Gündem "büyük koalisyon", ibre AKP-CHP'ye dönüyor

Siyaset kulisinde son birkaç gündür sık sık yön değiştiren rüzgârlar esiyor. Daha pazar gününe dek AK Parti-MHP yönünü gösteren ibre, pazartesiden itibaren sanki AK Parti-CHP'ye dönmüş durumda.

Günahı söyleyen CHP’lilerin boynuna; iddia ederler ki, Deniz Baykal aslında daha önce bir iki dönem boyunca en kıdemli üye sıfatıyla Meclis açılışı yapmaktan kaçınmak için, kendisinden yaşça büyük bir iki adaya seçim listelerinde yer vermiştir.

Bu defa açılışı yaptı ama işler yolunda giderse, yalnızca geçici Meclis Başkanı olmakla kalmayacak, kırk yıllık siyaset tecrübesiyle o koltuğa seçilebilecek de.

Konuya doğrudan girdik ama bu biraz da AK Parti ile CHP’nin bir koalisyon kurmak üzere anlaşıp anlaşamamalarına bağlı.

***

İstisnaları olmuştur ya, genel olarak Meclis Başkanlığı, son turda basit çoğunluğa bağlı olduğu için Meclis’teki grubu en büyük olan partiye gider.

Bu defa da, evet AK Parti tek başına hükümet kurma çoğunluğuna sahip değil ama yüzde 40 küsur oy ve 258 vekil ile hâlâ Meclis’teki birinci parti.

CHP ile bir anlaşma olmaz ise yine de AK Partili bir Meclis Başkanımız olabilir; Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın adaylığından söz ediliyor.

***

Ancak siyaset kulisinde son birkaç gündür sık sık yön değiştiren rüzgârlar esiyor.

Daha pazar gününe dek AK Parti-MHP yönünü gösteren ibre, pazartesiden itibaren sanki AK Parti-CHP’ye dönmüş durumda.

***

Değişik sebepleri var.

Mesela, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ilk şart olarak Kürt çözüm sürecine son verilmesini istemesi ve en kısa sürede seçim tekrarı istemesi.

Mesela, AK Parti-MHP’nin karşısına muhalefet olarak CHP ve HDP’yi alacak bir “cephe” koalisyonu niteliği taşıması, yani kutuplaşmayı artırıcı etki taşıması.

Mesela, anketlerin seçim yapılsa bile 7 Haziran sonucunun pek değişmeyeceğini göstermesi, bir örneği bugün Ahmet Hakan Coşkun’un Metropoll’ün yöneticisi Özer Sencar ile Hürriyet mülakatında var.

Mesela, iş dünyasının ne erken seçim, ne erken seçime gidecek hükümet, ama kalıcı, uzlaşmacı koalisyon istemesi; bu konuda MÜSİAD’ın çıkışı önemliydi.

***

Başka gelişmeler de oldu.

Mesela 22 Haziran pazartesi günü CHP Parti Meclisi’nde harareti kapalı kapılar dışına taşan toplantı.

Baykal’ın partisine, partisinin lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na sitem ettiği, sert tepkilere muhatap olduğu ama yine Kılıçdaroğlu tarafından fazla laf söyletilmediği, sonraki iftar yemeğinde yanında yer verdiği toplantıdan söz ediyorum.

***

O toplantı sonrası CHP yönetiminden çoğu kişi artık Baykal’ın işinin bittiği ve MHP ile de koalisyon olmayacağına göre CHP’nin herhalde yine muhalefette kalacağını düşünenler oldu.

Oysa Kılıçdaroğlu’nun pek çok parti yöneticisine de açık etmediği bir perde gerisi trafik devam ediyordu; CHP ile AK Parti arasında pek çok mesaj gelip gitti.

O gecenin ilerleyen saatlerinde dün Meclis açılışından önce Baykal’ın Kılıçdaroğlu’nu ziyaret edeceği, koalisyon seçenekleri dâhil siyasi meselelerin konuşulacağı belli olmuştu.

***

Çünkü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Başbakan Ahmet Davutoğlu’na yeni hükümeti kurma görevini Meclis Başkanı seçiminden sonra vereceğini açıklamasından bu yana, artık koalisyon görüşmeleri fiilen bu seçime bağımlı hale gelmiş durumda.

Kılıçdaroğlu’nun kendisinin ilk turu üstleneceği dönüşümlü başbakanlık modeline karşı AK Parti’nin cevabının Meclis Başkanlığı'nı CHP’ye bırakabileceği, bu ismin de muhtemelen  (10 Haziran’da Erdoğan ile buluşmuş olan) Baykal olabileceği senaryoları Erdoğan’ın bu hamlesi sonrası konuşulur oldu.

***

Kılıçdaroğlu, Baykal’ın Meclis Başkanlığı'na aday gösterilip gösterilmeyeceği kararını muhtemelen bugünkü Merkez Karar Yönetim Kurulu’na bıraktı.

Dün bütün gün ve gece, artık Meclis Başkanlığı seçimiyle iç içe geçen gayrı resmi koalisyon trafiği devam etti. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olarak “Anayasal sınırlar içinde kalmasının” da bu trafiğin bir parçası olduğu konuşuluyor.

Gerçi AK Parti açısından MHP ile koalisyon seçeneği hâlâ masadan kalkmış değil, ama Davutoğlu ve ekibinin şu an üzerinde yoğunlaştığı senaryo, CHP ile ortaklığın denenmesi.

***

Avrupa’da en yüksek iki oyu alan, iki ana siyasi akımın hükümetine “büyük koalisyon” derler; Almanya yıllardır böyle yönetilmektedir mesela.

Türkiye’de geçmişte başarısız koalisyon deneyimleri oldu.

Ama o zaman Türkiye’nin o koalisyonları ayakta tutmaya yetecek ekonomik altyapısı yoktu. Mesela bankaların yüzde 70’inin sanayinin yüzde 60’ının devletin elinde olduğu Kemal Derviş reformları öncesi Türkiye’de 90’ların başındaki DYP-SHP, ortasındaki RP-DYP ve sonundaki DSP-MHP-ANAP koalisyonlarının bitmesi değil, sürmesi mucize idi.

***

Şimdi Kılıçdaroğlu’nun ama ondan daha çok Davutoğlu’nun önünde önemli bir karar var.

MÜSİAD Başkanı Nail Olpak’ın dediği gibi kolay yolu seçip MHP ile mi koalisyona gidecek, yoksa zor yolu seçip CHP ile mi?

Eğer zor yolu seçerse, muhtemelen gelecek hafta sonuna dek, Baykal’ın (aynı zamanda Cumhurbaşkanı vekili olan) Meclis Başkanı seçildiği, Davutoğlu başbakanlığında bir AKP-CHP koalisyonu kurulmuş olabilir.