Gül'ü zorlayan sorular

Avrupa Konseyi'nde konuşan Cumhurbaşkanı Gül'e sorulan sorular Türkiye'nin yakından takip edildiğini gösteriyor. Kürt sorunu, laiklik ve askerle ilgili sorular Gül'ü zorladı. Konsey Başkanı Linden, Gül'e "Lütfen herkesin cumhurbaşkanı olunuz" dedi.

STRAZBURG- Kabul etmek lazım ki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Türkiye'de olduğu gibi Avrupa'da da sevenleri var. Dün Avrupa Konseyi'nde maruz kaldığı bazı soruların sert içeriğine karşın nezaketle ve acıtmaya çalışmadan sorulması bile bunu gösteriyor.
Bunda belki Gül'ün konsey bünyesinden çıkıp Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığına yükselen tek isim olmasının yanı sıra, Gül'ün içinde bulunduğu hükümetler tarafından Türkiye'de atılan reform adımlarının da etkisi var. Bunu Konsey Parlamenterler Meclisi Başkanı Rene Van der Linden, Gül'e hoş geldin konuşmasında, "Burada başbakan olarak 2003'de bazı sözler vermiştiniz. O zamandan bu yana ülkenizin kaydettiği gelişme çok etkileyici" sözleriyle gösterdi.
Gül'ün gerek konuşmasında, gerekse daha sonra uluslararası basına verdiği basın toplantısındaki mesajları açıktı.
Özetlemek gerekirse:
1- Gül Türkiye'de reform sürecinin devam edeceğinin en üst düzeyden teminatını verdi,
2- Türkiye aleyhine propaganda malzemesine dönüşen 301'in kalkmasını arzuladığını ve desteklediğini söyledi,
3- 301 konusu dahil 'her şeyin hemen orduya yüklenmemesini' istedi, Türkiye'nin güçlü ordusuyla gurur duyduğunu, orduyu günlük siyaset içine koymamak gerektiğini vurguladı,
4- Türkiye'de kadınların çoğunun başını örttüğünü, ama zorlama olmadığını, özellikle laiklik endişesine kapılmaması gerektiğini söyledi.
Gül'ün konseydeki konuşması belli ki dikkatle hazırlanmıştı. Son ana dek yeniden kontrol edildiği anlaşılıyordu. Örneğin "İnanıyorum ki, ılımlıların, aşırı uçlar kadar cesaretli olmalarının zamanı gelmiştir" cümlesindeki 'cesaretli' sözcüğü kalemle çizilip, yerine daha güçlü vurgu ile 'cesur ve cüretkâr' sözcükleri getirilmişti.
Ancak Gül kendisine yöneltilen keskin soruları yanıtlarken aynı güçlü vurguyu tercih etmedi. Bu nedenle eleştirildi de.
Soruların ağırlığı, sırasıyla Kürt meselesi, laiklik, asker-sivil ilişkileri üzerineydi. Bunun yanı sıra, örneğin yüzde 10 seçim barajı ve Ermeni meselesi ile ilgili birer soru da geldi.
Yalnız, soruların sert içeriğine karşın, Türkiye'ye Avrupa Konseyi'nde gösterilen itibarın Gül'ün kişiliğinden bağımsız olarak da arttığını söylemek kesinlikle mümkün. Türkiye yakından ve dikkatle izleniyor ve Türk iç politikasındaki her tartışma Avrupa Konseyi'nde anında yankısını buluyor. Bu sevindirici.
Öte yandan AKPM üyelerinin çoğu Türkiye'de 'demokrasinin olgunlaşması'
diye tanımladıkları gelişme çizgisinin Müslüman bir toplumda laiklik olmadan yakalanamayacağının da farkında. Atatürk adı anılarak sorulan sorular da bunu gösteriyordu.
Gül'ü överek kucaklayan Meclis Başkanı'nın soru-cevap bölümü sonunda Gül'e teşekkür ederken kullandığı son cümle çok şeyi özetleyen bir temenniydi: "Size teşekkür ederiz; lütfen her Türk'ün cumhurbaşkanı olunuz."
Bulgaristan Türkleri
Dün Avrupa Konseyi gündemindeki konulardan birisi de Bulgaristan
Türklerinin durumu idi. Cumhurbaşkanı Gül'ün ziyaretinin gölgesinde kalan
gelişme, aslında Türkiye'ye Avrupa Birliği bünyesinde yapılan bazı
haksızlıkları da ortaya koyuyor.
Dün, iki Bulgaristan Türkü, Nasıf Mutlu ve Şükrü Altay Avrupa Konseyi gözetiminde Bulgar hükümet yetkilileriyle masaya oturdular, öğleden sonra da İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ile görüştüler. Amaç, Todor Jivkov'un zorla asimilasyon kampanyası sırasında Belene toplama kampına kapatılıp, o koşullardan kaynaklanan nedenlerle vefat eden, ya da hâlâ fiziki ve psikiyatrik tedavi altında bulunan Türklerin hakkını arama; sorumluların yargılanmasını sağlama.
Yıllardır AB'nin bekleme odasında tutulan Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nce izleme altında dosyası kalmamış durumda.
AB üyesi Bulgaristan ise hâlâ izlenmede.
CHP'liler gitti, etki azaldı
Türkiye geçen yıl Avrupa Konseyi'ndeki en etkili konumuna yükselmişti. 30 kişilik Başkanlık Divanı üyeliğinden 4'ü Türk üyelerin elindeydi. Türk Heyeti Başkanı sıfatıyla AK Partili Murat Mercan ve Göç Komisyonu Başkanı AK Partili Mevlüt Çavuşoğlu'dan başka iki CHP'li, Kadın-Erkek Eşitliği Komsiyonu Başkanı Gülsün Bilgehan ile, Siyasi Komite Başkanı Abdülkadir Ateş de Başkanlık Divanı'ndaydılar. Bu durum Türkiye'ye ağırlık ve etki kazandırıyordu.
Ateş, Gaziantep'te önseçime girip delege hesabı tutmadığı (ve başka bir ilde değerlendirilmesi CHP yönetimince düşünülmediği) için, Bilgehan da
sevilip tanındığı Ankara Birinci Bölge yerine pek tanınmadığı İkinci Bölge'den, riskli bir sıraya yerleştirildiği için milletvekili seçilemediler. Dolayısıyla Türkiye bu iki değerli komisyon
başkanlığını ve Avrupa Konseyi'nde geçen dönemki etkisini kaybetti.