Hükümetin yedi yıllık AB planı ve Fransa

AB Başmüzakerecisi Ali Babacan, önceki akşam Ankara'da TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun Fransa Odalar Birliği Başkanı Jean François Bernardin onuruna verdiği yemekte bir konuşma yaptı.

AB Başmüzakerecisi Ali Babacan, önceki akşam Ankara'da TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun Fransa Odalar Birliği Başkanı Jean François Bernardin onuruna verdiği yemekte bir konuşma yaptı. Babacan, hükümetin nisan ayında, AB hedefleri doğrulrusunda yedi yıllık bir plan açıklayacağını, her yıl hangi hedeflere ulaşmayı hedefleyeceğini ilan edeceğini bir kez de Fransız iş dünyası temsilcilerinin önünde tekrarladı.
Bernardin de 2009'u Türkiye Yılı ilan ettiklerini söyleyerek memnuniyetini ifade etti. 2007 ve 2008'e neden herkesin kayıp yıllar olarak baktığına ve özellikle Babacan'ın sözlerinin iç siyaset dengeleri açısından ne ifade ettiğini irdelemeden önce, bir saptama yapmakta yarar var:
Türkiye'nin, dışarıdan talep olmaksızın, kendi önüne bu tür siyasi hedefler koyup ufuk çizgisini belirlemesi olumlu bir gelişme.
Yedi yıl hedefi, daha önce Başbakan Tayyip Erdoğan, TÜSİAD İcra Kurulu Başkanı Mustafa Koç ve sabit tarih vermese de CHP lideri Deniz Baykal tarafından yapılan 'AB tarih vermeli, sonsuza dek böyle süremez' yaklaşımıyla uyumlu. Daha doğrusu bu yaklaşımın aynada yansıması gibi.
Öte yandan, iç siyasetteki anlamına yol almaya başlarsak, yedi yılın birkaç anlamı olduğu söylenebilir.
Nisan ayı, yalnızca Babacan'ın AB hedeflerini açıklayacağı ay olmayacak. Nisan ayının 16'sından başlayarak 26'sına dek, 11. cumhurbaşkanı olmak isteyenlerin isimleri de açıklanacak.
11. cumhurbaşkanı, Babacan'ın AB programının uygulamada olmasını arzu ettiği sürece, yedi yıl Çankaya'da oturacak.
Ama yedi yıl içinde, anayasal süreye uyulacağını varsayarsak, 4 Kasım 2007 seçimlerinde sandıktan çıkacak hükümetin beş yıllık görev süresi de dolmuş olacak. Yeni bir seçim ve yeni bir hükümet işbaşında olacak.
Ne Babacan'ın, ne de Başbakan Erdoğan'ın önümüzdeki seçimlerden sonra yapılacak seçimlerden de AK Parti'nin birinci parti çıkacağı ve hükümeti tek başına kuracağı konusunda bir garantisi yok. Gerçi Türkiye'deki seçim istatistikleri, bir seçimde tek başına hükümet kurmuş partinin, bir sonraki seçimden de birinci parti çıktığını gösteriyor. Ama üst üste yapılan üçüncü seçimde muhalefete düştüğünü de gösteriyor. Dolayısıyla yedi yıllık AB planını açıklamak, ya AK Parti'nin bundan sonra yapılacak iki seçimden de birinci çıkıp, hükümeti tek başına kuracağı inancı içinde olduğunu ya da böyle bir planı Meclis bünyesinde uzlaşı içinde Türkiye'nin planı olarak açıklamayı düşündüğünü akla getirebilir. Oysa bu konuda örneğin AB reformları ve Anayasa değişiklikleri konusunda olmazsa olmaz destek veren CHP ile temas kurulduğu bilgisi yok.
Olmayabilir. Bir hükümetin ilan ettiğini, bir başka parti hükümetinin yerine getirme zorunluluğu yok.
Tabii bu sorunda yine 11. cumhurbaşkanının kim olacağı sorusuna gelip takılıyor. Erdoğan mı olacak? Yedi yılın sonunda Türkiye'yi ya AB'ye taşıyacak ya da AB treninden indirecek cumhurbaşkanı Erdoğan mı olacak?
Belki de sırt, bel ağrılarının nedenlerinden olan (çektiğim için biliyorum) gerilimin nedeni bu mu?
AB konusunda Türkiye'nin önündeki en büyük engel ise şu anda Fransa olacak gibi görünüyor. Fransız Odalar Birliği'nin Türkiye Yılı olarak 2009'u seçmesi rastlantı değil. Fransa, 2008 yılının ikinci yarısında AB Dönem Başkanlığı'nı üstlenecek. Özellikle Nicholas Sarkozy'nin cumhurbaşkanlığında bir Fransa'nın, Türkiye'yi engellemeye çalışacağı, özellikle İngiltere, İspanya, İtalya, İsveç gibi şu anda Türkiye'nin yanında görünen ülkelerin canını sıkıyor. Sarkozy'nin, zayıf ihtimalle de olsa, Türkiye'yi resmen veto etmesi halinde Avrupa çapında bir siyasi kriz muhtemel sayılıyor. Türkiye konusunda koalisyon ortağı sosyal demokratlara karşın olumsuz görüşünü sakınmayan Almanya Şansölyesi Angela Merkel de 2008'in ikinci yarısında, sonbahar aylarında seçime gidecek.
Bir de Kıbrıs konusu var. Kıbrıs Rumları 2008 Şubat ayında cumhurbaşkanlarını seçecek. Tasos Papadopulos ya da benzeri uzlaşmaz kafada biri seçilirse, Kıbrıs sorununda artık gemi kayalara doğru gidecek demektir.
Yani 2009 gerçekten siyaseten çekişmeli bir Türkiye yılı olabilir Avrupa'da.
Bakalım o zaman 11. cumhurbaşkanı ve 60. başbakan kimler olacak?