Hükümetin her açıklamasına Batı'dan açıklama gelir oldu

AB temsilcileriyle topluca ilk görüş alışverişinin savunma yapmak amaçlı düzenlenmesi de Türk dış politikası açısından bir övünç kaynağı değildir herhalde.

Son zamanlarda giderek dikkat çekmeye başlayan bir eğilim baş gösterdi diplomaside. Ülkelerin yetkilileri arasında kritik bir görüşmenin ardından yapılan resmi açıklama üzerinden fazla geçmeden bir de gayri resmi bilgilendirilmesi yapılıyor.

Bu usulü de ‘Kamu diplomasisi’ kavramını bundan bir on yıl kadar önce siyaset lügatine dahil eden Amerikalılar uygulamaya başladı ilk olarak. ABD’nin bu yöntem ile yapmak istediği, söylediklerinin muhatapları tarafından kamuoyuna söylediklerinden farklı bir çerçevede yansıtılmasına engel olmak; yeri geldiğinde de bir diplomatik müdahale aracı olarak kullanabilmek.

Bu yöntemi hafta başından bu yana yalnızca ABD değil, AB’nin Türkiye ile ilişkilerinde iki kritik örnekte gördük. Birincisi, Başbakan Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Barack Obama’nın 24 Haziran’da yaptıkları telefon görüşmesi sonrasında, ikincisi de AB Bakanı Egemen Bağış’ın Ankara’daki AB üyesi ülkelerin büyükelçilerine 25 Haziran’da verdiği Taksim protestoları brifingi sonrasında ortaya çıktı.

Telefon görüşmesini ilk duyuran, Bakanlar Kurulu sonrasında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç oldu. Kısa süre sonra Başbakanlık’tan da bir açıklama yapıldı. Buna göre, Obama ile Erdoğan uzun uzun Suriye konuşmuşlar, o vesileyle Erdoğan, Gezi Parkı’yla ilgili olaylar hakkında ‘bilgi vermiş’ ve iki lider ‘basın ve ifade özgürlüğünün yanı sıra şiddet içermeyen toplantı ve gösteri özgürlüğünün de her iki ülkenin ortak değerleri arasında’ olduğunu vurgulamışlardı.

Bu açıklamanın ardından Beyaz Saray da görüşmeye dair kendi açıklamasını yaptı. Bu açıklamaya göre görüşmenin ağırlığı Gezi Parkı gösterileri olmuş, Suriye konusu ‘da’ telefon görüşmesinde konu edilmişti. Beyaz Saray açıklamasında açıkça ‘leaders also discussed Syria’ yani ‘liderler Suriye’yi de görüştüler’ deniyordu. Ankara ve Vaşington’un aynı telefon görüşmesini kamuoyuna duyurma konusunda ayrı öncelikleri olduğu, Ankara’nın görüşmeyi Suriye odaklı duyurduğu, ardından Vaşington’un Taksim protestoları, basın ve gösteri özgürlüğü odaklı duyurmak istediği anlaşılıyordu.

Bağış’ın durumu biraz daha farklıydı. Bağış son birkaç gününü Türkiye ile Almanya arasında, Türkiye’nin AB ile müzakere seyrini de etkileyen bir krizin odağında geçirmiş, krizin derinleşmesi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun hummalı mesaisi ile mümkün olmuştu.

Dolayısıyla Bağış’ın AB büyükelçileri önüne çıkıp İçişleri tahminlerine göre sayıları 3 haftada yurt çapında 2,5 milyonu bulan Taksim protestocularının aslında uluslararası faiz lobisinin oyuncağı olduğu, camide içki içip polis dövdüğü şeklindeki hükümet çizgisini anlatması zaten başlı başına cesaret isteyen bir girişimdi.

Bağış, görüşme sonrasında madalyonun göstericilerin hiç de medya tarafından gösterildiği kadar masum olmadığı tezini büyükelçilere anlattığını açıkladı. Açıklamanın tonundan büyükelçilerin de brifingden faydalandığı anlaşılıyordu.

Bir süre sonra Ankara’daki AB temsilcilerinden de bir ‘toplu’ açıklama geldi. Avrupalı diplomatlar, ‘özellikle polisin barışçıl göstericilere davranışı ve basın özgürlüğüne saygı’ konusunda ‘endişe’ ifade etmişlerdi. ‘Toplanma ve ifade özgürlüğü de dahil olmak üzere temel özgürlüklere saygı’ ihtiyacını vurgulamış ve aşırı güç kullanımı konusunda hükümet ve yargıdan şeffaflık ve hesap verebilirlik talep etmişlerdi.

Görüldüğü gibi, diplomasi de yeni buluşlarla gelişme halinde; görüş birliği sağlanamamış kapalı bir görüşmeyi bir tek açıyı öne çıkararak kamuoyuna duyurmanın imkânı giderek zorlaşıyor. Yarın bir gün, Türk hükümetleri de bunu başka muhataplar için yapabilir; neticede bu bir yöntemdir, isteyen herkes tarafından kullanılabilir.

Son iki örnek de -ki ikisi de Taksim protestoları üzerinedir- ABD ve AB tarafından Türkiye ile temaslarını kendi açılarından vurgulamak amacıyla kullanılmıştır. Kayda geçirmekte fayda var.

Kayda girmesi gereken bir nokta daha var: AB açıklamasının ilk cümlesinde, AB temsilcileriyle Bağış arasındaki bu temastan duyulan memnuniyet, “Bu, AB temsilcilerinin toplu olarak hükümet ile görüş alışverişinde bulundukları ilk toplantı olmuştur” sözleriyle aktarılıyor. Hükümetin AB temsilcileriyle topluca ilk görüş alışverişinin, savunma yapmak amaçlı düzenlenmesi de Türk dış politikası açısından bir övünç kaynağı değildir herhalde.