İçte ve dışta siyasi sıkışma

Uluslararası siyaset sıkıştıkça, ulusal siyaset de sıkışıyor. Dışişleri Bakanı Gül, Washington'da güvenliği görüşüyor. CHP lideri ise Münih Güvenlik Konferansı'nda.

Fransa'da başlayan PKK operasyonunda, örgütün gerçekten üst düzeydeki isimlerinin ağır suçlamalarla gözaltına alınmasında ABD'nin bir rolü var mı? İşaretler olduğunu gösteriyor. Gerçi Fransız makamları altı-yedi ay öncesinden Türk makamlarıyla irtibat düzeyini yükselterek "artık terörizme tamammülleri kalmadığını" söylemişler. Öte yandan bu süreç ABD'nin PKK ile mücadelenin koordinasyonu için özel temsilci atayıp, PKK'nın Avrupa'daki kaynaklarının kurutulması için müttefiklerle özel çaba göstereceği sözü verdiği günlere rastlıyor.
Güvenlik siyaseti üzerindeki bütün çelişkilerine karşın ABD istihbarat servisinin Avrupa'daki en yakın muhatabının Fransız servisi olduğu hep konuşulur. Fransa'da süren operasyonda Türk istihbaratının işbirliği de önemli pay sahibi.
Ancak kaynaklar, PKK'nın örgütsel ağının da darbe alabilmesi için Almanya başta olmak üzere, Belçika ve İsviçre'de de Fransa benzeri operasyonların gerekli olduğuna dikkat çekiyorlar.
Ankara'da, ABD'nin Irak'taki PKK kamplarına yönelik 'süresi ve kapsamı sınırlı' bir operasyona göz yumabileceği konuşuluyor.
Bu adımlar, ABD'de temaslarını sürdüren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün elini rahatlatır mı? Belki PKK ile mücadele açısından rahatlatır. Ancak Gül'ün Ermeni soykırım tasarısı konusunda sıkıntısı büyük. Seçilmeden önce, Ermeni kökenli seçmenlerine eline güç geçtiğinde tasarıyı yasalaştıracağı sözü veren Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'nin Gül'le görüşmeyi dahi kabul etmediği bilgisi var. Gerçi Gül, bu konuda John Murtha ve Tom Lantos gibi isimlerle görüşmüş. Yine de durum kritik. Gül'ün TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger'i arayarak, zaten haftaya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın da Washington'da olacağı gerçeğine işaretle, Washington gezisini ertelemelerini rica etmesi boşuna değil. Milletvekillerinin görüşecek muhatap bulamama ihtimali bir yana, tartışmayı daha da kızıştırmaları mümkün.
Oysa George Bush yönetiminin Kongre'deki demokratları "Türkiye gibi önemli bir müttefikin küstürülmesi ve ABD'nin Ortadoğu'daki hayati çıkarlarına darbe vurmakla" suçlaması ihtimali, hiç de yabana atılacak bir faktör değil. Tabii bu durum AK Parti hükümetini Ermeni tasarısının bu yıl oylanmaması karşılığında pazarlıklara açık bir konuma getirebilir. Öte yandan, tasarının kabulü durumunda Başbakan Tayyip Erdoğan'ın İncirlik'i kapatmayı seçim yılı toplumdan yükselecek tepkileri lehine çevirecek bir yol olarak göreceği de düşünülebilir.
ABD Kongresi'nin beş etkili üyesi, Savunma Bakanı Robert Gates ve diğer üst düzey ABD yetkilileriyle birlikte hafta sonu Almanya'nın Münih kentinde yapılacak geleneksel Güvenlik Politikaları Konferansı'nda olacak. Daha önce CIA başkanlığı da yapmış olan Gates, Münih'e 8-9 Şubat'ta İspanya'nın Sevilla kentinde yapılacak ve Afganistan ile Irak'taki durumun konuşulacağı NATO bakanlar toplantısından gelecek.
Güvenlik siyasetinin Davos'u sayılan Münih toplantılarının bu yılki konusu 'Küresel riskler, küresel sorumluluklar.' Onur konuğu Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin. Almanya Şansölyesi Angela Merkel'den İran'ın nükleer programından sorumlu Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani'ye, NATO Genel Sekreteri Scheffer'den AB Dış Politika ve Güvenlik Komiseri Solana'ya, Lübnan Başbakanı Sinyora'ya dek uluslararası politikanın önemli ismleri orada olacak.
43'üncüsü yapılacak Münih Konferansı'nın Türkiye açısından da bir önemi var bu yıl. Her yıl genellikle savunma, ya da dışişleri bakanlarının davet edildiği konferansa bu yıl Türkiye'den ilk kez bir ana muhalefet lideri davet ediliyor. CHP lideri Deniz Baykal, Irak ve Ortadoğu'dan enerji güvenliğine dek pek çok stratejik konunun tartışılacağı konferansa Türkiye'den katılan isim olacak.
Bu neyi gösteriyor? Belki, uluslararası siyasette Türkiye'nin artık iktidarıyla olduğu kadar muhalefetiyle de bir siyaset unsuru olduğunu. Belki de 1 Mart 2003 tezkeresi, Türkiye'de işleyen bir demokrasi olduğunu ve muhalefetin de ulusal siyasette etkisi olduğunu gösterdi. CHP'nin konferansa katkısı bu nedenle Türkiye'nin uluslararası siyasetteki ağırlığını olumlu etkileyecek bir gelişme sayılabilir.
Uluslararası siyaset sıkıştıkça, ulusal siyaset de sıkışıyor. Ama demokratik zeminde kaldıkça siyaset kendisine yeni çıkış alanları buluyor. Münih konferansından izlenimler ilginç olacak.