İçişleri Bakanı: Devamını bekliyoruz

'Irak PKK için güvenli yer olmaktan çıktı. Türkiye terörü demokrasi içinde bitirmek istiyor' diyen Atalay, DTP'yi sorumlu ve sağduyulu davranmaya çağırdı

Başından söylemek lazım ki, Habur’daki görüntüler, Türk halkının büyük kısmının sinirine fena halde dokunuyor.
Evet, askerden hükümete, PKK’nın Türkiye için tehdit olmaktan çıkmasını isteyenler yasaların daha esnek ve etkin uygulanmasını istiyor. Hatta süreci hızlandırmak için Diyarbakır’dan bir hâkim ve dört savcıdan oluşan bir seyyar mahkeme Irak sınırına getiriliyor. Ama yasaları uygulamakla görevli mahkemenin hemen yanı başında 30 bin kişinin toplanmasına izin veriliyorsa, oradan çıkan karar tartışılır. İsabetli olsa da, olmasa da tartışılır.
Ondan sonra, siz ne kadar artık Irak’ta barınma koşulları her gün zorlaşan PKK’lıların gelip teslim olmasını bayrama çevirmesine akıl erdiremeseniz de, halkın büyük çoğunluğu bu garabeti dün CHP lideri Deniz Baykal’ın Meclis grubuna söylediği gibi ‘Teslim olmaya değil, almaya geldiler’ diye yorumlar.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, dün bir grup gazeteciye bilgi verirken DTP lideri Ahmet Türk’e önceki gün basın toplantısı ardından telefon ederek sorumlu ve sağduyulu davranmaya çağırdığını söyledi. Ama o 30 bin kişilik ‘Devrim oldu, biz kazandık’ yanılsaması içindeki kalabalığın baskısı altında, DTP’liler başka türlü konuşması halinde belki işin daha da çığrından çıkmış olacağı da öne sürülebilir.

Eve dönüş partileri tehlikeli
İçişleri Bakanı dün gazetecilere yurtdışından, hem Irak, hem Avrupa’dan eve dönüşlerin devamını beklediklerini söyledi. Ancak her bir grup için böyle bir dönüş partisi düzenlenmesi durumunda çok yakında İçişleri Bakanı Atalay da, Başbakan Tayyip Erdoğan da bu durumu bırakın geniş kitleleri, AK Parti grubuna açıklayamaz hale gelebilir.
Bu teslimat işi devam edecekse, bunu yarı kutlama, yarı tehdit partilerine dönüştürmeden yapmanın bir yolunu bulmaları gerekiyor. Sürecin selameti açısından da bu gerekli.
Diğer yandan Atalay’ın dünkü toplantıda merak konusu bazı noktalara açıklık getirdiğini söylemek gerekiyor. Özetle sıralayalım:
1- PKK’lılar öyle olmadığını söylese de bütün yasal işlemler Türk Ceza Yasası’nın 221’inci maddesine göre yapılıyor. (Sorguda, pişmanlığa, ya da örgütü ‘çökertecek’ bilgi talebine ilişkin sorular sorulmadığını varsayabiliriz.)
2- Hükümet, eve dönüşlerin ‘Devamını bekliyor’. Atalay, bu ilk partinin 100-150 gibi bir sayıya tamamlanmasını, daha sonra gelişlerin aynı büyüklükteki gruplarca hem Irak, hem Avrupa’dan sürmesini umuyor.
3- Mahmur Kampı için ayrı bir dönüş planı üzerinde çalışılıyor. Atalay, Mahmur Kampı sakinlerinin hepsinin PKK’lı sayılamayacağına dikkat çekiyor. O nedenle, ‘teröristler’, militanlar’ yerine, bütün dönenleri kapsayacak şekilde ‘Eve dönenler’ ifadesini kullanıyor.
Atalay: Dönüşler planın parçası
4- İçişleri Bakanı, Dışişleri ve ‘diğer devlet kuruluşlarının’ (ki Ankara lisanında bu genellikle istihbarat anlamına gelir) katkısıyla, “Kuzey Irak’ın artık terör örgütünün rahat edebileceği bir yer olmaktan çıktığını” söylüyor. PKK’lıları kastederek “Onlar da bunu biliyor” diyor.
5- Sürecin PKK’nin İmralı’da mahkûm lideri Abdullah Öcalan’ın kontrolünde mi geliştiği soruları, sakin bir yapıda olan Atalay’ı kızdırıyor: “Biz Türkiye Cumhuriyetiyiz. Büyük bir devletiz. Bir planımız var ve onu yürütüyoruz.” Hükümet şimdiye dek CHP ve MHP’nin sorularına ‘Plan yok, birlikte oluşturalım’ diyordu.Türkiye gibi ‘Büyük bir devletin’ böyle bir konuda plansız gittiğine aklı başında kimse inanmıyordu, ama dün resmen duymuş olduk. Dönüşler bu planın parçası.
6- Planın ne olduğunu sorduğumuzda ayrıntı değil, bir çerçeve tanımı alıyoruz: Bir yandan demokratik açılım ve standartların yükseltilmesi, diğer yandan terörün önlenmesi. Atalay, bu çerçevede yeni bir safha Meclis’te -tarihi henüz kesinleşmeyen- oturum ile girileceğini ve orada önemli açıklamalar yapılacağını tekrarlıyor.
Başbakan’ın dün Meclis’te AK Parti grubuna hitabının en önemli yanı, Baykal ile konuşma meselesine son vermek oldu. Böylece hem yararsız bir polemik kapısı kapanmış oldu, hem de bu beyan daha önemli bir sonuca yol açtı: Böylece Kürt açılımı konusunda -referandumu göze almak dışında- ne Anayasa değişikliği ihtimali kaldı, ne de CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne taşıma ihtimali bulunan bir yasa değişikliği.
Bu durum, aslında dünden itibaren hükümetin Kürt açılımı planında ciddi bir revizyona gittiği ve artık yapılacak her şeyin idare çerçevesinde yönetmelik ve kararnamelerle yapılacağını gösteriyor.