Hükümet programının görünen ve görünmeyen yanları

Yeni hükümet programı, dört başlık üzerine kurulmuş. Ancak hükümet koyduğu hedeflere ulaşabilmek için Kürt sorununda, asker-siyaset geriliminde ve laiklik hassasiyetinde, yani iç barışın güçlenmesinde yol alabilmeli.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dün Meclis'te ilan ettiği hükümet programının bir yazılı olan, görünen, bir de yazılı olmayan ama programın düzgün uygulanabilmesi için gerekli, görünmeyen boyutları var.
Meclis'te 3 Eylül'de tartışılacak ve 5 Eylül'de güvenoyuna sunulacak programın üzerine kurulduğu dört sütun var.
Şöyle tanımlamak mümkün:
Ekonomik kalkınma: Erdoğan'ın 60'ıncı hükümet döneminde, 58 ve 59'uncu hükümetten daha çok yoğunlaşacağı bir alan olacağa benziyor. Daha önceki iki AK Parti hükümeti, 1- Koalisyon hükümetlerinde dibe vurmuş ve Kemal Derviş reformlarıyla toparlanmaya çalışan bir ekonomi devralmıştı. Dolayısıyla meydana gelen her gelişme, göze çarpıyor, kamuoyunca kolaylıkla algılanabiliyordu. Enflasyon ve faizlerin düşmesi, liradan altı sıfır atılması gibi adımlar bu görselliği yüksek çerçevede sayılabilir, 2- IMF ve Dünya Bankası'nca desteklenen Derviş reformlarını çizgiden sapmadan sürdürmek önemliydi. Ali Babacan'ın Hazine Bakanlığı altında bu yapılabildi.
Şimdi hükümetin önünde istihdamı artırmak, mali disiplini sağlamak, cari açığı kontrol altında tutmak ve bütün bunları küresel ekonomik çalkantı tehdidi altında yapmak gibi zor bir hedef var. Üstelik bu hedeflerin kamuoyu algılaması açısından görselliği zayıf. Babacan'ın yerini dün AK Parti'nin yeni ekonomi yıldızı Mehmet Şimşek, son zamanlarda Erdoğan'la sorunlar yaşayarak kenara çekilen Abdüllatif Şener'in yerini de, Erdoğan'ın partideki ekonomi kurmayı Nazım Ekren aldı. Erdoğan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile tamamlanan üçlünün bu zor hedefleri gerçekleştireceğine inanıyor.
Demokratik dönüşüm: Demokratik dönüşüm projesinin merkezinde, Erdoğan'ın vaat ettiği Anayasa değişikliği paketi var. Paketten herkesin her kesimin beklentisi farklı. Ancak bu beklentilerin hepsinin, özellikle de Erdoğan'ın diğer partilerin oyuna muhtaç kalmadan referanduma sunma niyetini açıkladığı bu Anayasa'da yer alacağını düşünmek gerçekçi değil. Örneğin, Genelkurmay Başkanı Ogeneral Yaşar Büyükanıt'ın 30 Ağustos'ta Anıtkabir defterine yazdığı mesajdaki 'koruma ve kollama' vurgusu dururken, Genelkurmay'ın Başbakanlık yerine Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanmasını beklemek zor. Ya da siyasi iktidarla yargı arasındaki sorunlar biliniyorken, Erdoğan hükümetinin milletvekili dokunulmazlıklarının sınırlandırılması konusunda reformist bir adım atacağını beklemek pek gerçekçi değil.
Ancak Türkiye'de demokrasi düzeyinin yükseltilmesi adına atılacak her adım, ki buna siyasi partiler ve seçim yasaları dahil, değer taşıyacaktır. Anayasa değişiklik paketinin Türkiye'nin Arupa Birliği ile mesafesini yaklaştıracağı ve aradaki bağların karşılıklı olarak güçlenmesini sağlayacağı da düşünülmeli.
AB ve dış politika: Hükümetin dış politika ekseninde AB ile ilişkiler, önceki iki hükümetten de fazla önem taşıyor. Bir kere koşullar farklı. Fransa başta olmak üzere Türkiye'nin üyeliğine kuşkuyla bakan güçlü AB üyeleri var. İkincisi, Türkiye'deki kamuoyu hevesi, AB'den gelen soğuk hava nedeniyle kaçmış durumda. Yani hükümet önceki ikisi gibi yalnızca dış cephede değil, Meclis'teki CHP, MHP, DTP ve DSP muhalefetlerine karşı iç cephede de mücadele etmek zorunda kalacak.
Belki de bu yüzden özel önlemler alınmış durumda. Yıllardır Türkiye'nin AB odaklı dış politikasını yürüten Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu konuyla özel olarak ilgileneceğini, Köşk iletişim danışmanlığına getirdiği Ahmet Sever'e AB iletişim konularını da vererek gösterdi. Dışişleri Bakanlığı'na AB Başmüzakerecisi Babacan getirildi ve AB Genel Sekreterliği yeniden Dışişleri'ne bağlandı. Gül'ün ilk dış gezisini KKTC'ye yapacak olması, AB bağlantılı Kıbrıs konusunun yine gündemde yükseleceğinin somut işareti.
Irak, özellikle PKK dolayısıyla iç güvenlikle bağlantısı nedeniyle dış politika gündeminin üst sıralarında olacak. ABD ile ilişkiler, yalnızca Irak nedeniyle değil, enerjiden Rusya ile ilişkilere dek pek çok nedenden önemini koruyacak. Ve tabii Ermeni meselesi nedeniyle...
Altyapı ve sosyal dönüşüm: Hükümet programının halkın yaşantısıyla bire bir ilişkili yönünü bu bölüm oluşturuyor. Enerji, su, tarım ve şehirleşme problemlerine yeni bir bakışın gerektiği, yüksek işsizlik ve küresel ısınma koşullarında bir zorunluluk. Ulaştırmada demiryolları ve denizyollarına verilecek ağırlık önemli. Sosyal güvenlik reformunun tamamlanması, kadın ve çocukların başta töre terörü olmak üzere
sosyal ve ekonomik baskılardan korunması gibi önemli sorunlar, beş yıllık AK Parti hükümetlerinden sonra hâlâ çözüm bekliyor. Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversite sistemi arasındaki uyumsuzluğun bir sonraki seçim dönemine dek sürüp sürmeyeceği de yine hükümetin yeni çözümler üretme yeteneğine bağlı olacak.
Bunlar, dediğimiz gibi yazılı olan programın unsurları. Programın yerine getirilmesi için mesafe alınması gerekli olan alanlar da var. Örneğin, özellikle ayrı ayrı sayarak Kürt ve Kürtçülük meselelerinde, hem PKK'nın terör eylemlerinin geriletilmesi, hem de Kürt kökenli halkın geri kazanılması için yapılacaklar. Örneğin, asker-siyaset geriliminin giderilmesi ve laikliğin korunmasının ülkenin iç enerjisini tüketmeyecek biçimde yapılmasının sağlanması. Yani iç barışın güçlenmesi. İç barışın güçlenmesi, kalkınmaya da, adalete de, Türkiye'nin bölgesinde barışa da katkıda bulunacaktır.