddi bir el freni olma göreviydi bu. Bu doğrultuda, atamalardaki veto yetkisini, Anayasa Mahkemesi'ni harekete geçirme yetkisini, örneğin üniversite rektörü ve YÖK üyesi atamalarındaki yetkisini sonuna dek işletti. Bu nedenle Başbakan Tayyip Erdoğan, hükümet üyeleri ve hükümet yanlısı medyadan gelen bütün eleştirilere göğüs gerdi.
Bu onu Anayasa Mahkemesi Başkanı olduğunda savunduğu fikirlerin bir kısmını, görevinin son bulduğu sırada duymak istemeyecek bir noktaya taşıdı.
Sezer, Köşkü değiştirdiği gibi, Köşk de Sezer'i değiştirdi.
Tıpkı daha önce Demirel'i, Özal'ı, hatta Köşk'e bir darbe ile el koyan Evren'i değiştirdiği gibi.
Köşk, Gül'ü de değiştirecektir. Abdullah Gül zaten değişeceğini söylüyor. Ama bu değişim ne yönde olacak? Gül'ün Erdoğan ile şu kadar yıllık
yol arkadaşlığı Türkiye'yi denetim-denge mekanizmaları ortadan kalkmış, el freni olmayan, el freni tutmayan bir döneme mi taşıyacak? Önyargı ve eleştirilere karşın umut, Gül'ün verdiği sözlerin doğrultusunda bir cumhurbaşkanı olmasındadır.
Bütün iniş çıkışlara karşın, Sezer'in yedi yılında Türkiye'nin bilançosu pozitiftir. Laik rejim tartışmaları artmıştır, ancak Türkiye yedi yıl öncesine göre siyaset, ekonomi ve demokrasi konularında daha güçlü durumdadır. Bunda yürütmenin başı olarak Sezer'in payı vardır.
Sezer iz bırakan bir cumhurbaşkanı oldu. Güle güle Sezer. Şimdi iz bırakma sırası Gül'de.