Haydi sandığa!

Seçim sonuçlarından en şikâyetçi olanlar, eğitim ve gelir düzeyinin yüksek, ama seçimlere katılımın düşük olduğu büyükşehirler

Bugünkü yerel seçim gerçekten olağandışı koşullarda gerçekleşiyor. Bir yandan dünyayı kasıp kavuran uluslararası ekonomik kriz ve Türkiye’ye etkileri, bir yandan aylardır toplumun ezberini bozan Ergenekon davası, asimetrik gelişen siyasi kutuplaşma ortamı, nüfus kâğıdıyla oy kullanmaya getirilen vatandaşlık kimlik numarası kısıtlaması ve son olarak da üç gün önce seçim çalışmaları sırasında bindiği helikopterin düşmesi sonucu BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin hayatını kaybetmesi ve geç başlayan, çabuk tırmanan seçim kampanyasının bu nedenle üç gün önce kesilmesi bu olağandışı atmosferi oluşturan etkenlerden bazıları.
Bu etkenlere bir de yayımlanan son kamuoyu yoklamalarının sonuçları eklenince seçime katılma oranının bu seçimde nasıl çıkacağı üzerine soru işaretlerinin olması doğal.
En son 2004’te yapılan yerel seçimler, bugüne dek kaydedilen en düşün katılma oranıyla yapıldı.
45 milyon 550 milyon küsur seçmenden 33 milyon 211 milyon küsuru sandık başına gitti. Ülke genelinde seçime katılma oranı 76.3’te kaldı.
Genel seçimlerde bu oran daha yüksekti. Örneğin 2002 genel seçimine katılım oranı yüzde 79.1, 2007 seçimine ise 84.3 olarak gerçekleşmişti.
Son yerel seçime ilişkin daha ilginç katılma tablosu büyükşehir belediyelerinde ortaya çıktı. Türkiye çapında 15 milyon 426 binden fazla olan büyükşehir seçmeninden yalnızca 10 milyon 892’ye yakını sandığa gitti. Yani ülke genelinde 76.3 olan seçime katılma oranı, büyükşehirler söz konusu olduğunda ciddi bir düşüş göstererek yüzde 70.6 olarak gerçekleşmiş.
Yani büyükşehirlerdeki seçmenler, sandık başına diğer şehir ve kasabalarda olduğu kadar dahi gitmemiş.
2004 yerel seçimlerinde büyükşehirlerde ve ülke genelinde ortaya çıkan tabloda, bu düşük katılım oranının payı olmadığı söylenebilir mi?
Büyükşehirlerde eğitim düzeyinin, genel olarak ekonomik durumun, siyasi duyarlılığın daha yüksek olduğu varsayıldığına göre, seçime katılma oranındaki bu düşüklük neye bağlanabilir? Seçim sonuçlarından en çok şikâyetin de gelir ve eğitim düzeyi en yüksek kesimlerden ve büyükşehirlerden geldiğine gör, bu çelişki neye bağlanabilir? Bu soruya siyaset bilimciler, sosyologlar daha net yanıtlar verebilir.
Ama seçim sonuçlarında kendi payımızın da bulunması, demokrasiye yönelik şikâyetlerin azalması, kötü niyetlerin önlenmesi için yapılacak pek çok şeyin en azı, en kolayı bugün önümüze getirilen sandığı ciddiye almak.
O nedenle reyimizin, görüşümüzün görülebilmesi için bugün sandığa vakit ayıralım, oyumuzu kullanalım.

Yazıcıoğlu ile konuşma
Seçim kazasında vefat eden Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül 1980 darbesi öncesi Ülkü Ocakları Genel Başkanı idi. O dönem kardeşi Bedrettin Cömert öldürülen dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Faruk Cömert ile bir söyleşi ardından, Yazıcıoğlu ile de BBP Genel Merkezi’nde uzun bir söyleşi yapmıştım (Radikal, 4 Eylül 2005). Şu sözler ona ait:

  •  “Ben, ‘Bizi cami avlusundan toparlayıp getirdiler, bir şey yapmadık’ demiyorum. Kavga ettik. Kullanıldık kelimesi bana itici geliyor, çünkü sağda da, solda da o dönemin gençliği idealleri uğruna sokağa döküldü, ama istismar edildik. Türkiye’yi ABD’de ‘Bizim çocuklar yaptı’ noktasına getirmek isteyenler bizi istismar etti. Sonra baktık, eski siyasetçiler yerlerini almış, ihtilalci askerler dokunulmazlık zırhına bürünmüş, yetkililer soruşturmaya uğramamış. O dönemin tek mağduru, o dönemin gençliğidir, bedeli biz ödedik.”
  •  “Mamak cezaevinde hücrede dört kişiydik. Devrimci Yol yöneticisi Nasuh Mitap, Dev-Genç Başkanı Mehmet Ali Yılmaz, ben ve bir de ODTÜ’lü Fatih diye bir genç. Mehmet Ali bana ‘ODTÜ boykotunu neden kırdınız?’ diye sordu. Ben de ‘Siz noykota neden gittiniz?’ diye sordum. O bana Vietnam katili Kissinger Türkiye’ye gelecekti, onun için gittik’ dedi. Ben, ‘Sizin bunu bahane ederek okullardaki kontrolü alacağınızı düşünüyorduk’ dedim. Onlar da bizim Amerikancı olduğumuz için boykotu kırdığımızı düşünüp öyle propaganda yapmışlar. Okulda boykot yapacaklarına Kızılay’da miting yapsalar Kissinger’a karşı, belki biz de katılırdık. Okulları, mahalleleri, ülkeyi paylaşamadık ama, dört kişi 2.5
    metrekare bir hücreyi paylaştık.”