HDP mitinginde Türk bayrakları

Türk Hava Kuvvetleri savaş uçaklarının, aynı zamanda Başkomutan olan Cumhurbaşkanı'nın 'Fetih Şöleni' görünümündeki seçim mitinginde gösteri yaptığı gün HDP'nin seçim mitinginde Türk bayrakları görünüyorsa, Türkiye'de başka türlü bir değişim başlamış demektir.
HDP mitinginde Türk bayrakları

Gezi protestoları sırasında görmüştük ilk defa, Atatürklü Türk bayrağı taşıyanlarla Kürt renklerini bayrak yapanların yan yana hak arayışı için sokakta buluşmasını.

Geçen hafta HDP’nin İzmir ve Aydın mitinglerinde dikkatimizi çekmişti haber merkezinde; bir genç sarı-kırmızı-yeşil fularını boynuna dolamış, elinde hem HDP hem Türk bayrağını dalgalandırıyordu.

Cumartesi günü İstanbul’da, Kazlıçeşme’de gördük. Alanın değişik yerlerinde Türk bayrakları, ayrıca Atatürk baskılı Türk bayrakları vardı.

***

Bu tablo HDP’nin hem Türk hem Kürt siyasetini nasıl köklü bir değişime gebe bıraktığının göstergelerinden birisidir; yüzde 10’u aşmaları hâlâ kesin değilse de artık neredeyse mecburiyettir. Şimdi başta Selahattin Demirtaş’a ama bütün HDP’lilere düşen bir şey çıktı ortaya; 7 Haziran seçimlerine bir hafta kala eğer zihinlerdeki tabuları tamamen yerle bir etmek istiyorlarsa, HDP’nin Diyarbakır mitinginde de o Türk bayraklarından çıkmalı ve her iki taraftaki ‘Bu iş olmaz’cılara cevap olmalı.

***

Türkiye değişiyor çünkü.

Çok alametler belirdi aslında. Aklınıza gelir miydi Türk Hava Kuvvetleri savaş uçaklarının, iktidardaki partinin İstanbul’un Fethi “şöleni” kılığında (ve Fetih gününden bir gün sonra) düzenlediği seçim mitinginde gösteri yapacağı?

Demek ki barış zamanı “Başkomutan” olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ilk emri bu oldu; artık Genelkurmay mı olur, Milli Savunma Bakanlığı mı bir şey söyleyecektir herhalde.

***

Türkiye başka türlü de değişiyor.

Gezi’nin ikinci yıldönümü diye her taraf kordona alındı ama unutuldu mu sizce?

O kadar insan bu seçimlerde neyi sessizce bekliyor sizce?

***

Cumhurbaşkanı ve Başkomutan Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nın Yenikapı mitingi, havuz medyası tarafından AK Parti 2 milyon topladı sevinciyle karşılandı; hava fotoğrafları gerçekten etkileyiciydi.
Ama iki adım ötedeki Kazlıçeşme’deki HDP mitinginin hava fotoğrafları da aynı şekilde etkileyiciydi.
Ya da o sıralarda İzmir’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun Gündoğan’da topladığı 1 milyon civarındaki mitingin fotoğrafları da.

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin İstanbul mitingi, Kılıçdaroğlu’nun Ankara mitingi vardı dün.

***

Şuraya geleceğim: Seçim mitingleri, “Televizyon, sosyal medya çağında artık geçti o devir” diye dudak büken tatlı su sosyologlarına, siyaset bilimcilerine nanik yapacak şekilde milyonları sokağa döküyor.

İnsanlar kendilerini her şeyi göze alıp açıkça ifade etmeye başladı.

AK Parti mitinglerine katılanlar da bu ülkenin vatandaşları, CHP, MHP, HDP mitinglerine, Saadet, Vatan, BTP, DSP mitinglerine ve toplantılarına katılanlar da.


***

Toplumun bir kesimini makbul, diğer kesimini yok sayamayacağınız bir Türkiye ufukta yükseliyor.
Üstelik artık yok sayamayacağınız kesimin yarıdan fazla olduğunu biliyorsunuz; baksanıza ‘43 mü, 45 mi?’ tartışması yapılıyor havuz medyasında. AK Parti’nin yüzde 50 ile iktidar olup yüzde 52 ile Cumhurbaşkanı seçtirdiği bir dönemde inişin başladığına mı işaret ediyor acaba bu durum; “Yeni Türkiye” sosyologları, siyaset bilimcilerinin buna da bir cevabı vardır elbette.


***

Toplum bir süredir kaybettiği görünen hafızasına yeniden kavuşmaya başladı sanki.

Dün Habertürk’te Soli Özel güzel yazmış: Mesela Gezi’yi yasaklamakla onu toplumun kollektif hafızasından silip çıkaramıyorsunuz.

Tıpkı 1 Mayıs’ı yıllarca yasakladığınız halde, bir dönem Kuran kurslarını yasakladığınız halde, Kürt adını yasakladığınız, Atatürk’ün adını unutturmaya çalıştığınız halde onu toplumun değişik kesimlerinin kollektif hafızasından çıkarmayı başaramadığınız gibi.

***

Özel bir de anekdot hatırlatmış. Şimdilerde ABD Başkanı Barack Obama ile el sıkışan, barışa hazırlanan Raul Castro, zamanında, ABD istihbaratının CIA’nın operasyonuyla Bolivya’da öldürülmeden önce Ernesto “Che” Guevara’ya demiş ki, “Göreceksin bir gün Amerikalılar bir gün barış için kapımıza gelecek”.

Ateşli devrimci dudak bükmüş “O senin dediğin ancak bir siyah Amerikan başkanı, bir Arjantinli de papa olursa olur”. Che, Arjantinli ya, o benzetmeyi kullanmış; bizdeki “Balık kavağa çıkarsa” der gibi bir imkânsızlığı anlatmak için.

***

Şu dünyanın haline bakın ki, ABD-Küba barışı bir siyahın ABD başkanı, bir Arjantinlinin (Francis I) de Papa olduğu sırada gerçekleşiyor.

Ve bu barış, biliyor musunuz, 2016 seçiminde Demokratların bu defa Hillary Clinton ile iktidarı elinde tutmalarının önemli hamlelerinden biri olacak; İran barışını da öyle düşünmek lazım.

Erdoğan, İmralı’daki Abdullah Öcalan ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan aracılığıyla konuşmaya başladığında belki de aklında Kürt barışını bu seçimde de erteleyerek Başkanlık sistemi için basamak yapmak vardı.

***

Evdeki hesap çarşıya uymadığı ve HDP’nin yüzde 10 barajına meydan okuduğu için mi Erdoğan ve AK Parti bu kadar kızgın?

AK Parti, 12 Eylül darbe yönetiminin en kötü miraslarından olan adaletsiz yüzde 10 barajına, HDP’yi yine 20’li sayılarda ‘bağımsız seçilmiş’ milletvekili mevcudiyetiyle Meclis’te tutup, Başkanlık rejimine sıçrayabilmek amacıyla sahiplenmemiş olsa bugün Türkiye’de bambaşka bir tablo vardı.

Şimdi bambaşka bir tablo var.

***

Bu seçimin kaderini ve Erdoğan’ın başkanlığa yürüyüşünü etkileyen iki değil üç etken vardı aslında.

Evet, görünen ikisi yazıldı: HDP’nin seçime parti olarak girme kararı ve CHP’nin ön seçim ve ekonomi programı hamleleriyle yenilgiyi kabulleniş ruh haline giren tabanını canlandırması.

Ama kimse AK Parti’nin, Erdoğan’ın başkanlık arzusu ile o adaletsiz yüzde 10 barajını sahiplenişini hatırlamıyor nedense.

***

Ama işte Türkiye hatırlamaya başladı.

Türk-Kürt kardeşliğinin lafta değil, hak ve özgürlükler mücadelesinde mümkün olduğunu, siyasetin ideolojik değil ekonomik zeminde halkta karşılık bulduğunu filan da hatırlamaya başladı.

Başa dönüyoruz, HDP’nin İzmir ve İstanbul mitinginde ortaya çıkan Türk bayrakları Diyarbakır’da, Van’daki mitinginde de çıkar mı?

***

Çıkarsa eğer “Ben ne diyorsam o” dayatmacılığı bir darbe daha alacaktır.

Hani HDP hem Türk hem Kürt siyasetini köklü bir değişime gebe bıraktı dedik ya, o gebeliğin sağlıklı bir doğumla sonuçlanması da mümkün çünkü, düşükle de.

Oysa o nur topu gibi bebeği kucağımıza almak, sevinç gülücüklerini görmek istiyor artık bu ülke; evet bugün “Benim dediğim dedik” peşinde koşanlarımız da bu güzelliğe hayran kalacaktır bir gün, buna inanmamız lazım.

Güzel günler göreceğiz çocuklar” dizesi Nazım Hikmet’in o zaman biraz daha anlam kazanacaktır; “Güneşli, güzel günler”.