Gül'ün uyarısı ve 28 Şubat günleri

Cumhurbaşkanı Gül'ün hatırlattığını herkes aklında tutmalı: Bu günlerin yarınları var ve adalet herkesin ihtiyacı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün Anayasa Mahkemesi’nin 50’nci kuruluş yıldönümü töreninde önemli ve zamanlı bir konuşma yaptı. Devletin adaleti hızlı ve adil davranma sorumluluğunu topu anayasa çalışmasına atmadan yerine getirmesi gerektiği çağrısı yaptı.
Önemli çünkü toplumun her katmanına yayılmış haldeki adalet ihtiyacını vurguladı, adalet duygusunun bu günler kadar yarınları da hesaba katması, içermesi gerektiğini vurguladı. Zamanlı çünkü bir yandan toplumun geniş kesimlerinin dikkati geçmişle hesaplaşma soruşturmaları ve aynı zamanda geleceği kuracak yeni anayasa hazırlıklarına odaklanmış durumda.
Bu soruşturmalardan en güncel olanı 28 Şubat 1997 günkü Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısıyla anılan ve bizzat askerler tarafından ‘post-modern darbe’ adı verilen sürece ilişkin soruşturmadır. Soruşturulan, 28 Şubat sürecinde Necmettin Erbakan’ın hükümetten indirilmesi için ne tür bir tertip hazırlandığı ve bu tertibe kimlerin ortak olduğudur.
Gül, düşürülen Erbakan hükümetinin bir üyesiydi. Kendisinin de açıkladığı gibi MGK üyesi değildi, ‘İrtica ile mücadele planı’ da bir Başbakanlık genelgesi olduğu için Bakanlar Kurulu üyelerinin imzasını taşımıyordu. Taşısa ne olurdu? Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı, şimdi tutuklu Çevik Bir’in “Hükümet istedi, yaptık” demesi, tekrar edenleri dahi ikna edebilecek güçten yoksundur. Yine de her şeyi yerli yerine oturtmakta fayda var. Gül, Erbakan’ın dış politika kurmayı olarak istediğini alamamış, Dışişleri Bakanı olarak MGK’ya girememişti. Erbakan için ve 28 Şubat süreci için dönüm noktalarından biri sayılan o meşum Libya seyahatinden ne kadar rahatsız olduğunu, hatta Refah Partisi içinde Libya’da Türkiye Başbakanı olarak Erbakan’ın Muammer Gadhafi’nin küstahlıklarına cevap vermeyişi üzerine yapılan bir tartışmada taraf olduğunu bana anlatımından biliyorum. O döneme ilişkin aktarabileceğim birkaç olay daha var. Biri, sanırım ‘Yeşil sermaye’ lafının sızdırılıp yaygınlaştırıldığı günlerdi. Gül’ü NTV canlı yayınına konuk alacaktık ve öncesinde büroda sohbet ediyorduk. Abdullah Bey “Sermayenin yeşili, beyazı mı olurmuş?” tepkisi içindeydi. O sırada bizim ekranda dönen yabancı isimli temizlik maddesi reklamına işaret etti. “Bakın” diye takıldı, “siz de yeşil sermayeden reklam almışsınız. Bu bizim Kayserili Boydaklar’ındır, onların da üstüne gidiyorlar. Ne alakası var?”
Bir başka olay, eşi Hayrünnisa Gül’ün üniversite sınavını kazandığı halde başı örtülü olduğundan kayıt için Ankara Üniversitesi binalarına kabul edilmemesidir. Hayrünnisa Hanım’la o günlerde İngiltere Büyükelçiliği’ndeki eşli bir akşam yemeğinde uzunca konuşurken çocuklarının da gittikleri okulda öğrenci ve öğretmenlerce rahatsız edildiklerini, bu nedenle okul değiştirmek zorunda kaldıklarını anlattı; mağduriyetleri üzüntü vericiydi. Üstelik bu mağduriyeti yaşarken hükümetteydiler.
O günlerde Genelkurmay heyetinde yer alan emekli Orgeneral Fevzi Türkeri de dün gözaltına alındı. Bu, muhtemelen o dönem tümgeneral rütbesiyle başında bulunduğu ‘İstihbarata Karşı Koyma ve İç Güvenlik’ sorumluluğu nedeniyledir. Acaba fişlemeleri mi soracak savcılar? Göreceğiz.
Ancak bu vesileyle Türkeri hakkındaki birkaç notu da hatırlatmak gerekir. Türkeri’nin bir sonraki görevi, korgeneral rütbesiyle Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı oldu. Birileri siyah bere, bordo bere efsaneleri anlatır, olmayan kahramanlıklar çıkarmaya çalışırken Türkeri, Abdullah Öcalan’ın Amerikan istihbaratı CIA ile ortak operasyonla Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirileceği operasyonunu bilen beş kişiden biriydi. Diğer dört kişi ise Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Bülent Ecevit, Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu ve operasyonun merkezinde yer alan MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun idi.
Daha önce Radikal’de yazdığım bir ayrıntıyı daha hatırlatayım: Türkeri 2004’te Jandarma Genel Komutanlığı’na getirildiğinde, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök emriyle, Jandarma’da Şener Eruygur döneminden kalma ve 2002-2004 arası aktif, şimdi bir kısmı Ergenekon’dan tutuklu kadroları, özellikle istihbarat kadrolarını yüzbaşı düzeyine inene dek tasfiye etmişti. Türkeri’yi en son bir alışveriş merkezinde eşiyle bir kafeteryada yemek yerken uzaktan gördüm; emekli generallerin nasıl ikiye ayrıldığını o zaman bir kez daha hatırladım: O, emeklilik hayatında sıradan bir vatandaş hayatı yaşamaya dönenlerdendi.Yasal olmayan, meşru olmayan işler yapıldıysa herkes hesap vermekte eşit olmalı. Cumhurbaşkanı’nın hatırlattığını ise herkes aklında tutmalı: Bu günlerin yarınları var ve adalet herkesin ihtiyacı.