Hrant son olsun

Daha çok çaba gerektiren şey, cinayetlere uygun zemin veren nefret atmosferiyle mücadele etmektir.

Norveç polisinin dün 93’ten 76’ya indirdiği kadar insanın katili Anders Behring Breivik’in Oslo’da mahkeme karşısına çıktığı saatlerde, Hrant Dink’in katili Ogün Samast da hâkim karşısındaydı.
Masum insanları katlederek Avrupa’daki Müslüman düşmanlığını daha da körüklemeyi hedefleyen Norveçli terörist, saldırılarını iki ayrı hücrenin yardımıyla gerçekleştirdiğini söylerken, İstanbul Çocuk Mahkemesi de Dink’i neticede Ermeni asıllı olduğu için öldüren Samast’ı 22 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıyordu.

Samast da, Breivik de çağdaş toplumları yeniden esir almaya başlayan nefret dalgasının en kötü örnekleri arasında.
Dink ailesinin avukatlarından Fethiye Çetin dün karar ardından yaptığı açıklamada, Samast’ın çocuk mahkemelerince verilebilecek en ağır cezalardan birini almasının caydırıcı bir örnek olmasını diledi.
Hrant Dink cinayetinin son olması aklı ve vicdanı başında herkesin dileği. Ancak Fethiye Çetin’in bu dileğinin altında, ileride benzeri cinayetlerin işlenebileceğine ilişkin bir endişe de gizli.
Bu endişenin haksız olduğu söylenemez.

Dink’in 2007’de öldürülmesinin toplumda yol açtığı şok dalgasının en azından şehirli aydınlar arasında bir farkındalık dalgasına, duyarlılık artışına yol açtığı doğru. Aynı şekilde 2007den itibaren Ergenekon ve Malatya Zirve Kitapevi cinayetleri davası gibi bazı davalar çerçevesinde bazı kilit isimlerin içeri girmesiyle bu tür tehdit ve eylemlerin gözle görür şekilde azaldığı da doğru. AK Parti hükümeti de, ana muhalefetteki CHP de, en azından yönetimlerinde nefret söylemine hoş bakmayan, kınayan bir tutum içindeler.
Öte yandan Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş yıllarından bu yana gelen endoktrinasyonun kuşaktan kuşağa biriktirdiği kültürel kirlenmenin etkileri, izleri toplumda hâlâ görülüyor.
Bunun en son örneğine, Samast’ın da memleketi olan Trabzon’da pazar günü tanık olduk. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla Avrupa Gençlik Olimpiyatları açılış töreninde, Norveç’te ölenler ve diğer terör kurbanları için saygı duruşunda bulunulması duyarlı bir davranıştı.

Ancak iş takımların takdimine geldiğinde izleyicilerin bir kısmı tamamen siyasi ve kültürel nedenlerden ötürü, İsrail ve Ermenistan’dan gelen genç sporcuları yuhaladı. Başbakan rahatsız oldu, ama yapılacak bir şey yoktu; toplumsal dokunun değişmesi günler, yıllar değil, kuşaklar alıyor.

Bu zehirli nefret atmosferi, PKK’nın yeniden asker katletmeye başlamasıyla bir başka mecraya ve bambaşka tehlikelere doğru akmaya başladı. Hayli itibarlı İstanbul Caz Festivali’nde sahne alan türkücü Aynur Doğan’ın bir grup izleyici tarafından yalnızca Kürtçe söylediği için protesto edilmesi buna en acı örnek oldu. Sonrasında, başta İstanbul-Zeytinburnu olmak üzere Türkiye’nin çeşitli yerlerinde çıkan gerginlikleri biliyoruz.

Özetleyecek olursak, Dink’in katilinin ağır bir cezaya çarptırılmış olması, adalet duygusunun yerleşmesi bakımından çok önemlidir. Daha az önemli olmayan ve daha çok çaba gerektiren ise, bu cinayetlere uygun zemin veren nefret atmosferiyle mücadele etmektir. Burada toplumun her kesimine, gazetecilere de sorumluluk düşüyor.

.