İki arada bir DTP

Dün ayrı önemliydi, bugün ayrı önemli. Dün Başbakan Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama ile bazı konularda dönüm noktası sayılabilecek bir görüşme yaptı.

Dün ayrı önemliydi, bugün ayrı önemli. Dün Başbakan Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama ile bazı konularda dönüm noktası sayılabilecek bir görüşme yaptı. Bunlar arasında Irak’ın, Afganistan’ın, Kıbrıs’ın ve İran ile ilişkilerin geleceği gibi konular vardı. Ama bugünle bağlantısı itibarıyla üzerinde durmamız gereken PKK ile mücadele ve Kürt açılımı.
Erdoğan’ın Vaşington’da görüşmeye hazırlandığı saatlerde DTP lideri Ahmet Türk, ‘Kapatılırsak, Meclis’ten çekiliriz, seçime de girmeyiz’ açıklamasını yaptı. Ardından İçişleri Bakanı Beşir Atalay, DTP’yi sorumsuzlukla suçladı ve ‘Açılımdan dönmüyoruz, devam ediyoruz’ dedi.
Bugün, Anayasa Mahkemesi’nde DTP’nin ‘bölücü hareketlerin odağı’ olduğu iddiasıyla yargılama başlayacak. Mahkeme, bir yandan DTP’nin ‘Kapatırsanız, çekiliriz’ açıklaması, diğer yandan Başbakan Tayyip Erdoğan (ve dün Atalay’ın) ‘Parti kapatmaya karşıyız’ açıklaması arasında karar oluşturmaya çalışacak.
Ama asıl arada kalan Anayasa Mahkemesi değil, asıl arada kalan DTP.
Hem de yalnızca kapatma davasıyla hükümetin Kürt açılımı arasında kalmış değil. Yalnızca bu iki uç arasında kalmış olsa, DTP’nin -görünüşte Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki hapis koşullarını protestosunu Kürt açılımının tek unsuru olarak düşündüğü gibi akıldışı bir sonuca varmak gerekir.
DTP, asıl İmralı ile Kandil arasında kalmış görünüyor. Murat Karayılan’ın geçen ay Türkiye gazetesinde yayımlanan mülakatında, konuya çok daha siyasi baktığı, PKK odaklı bir çözüm için kendi mantığı çerçevesinde -Öcalan’dan hiç söz etmeden- tutum aldığı görülüyordu. Öcalan’ın ise her şeyin önüne kendi durumunu koyduğu anlaşılıyor.
DTP bu noktada karar sancıları çekerek Öcalan’ın yanında yer alıyor.
DTP bunu yaparak, tıpkı 28 Şubat’ta kendilerini devletle karşı karşıya getiren Necmettin Erbakan’dan kopan dindar kitlelerin başörtme konusunda kavga vaat etmeyen Tayyip Erdoğan’ı seçmeleri gibi Kürt kökenli milyonları kendisinden nasıl yabancılaştırdığının farkında değil; PKK tabanını mutlu etmekle yetiniyor.
DTP, Erdoğan-Obama görüşmesi öncesi tansiyon yükseltmeye de oynadı aslında, ama son çizgisiyle kapatılması halinde güçlü uluslararası tepki bulması ihtimalini bile azaltıyor.

Kaç Mehmet Baransu var?
Dün Taraf gazetesi’nin Sedat Simavi ödüllü muhabiri Mehmet Baransu dikkat çekici bir haber daha yaptı. Baransu, Jandarma istihbaratının, bir PKK zanlısının adı altına kendi telefonunun IMEI numarası (yani telefon irtibat numarası değil, telefon cihazının içinde ve fatura üzerinde yazılı olan seri numarası) yazıp Telekomünakasyon İletişim Başkanlığı’na göndererek dinlendiğini yazdı.
Dikkatli bir okur, haberde ilginç ayrıntılar bulabilirdi. Örneğin yayımlanan belge ve fotoğraf kaynağın muhtemelen Jandarma teşkilatı içinden olduğunu sergiliyordu.
Bu bizi değil, daha çok kevgire dönmüş güvenlik teşkilatını ilgilendirir.
Baransu’nun haberinde bizleri ilgilendiren yön ise şu: Eğer doğru ise, daha kaç kişinin telefonu, acaba başka isimler altında gösterilerek işi başından aşkın hâkimlere imzalatılmak suretiyle -ki sahte evrak tanzimi suçu olup olmadığına bakılmalı- dinlemeye alınmıştır?
Bu konuya mutlaka Jandarma, İçişleri ve TİB tarafından açıklık getirilmeli.

MİT’ten gelen yalanlama
Geçen hafta Erzincan’da üç Milli İsthbarat Teşkilatı (MİT) üyesinin gözaltına alınması, Ergenekon soruşturmasıyla bağlantılı gösterilmişti.
MİT dün yazılı bir açıklama yaparak önceki gün ve dün bazı gazete ve televizyonlarda üç MİT’çinin gözaltına alınması, MİT bina ve lojmanlarında arama yapılmasının MİT Müsteşarı Emre Taner’in bilgisi ve onayıyla gerçekleştiği haberlerini yalanladı.
Şimdi... Birincisi, MİT Ergenekon sürecinin asli aktörlerinden birisi. Mahkemeye gönderdiği yazılarla davanın seyrinde değişikliklere neden olduğu görüldü. İkincisi, daha önceki hafta TİB’de arama yapan hâkimlerin MİT kayıtlarına ulaşma talebi, MİT’in sert uyarısına neden olmuştu. Üçüncüsü, aramayı talep eden Sincan Hâkimi Osman Kaçmaz, MİT hakkında adaleti engellediği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuştu. MİT’in ulusal güvenlikle ilgili belgeler herhalde sadece TİB kayıtlarında değil, Erzincan şubesinde de bulunuyordur. MİT’in açıklamasına sıradan bir haber yalanlaması olarak bakmak yanlış olur. Mutfakta henüz anlamadığımız bir hareketlenme var.