Hükümet-yargı-asker üçgeninde çatışma

Asker, Ergenekon savcılarını üzerine gelmekle suçluyor. Hükümet kendisine karşı kapatma davası uyarısı yapan yargının üzerine yargı silahlarıyla gidiyor

Ankara’da yaşananlar bundan 20 yıl önce yaşanıyor olsaydı, çatışma değil, belki savaş tanımını kullanmak zorunda kalırdık.
Son birkaç günkü gelişmeleri ancak tek tek ele aldığımızda her birinin aslında tek başına
kriz demek olduğunu görebiliriz.
Sonuncusundan başlayalım:
* Başbakan Tayyip Erdoğan dün Roma’da telefon dinleme tartışmasının siyasi amaca yönelik olmadığını açıklamasından birkaç dakika önce dikkat çekici bir haber geldi. Adalet Bakanlığı, dinlemelerden sorumlu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB)’de inceleme yapan hâkim Hayri Keskin hakkında soruşturma başlatmıştı. Soruşturma, TİB Başkanı Fethi Şimşek’in kurumun yasa gereği gizli çalışması gerektiği uyarısına karşın, hâkimin gizliliği ihlalde ısrar ettiği iddiası idi.
* Bu gelişme bir yandan hükümetin yargı üzerinde baskı kurmaya çalıştığı iddialarına güç veren bir görüntü ortaya çıkardı. Diğer yandan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın geçen hafta sonu, dinlemeler nedeniyle AK Parti aleyhinde kapatma davasıyla sonuçlanma ihtimali -en azından kâğıt üzerinde bulunan bir inceleme başlatıldığı açıklamasının ardından geliyordu.
* Hükümetin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına tepkisini de yine Milliyet’ten Fikret Bila’dan duyurdu: Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, soyut iddialarla dava açılamayacağını böyle bir davanın ‘ülkeyi altüst edeceğini’ söylüyordu. Evet, Erdoğan dinlemelerin siyasi olmadığını söylüyor, ama gelinen noktada yargı zemininde yürüyen siyasi bir kavgaya dönüşüyor; adeta yüksek yargı ve hükümet birbirine misillemelerde bulunuyor görüntüsü hâkim.
* Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşmesi ardından yaptığı ‘yasalar, hukuk anlayışına uygun değilse değiştirilir, değişitirilmeli’ açıklaması ardından hükümet dinleme yasalarında değişikliğe gideceğini açıkladı. Ama değişiklik, usulsüz dinleme yapılması ve dinleme kayıtlarının yayımlanmasına ilişkin cezaların artırılmasıyla sınırlı kaldı. Dün görüştüğümüz Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Gerçeker’in Adalet Müfettişleri’ne yargı zincirini kıran yetkiler verildiği eleştirilerine karşın Bakanlığı’nın hazırladığı Yargı Reformu’nu adres gösterdi; reformun geçmesi halinde şikâyet konusu durumun düzeleceğini söyledi.
* Bu çatışmanın askeri ilgilendiren boyutu da var ve hiç de küçümsenecek gibi değil. Albay Dursun Çiçek’e ait olduğu Adli Tıp  raporunca saptanan ve hükümetin altını oymaya yönelik ifadeler içerdiği iddia edilen ‘İrticayla mücadele’ kâğıdının Genelkurmay Askeri Mahkemesi’ne inceleme amaçlı gönderilmemesi, sivil ve askeri yargı arasında çelişki doğurdu. Üstelik bu tartışmaya, Başbakan Erdoğan da ‘Adli Tıp raporu yeterli’ diye müdahil oldu. Bu sözün üzerine Genelkurmay’ın ‘belge hâlâ gönderilmedi’ diye üstelemesi zıtlaşma görüntüsünü güçlendiriyor.
* Genelkurmay’ın 17 Kasım akşamı yaptığı açıklama bu açıdan özellikle önemlidir.Genelkurmay, Başbakan’ın ‘Henüz bize gelmedi’ dediği ‘üçüncü ihbar mektubunu’ndaki bilgilerin, askeri savcılık tarafından 24 Haziran 2009 tarihinde ‘görevsizlik kararıyla yetkili makamlara gönderilen’ bilgilerden yararlanılarak ‘düzenlendiğini’ öne sürüyor. Buradaki ‘yetkili makamlar’ ifadesi ile Ergenekon davasının yürütüldüğü mahkemenin işaret edildiği görülebiliyor.
* Genelkurmay’ın, aynı açıklamada Ergenekon savcılarını askerin üzerine gelmekle isim vermeden suçladığı bir başka cümle ise,  17 Kasım’da Taraf gazetesinde yer alan belgenin sahte olduğunu ileri sürdüğü cümledir. Genelkurmay, bu kâğıdın 8 Nisan’da kendilerine gönderildiğini ve 1 Mayıs’ta ‘Kayıtlarımızda rastlanmamıştır’ denilerek geri gönderildiğini açıkladı. Genelkurmay’ın devamında, üçüncü ihbar mektubunun medyada yer almaya başladığı tarih olan 15 Kasım’a dikkat çekiyor. Genelkurmay adeta Dursun Çiçek’in ikinci defa serbest bırakılması üzerine yayınlar başladı demek istiyor.
Bu hoş bir tablo değil. Hükümet bir yandan yeni kapatma davası imalarından -haklı olarak rahatsızlık duyarken, diğer yandan askerle çatışma görüntüsünün sürmesine göz yumuyor izlenimi veriyor. Genelkurmay, ‘Gülü Ordu, Güçlü Türkiye’ dediği zaman, güçlü Türkiye’nin yalnız güçlü orduya değil, güçlü demokrasi, sağlam ekonomi, gelişmiş hukuka bağlı olduğu yolunda haklı eleştiriler aldı. Günümüzde güçlü ordunun aynı zamanda demokrasinin kurallarına riayet eden ordu demek olduğu da biliniyor. Ama sürekli yıpratılan bir orduyla özellikle dış politika ve bölge güvenliği açısından daha güçlü bir Türkiye görüntüsü verilemeyeceği de görülmeli.