Gül?ün yaklaşımı ve Ergenekon?un iki yüzü

Gül sözlerinin ardından ?Ergenekon?da yeni bir yaklaşım bulmak gereği apaçık görülüyor

Ergenekon davasının bir değil, iki yüzü var.
Birinci yüzü bir suç soruşturmasıdır. Henüz savcılar tarafından iddianameye dökülmemiş olsa da fonunda darbe girişimi, ya da kışkırtıcılığı olması, onun suç soruşturması niteliğini değiştirmez. Çünkü neticede bunlar da suçtur.
İkinci yüzü, devlet yapısı içinde yer alan birilerinin bu suç soruşturmasını istismar ederek hükümete muhalif kesimler üzerinde tedirginlik oluşturmak çabası; adeta bir psikolojik harekât.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dün yaptığı uyarıdan sonra, Ergenekon’un bu iki yüzüyle değerlendirmek gerekli görünüyor.
Gül’ün Genel Müdürü’nü kendisinin atadığı Türkiye Radyo Televizyon kurumunu dün ‘sorumsuz’ yayın yapmakla suçlaması konusuna biraz sonra değineceğim. Bildiğim kadarıyla TRT, İbrahim Şahin yönetiminde ilk kez bir Cumhurbaşkanı tarafından sorumsuz yayıncılık yapmakla suçlanmıştır. Ama önce Gül’ün “Bu işler kutuplaşma ve polemiğe çevrilirse bunun Türkiye için büyük zararı olur” sözlerine dikkat çekmek istiyorum.
Ergenekon davasında toplumda kutuplaşma belirtileri gerçekten görülmekte çünkü. Toplumun bir kesimi, Ergenekon’un suç soruşturması kısmını tek yüzü olarak algılıyor. Hal böyle olunca, soruşturmanın siyasi yönden istismar edilen yönü görülmüyor. Adı Ergenekon soruşturmasında geçen herkese darbeci, çeteci damgası yapıştırılması tehlikesi doğuyor. En azından ‘Yapmıştır bir şeyler’ izlenimi doğuyor.
Toplumun bir başka kesimi ise yalnızca siyasi istismar boyutunu algılıyor. Bu kesime göre, ortada icat edilmiş bir suçlama ve onun etrafında toplumun muhalif kesimlerini sindirme operasyonu var. Ergenekon soruşturmasında adı geçmiş ve geçecek herkes bu durumda masum ve neredeyse kahraman sayılıyor.
Gerçek ve yanılsama birbiri içine geçiyor.
Hükümet çevreleri, devlet aygıtı içinde yer alan belli bir grubun bu yönlendirme hareketlerinin ve bunun medyadaki yansımalarının tadını çıkarıyor görünüyorlar. Bunun altında belki daha önceki dönemlerde benzeri yönlendirme hareketlerine maruz kalmalarının payı var. Belki bu yüzden bu tehlikeli silahın gün gelip kendilerine karşı da kullanılacağını görmek istemiyorlar. Bugün foyalarının meydana çıkabileceği durumlarda Başbakan Tayyip Erdoğan’ın önüne hoşlanmadığı işadamları, kamu görevlileri, medya mensupları, vb hakkında iştah açan izleme dosyaları koyanların yarın başkalarının önüne de Başbakan ya da bakanları hakkında benzeri dosyalar koymayacağının bir teminatı yok.
Bu ikili durumun başka tehlikesi de var. Siyasi yönlendirme harekâtı, Ergenekon soruşturmasının sulandırılmasına,içinin boşaltılmasına meydan veriyor. Genelkurmay’ın dünkü açıklamasında ‘masuniyet karinesinin ihlali’ ifadesini kullanmasının bir anlamı var. Toplumda tepki alan uygulamalar arttıkça, gerçekten suç işlemiş olanların da sanki mazlum oldukları, kurban edildikleri yolunda yanılsamalar başlayabilir.
Toplumda, soruşturmanın bir intikam duygusuyla eski cumhurbaşkanlarına dahi uzanacağı yolunda ihtimalleri akla getirdiği görülüyor. İşin vahimi, kimileri bu ihtimalden endişe duyarken, kimilerinin de beklentiye girmesi.
Cumhurbaşkanı Gül, belki de bu nedenle kutuplaşma uyarısı yaptı. İlk hedefi de bu nedenle TRT oldu. TRT son dalga tutuklamalarda, Kanadoğlu örneğinde zaten kötü sınav vermişti. Ama siz Tuncay Güney gibi ne olduğu belirsiz birisini canlı yayına bağlatıp ana muhalefet CHP’ye ‘Cesur Hırsızlar Partisi’, lideri Deniz Baykal’a ‘MİT’in adamı’ demesine, Türk medyasının en etkili ismi Ertuğrul Özkök’e hakaret ve tehdit yağdırmasına pişkince meydan verir, seyirci kalırsanız, Cumhurbaşkanı Gül’ün buna ‘sorumsuzluk’ demesi doğaldır. Az bile kalır. Gül’ün Devlet Denetleme Kurulu’na TRT soruşturması açtırması devamında beklenir.
Ergenekon soruşturmasına gelince, doğru saptamayı son dalgada psikolojik infaza maruz kalan Kanadoğlu yapıyor. Geçmişte Susurluk soruşturmasının daha baştan kapatılmamasını sağlayan Kanadoğlu, “Ben görevde bir savcı olsam, ben de Ergenekon soruşturmasını açardım” diyor; “Ama bu şekilde açmaz, böyle yürütmezdim.”
Türkiye’nin yasadışı oluşumlardan temizlenmesi için son derece gerekli bir operasyon, son derece yanlış ve gereksiz uygulamalarla yürütülüyor. Yalnızca Gül değil, Erdoğan da bu yanlıştan kimin sorumlu olduğu konusunu gündemine almalı.