Hem Diyarbakır, hem Bursa'nın iyiliği için

Diyarbakırspor-Bursaspor gerginliği ve iki DTP'li vekil hakkında zorla ifade kararı çıkması, Meclis açılışı öncesi havayı gerdi

Hem Diyarbakır’ın, hem de Bursa’nın iyiliği için yapılması gereken bir şey var.
Hem Diyarbakır’ın, hem Bursa’nın iyiliği, çünkü yalnızca bu iki şehrin futbol taraftarlarının bir daha birbirlerinin sahasında maç seyredememesinin çok ötesinde anlam taşıyor.
Bu konu adabınca çözülmezse iş PKK’nın 25 yıldır yürüttüğü silahlı saldırılara rağmen başaramadığı Kürt-Türk gerilimini ortaya çıkarabilir çünkü.
Diyarbakırspor’un Bursaspor deplasmanında ‘PKK dışarı sloganına’ maruz kalmasının o an ortaya çıkan bir tepki olmadığı, tersine, örgütlenmiş bir tepki olduğu açılan pankartlardan da, olaylar ardından tribünlerden sayfalara yansıyan fotoğraflardan da anlaşılabiliyordu.
Bu ‘organize’ iş akla çok kötü bir kışkırtma hazırlığı ihtimalini getiriyor.
Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin, tam da Meclis açılışına iki gün kala DTP milletvekilleri Selahattin Demirtaş ve Emine Ayna’nın ifadelerinin gerekirse zor yoluyla alınması doğrultusunda verdiği kararla birlikte, Bursa-Diyarbakır olayıyla gerilen havayı, solda sıfır bırakabilecek bir ihtimal bu.
14 Ekim’de Türkiye-Ermenistan A Milli futbol karşılaşmasının Bursa’da oynanması planlanıyor.
Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Serkisyan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü Erivan’daki
ilk maça çağırdığında havanın nasıl gergin olduğu, Türk heyetine saldırı ihtimalinin konuşulduğu hatırlanacaktır.
Maç için Erivan’da stada gittiğimizde gördüğümüz manzara ise, müthiş bir güvenlik önlemi altında, maçın başında kısaca ve sessizce açılan bir pankart dışında dikkat çeken bir ‘aksilik’ olmadığıydı.
Gül’ün rövanş maçına davet ettiği Serkisyan’ın gelip gelmeyeceği belli değil. Irkçılık derecesinde Türkçülük yapan bazı milletvekillerinin ‘Gelme’ demsine karşın, Serkisyan’ın gelme ihtimali yüksek.
Hafta sonundan bugüne kalan Bursa manzaraları, akla 14 Ekim’deki Ermenistan maçına yönelik karanlık ellerin bir kışkırtma hazırlığı mı olduğu kuşkusunu düşürüyor.
Böyle bir ihtimal, Türkiye açısından her bakımdan tamiri güç hasar demektir.
Olaya bu açıdan bakıldığında, yalnız aklı başında Bursalıların değil, iktidar ve muhalefetin yaşanan olayı dikkatle değerlendirmesinde fayda bulunuyor.
Hafta sonunda yaşananlara dönersek...
Diyarbakırspor’un ‘geleneksel Türk misafirperverliğinin’ bu en kötü örneğiyle uğradığı haksızlık karşısında ligden çekilme tepkisi vermesini kimse yadırgamamalı.
Ancak Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener’in iki yanına Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı ve Diyarbakırspor Başkanı Çetin Sümer’i alarak düzenlediği basın toplantısıyla tarafları ‘barıştırdığı’ varsayımı yadırgatıcı.
Sümer’in olgun tutumunu, gelişmeleri izleyen herkes takdirle karşıladı. Ama misafir gittiği
yerde pişman edilen Diyarbakırsporluların, Bursaspor ile böylece barıştığını var saymak,
zorba kocasından dayak yeyip polis karakoluna sığınan kadının, orada eski usul kocasıyla öpüştürülüp güya barıştırılarak bir sonraki dayağa dek evine gönderilmesine benziyor.
Bu bir spor vakası olmanın çok ötesinde siyasi bir vakadır. Çok ciddi bir siyasi vakadır.
Bu konu adabınca kapatılmaz ise, bundan böyle Diyarbakır’ın her deplasmanı, ayrıca diğer takımların Diyarbakır’daki her maçında şiddete ve etnik ayrımcılığın körüklenmesine davetiye çıkarılmış sayılır.
Dün NTV’de bu konular üzerine sağduyulu yorumlar yapan Rıdvan Dilmen’e başta Futbol Federasyonu olmak üzere herkes kulak vermeli.
Diyarbakır’ın da, Bursa’nın da, Türkiye’nin de iyiliği için yapılması gereken şey, Bursaspor’un Diyarbakırspor’un maruz kaldıkları nedeniyle, tahkim yolu kapalı olmak üzere ağır şekilde cezalandırılması olmalıdır.
Şahsen tanıdığım ve Türkiye’nin iyiliğini isteyeceğine inandığım İbrahim Yazıcı, bu cezayı engellememeli, bu cezanın hem kulübünün, hem de sevdiği şehrinin iyiliğine olduğunun bilinciyle taraftarını yönlendirmelidir.
Bir yanda DTP’lilerin zor yoluyla sorgusu kararı, diğer yandan Bursa’da yaşanan Diyarbakır gerilimi yarınki Meclis açılışı öncesi siyasi havayı germiş bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 1 Ekim Meclis açılış konuşmasında gerilimin giderilmesi doğrultusunda söyleyecekleri daha da önem kazanıyor.