Hükümet AB konusunda ne yapacak?

AB üyelik hedefinin belirsizleştirilmesine iktidarın açıklamaları cılız kaldı. Yeni AB siyasetini tartışmanın zamanı.

AB dışişleri bakanlarının, Fransa'nın bastırmasına boyun eğerek Türkiye'nin tam üyelik hedefini belirsizleştirmasine hükümetin verdiği tepkiyi gördük. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek Bakanlar Kurulu sonrasında topu Dışişleri'ne attı. Dışişleri Bakanlığı'ndan gelen mahçup tepki ise 'ciddi hoşnutsuzluktan' söz ediyordu.
Açıklamayı yapan Bakanlık Sözcüsü Levent Bilman'ı eleştirinin dışında tutarak söyleyeceğim; çünkü böyle bir açıklama siyasi otoritenin talimatı dışında yapılmaz: Açıklama mahçup bir tepkidir, çünkü tepki verirken
dahi, 14 Aralık'ta AB zirvesinde muhtemelen onaylanacak metinde hâlâ Türkiye'nin üyelik hedefine dolaylı atıflarda bulunuyor olmasından teselli bulmaya çalışıyor.
Bu yanlıştır. AB üyesi hükümetler, o hükümetlerin diplomatları bu açıklamaları yaparken haklı olabilirler.
Ne de olsa onlar Türkiye'ye yapılan bu haksızlığa gerekçe arayışı içindeler. Ama onlar bu izahatı getirdiğinde haklı tutumunu korumak durumunda olan Türk Dışişleri baştan bunu söylerse, hangi müzakere pozisyonu ile muhataplarının karşısına çıkacak?
Müzakerelerin devam edeceği tesellisine sarılmak üzücü bir durumdur. Çünkü gelinen noktada 'Ne için müzakere?' sorusunu sormak meşrudur.
Nicholas Sarkozy cumhurbaşkanı seçildiğinden beri kadeeme kademe AB'nin patronu kesilen Fransa'nın zaten Türkiye'yi kışkırtarak müzakerelerden de, üyelik talebinden de çekilme tuzağına düşürmeye çalıştığı savunması giderek geçerliliğini yitirmektedir.
AB üyelik hedefi Türkiye için çok önemlidir ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan'dan da, hükümetten de daha fazla ciddiye alınmayı hak etmektedir. AB üyelik hedefi Türkiye'de insan hakları ve demokratikleşme alanından, ekonomi alanına dek reform sürecinin devamına, bir ucunda şeriatçı akımlar, diğer ucunda darbe özlemcilerine uzanan uçların siyasi hayatta ağırlık kazanmasına karşı bir tür teminattır da. Dolayısıyla AB ile ilişkilerin Türkiye tarafından kesilmesi hem kazanımların tümüyle elden çıkması, hem de Türkiye'nin kendisini haklıyken haksız konuma düşürmesine yol açacaktır.
Öte yandan bu 2004 yılından bu yana, Türkiye'nin AB'deki görünürlüğü de, artık kazanımları da inişe geçmiştir. Mevcut siyasetin sürdürülebilirliği tartışmalı hale gelmiştir. Belki hem yeni bir AB siyaseti belirlemenin, hem de bunu uygulamak için AB ile ilişkilerde bir mola almanın zamanı gelmiştir. Türkiye'nin bu molaya ihtiyacı olduğu hükümetin gündemine girmelidir.
Büyükanıt'ın sözleri ve zamanlaması
Meclis'te Milli Savunma Bakanlığı bütçe görüşmelerinde DTP'li Aysel Tuğluk'un konuşmasını dinleyip büroya döndüğümde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın dediklerini öğrendim.
Tuğluk, boş Bakanlar Kurulu sıralarına, tenha AK Parti sıralarına ve tepkileri grup sözcüleri tarafından 'Tartışmaya girmeyin' kaş göz işaretleriyle durdurulan CHP ve MHP vekillerine konuşurken, Büyükanıt DTP'nin Meclis'teki varlığını kastederek 'Terör siyasallaştı' diyordu.
Orgeneral Büyükanıt'ın PKK ve cephe örgütlerinin insan hakları, demokratikleşme, barış gibi kavramları kullanışına itiraz ederek 'Bu psikolojik savaş, bunu kaptırdık' demesi içeride ve dışarıda yankı bulacak türden.
Keza Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun da, Roj TV'ye izin veren Danimarka'nın ismini de vererek PKK ve yan kuruluşlarının AB
bünyesinde bulduğu desteği kınadı.
Bu konuşmaları Genelkurmay'ın düşünce üretim kuruluşu SAREM'in düzenlediği 'PKK ve Kongra-Gel Terör Örgütüne Yönelik Ekonomik ve İdeolojik Desteğin Kesilmesi' sempozyumunda yaptılar. Sempozyumun
adı bile bir siyaset değişikliğine işaret ediyor ve tam da Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 'dağdakileri indirmek için' askerlerle birlikte bir plan üzerinde çalışıldığını açıkladığı günlerde yapılıyor.
Bu planın, 2 Kasım'da ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Başbakan Erdoğan ile Ankara'da görüşmesinin ardından duyurduğu 'kapsamlı plan' ile ne tür bir ilgisi var? Bu planın ABD'nin Türkiye'ye verdiği ve hep 'Olumlu sonuçlar alıyoruz' açıklamaları içinde sonuç beklenen işbirliği ile ne tür ilgisi var? Ve o plan ne zaman açıklanacak? Bu soruların yanıtı da en az Orgeneral Büyükanıt'ın ilginç bir zamanlama ile yaptığı çıkış kadar önemli.