İki hayal kırıklığı

<arabaslik>Sabah </arabaslik>TÜSİAD'dan yanan kırmızı ışığı gören Erdoğan, öğleden sonra yine hayal kırıklığı yaşadı. DYP lideri Ağar ve Anavatan lideri Mumcu, kendisine destek yerine birer nasihat verdi.

Başbakan Erdoğan'a Çankaya yolunda dün ilk olumsuz işaret, sabah saatlerinde TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ'dan geldi.
NTV canlı yayınında konuşan Yalçındağ, önce uzun uzun neden toplumun tümünü kucaklayacak bir cumhurbaşkanına ihtiyaç duyulduğunu, neden böyle bir cumhurbaşkanının uzlaşma içinde seçilmesi gerektiğine inandıklarını, neden bunu uzunca bir süredir söylediklerini ve işte hafta sonu Ankara'da yapılan mitingde toplumun bir kesiminden önemli bir nabız alınmış olduğunu, 'Toplumsal hassasiyeti önemsemeden bir cumhurbaşkanı seçilirse, bunun orta vadede ekonomik ve siyasi istikrarsızlığa yol açacağını' anlattı.
Sonra Servet Yıldırım'dan beklenen gazeteci sorusu geldi: TÜSİAD olarak Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına nasıl bakıyorlardı.
Arzuhan hanımın gülümseyen bir yüz ve diplomatik bir dille verdiği yanıt, aslında çok şey anlatıyordu: "Şahsi hislerim, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı adayı olmayacağı yönünde. Aksi olsa da, bu makamın gereğini titizlikle yerine getirmek için azami dikkat harcaması gerekecektir. Çünkü toplumdaki hassasiyeti görüyoruz." Yalçındağ adeta Erdoğan'a, ülkesini seven bir insan olarak cumhurbaşkanlığı fikrinden vazgeçmesinin daha yerinde olacağını söyleme sınırına gelmiş ve orada durmuştu.
TÜSİAD Başkanı NTV canlı yaynında bir başka önemli iş daha yaptı. Özellikle İstanbul entelektüel çevrelerinde neredeyse bir şehir efsanesi gibi yayılıp taraftar bulan 'AK Parti'nin tek parti hükümeti giderse, istikrar biter' söylemini boşa çıkardı. Koalisyon hükümetleri, mutlaka istikrarsızlık anlamına gelmezdi. Bu anlayış, daha öceki koalisyon hükümetlerinin başarısızlığından kaynaklanıyordu. Yoksa başarı kazanan ekonomik politikalarda köklü değişiklik yapmayan bir hükümet de ekonomik ve sosyal istikrar sağlayabilirdi. Neticede, koalisyonlar da demokrasilerin bir parçası idi ve gereği de sayılabilirdi.
Başbakan Erdoğan'ın TBMM Grubu konuşmasına girmeden TÜSİAD Başkanı Yalçındağ ile yapılmış bu söyleşiden haberli olmasını beklemek doğal. Ancak Erdoğan konuşmasında, kendisini cumhurbaşkanı görmek istemediklerini söyleyen miting kalabalıklarını, CHP lideri Deniz Baykal'ı ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i sert eleştirmesine rağmen, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın ve TÜSİAD Başkanı Arzuhan Yalçındağ'ın cumhurbaşkanlığı üzerine sözlerine değinmedi.
Belki aklı daha çok az sonra DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar ve Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu ile yapacağı görüşmelerdeydi. Her iki görüşme de partilerin genel merkezlerinde yapıldı. Erdoğan'ın aradan geçen dört buçuk yıl ardından ilk kez DYP Genel Merkezi'ne gelişinin, Meclis Genel Kurul Salonu'nda konuşmasını dinlemeye dahi tahammül edemediği Mumcu'yu makamında ziyaret edişinin nedeni belli idi: CHP, cumhurbaşkanlığı için ilk tur oylamada 367 katılımcı çıkmazsa, konuyu Anayasa Mahkemesi'ne taşıyacağını ilan etmişti. Erdoğan her ne kadar Anayasa maddeleri sayarak belayı üstünden atacağına inansa da, Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu da, başvuru halinde konuyu görüşüp karara bağlayacaklarını açıklamıştı. AK Parti'nin bu kadar milletvekili yoktu ve bu nedenle DYP ve Anavatan'ın kapısını çalışyordu.
Ama çaldığı kapılardan nasihat aldı. 'Aday bile belli olmadan' neyin desteği için DYP kurulunu toplayacağını soran Ağar'ın nasihatı, Erdoğan'ın ('Hakaret etti, görüşmem' dediği) CHP lideri Baykal ile de görüşmesiydi. İki yıl görmezden gelindikten sonra Başbakan'ı odasında kabul etmenin tadını çıkaran Mumcu'nun nasihatı da Erdoğan'ın önce ne istediğini açıkça ilan etmesi oldu. Tabii burada en önemli ayrıntı, artık seçim ittifakına, hatta birleşmeye yürüyen DYP ile Anavatan arasındaki işbirliği oldu. Erdoğan'ı aracına uğurlayan Ağar, cep telefonundan Mumcu'yu arayarak, henüz Erdoğan Anavatan'a ulaşmadan önce görüşmenin içeriğini anlatmış, tutumunu söylemişti.
Kendi partisinin, alacağı her kararda arkasında olacağı şekil şartını muhtemelen bugünkü MKYK toplantısında sağlamayı hedefleyen Erdoğan, acaba aynı açık çeki, daha önce grup toplantısında da söylediği erken seçim tehdidiyle muhalefet partilerinden de alabileceğini mi düşünmüştü? Bunu bilemeyiz.
Ancak ortada olan, Erdoğan'ın dün Çankaya yolunda aradığını bulamadığı ve hayal kırıklığı yaşadığıdır.
Süre daraldıkça, Erdoğan'ın alacağı karar zorlaşıyor, manevra alanı daralıyor, Çankaya yokuşu dikleşiyor.