İkinci turda AKP, CHP ve Erdoğan cepheleri

Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu zorlukları aşıp anlaşabilseler dahi Erdoğan hareketlerinin koalisyon hükümetiyle kısıtlanmasındansa seçim isteyebilir. Erdoğan'ın bir tercihi de içinde HDP'li bakanların olacağı seçim hükümetindense, Davutoğlu'nun azınlık hükümetiyle seçime gitmesi olabilir..

Ali Nesin dünkü Birgün gazetesinde babası Aziz Nesi’in kinayeyle “Demokrasi tehlikeli şeydir” dediğini aktarmış; sandıktan her zaman gönlünüzden geçen sonuç çıkmayabiliyor.

Mustafa Balbay da Cumhuriyet’te AK Parti-CHP koalisyonu ihtimaline direnen yazısını CHP bu yüzden bölünürse “Aziz Nesin’lik olur” diye bitirmiş.

Cumhuriyet’te bir de Can Dündar’ın siyasi atmosferi etkileyecek bir haberi vardı: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın şimdi karşı olduğunu söylediği HDP ile hükümetin Dolmabahçe toplantısına oturma düzenine varana dek müdahale ettiği yönünde.
(Yalçın Akdoğan kısmen yalanladı, Pervin Buldan doğruladı. Bu arada HDP’lilerin de Dolmabahçe’den canlı yayınmış gibi bant yayını senaryolu psikolojik propaganda harekatına düne kadar ortak oldukları ortaya çıktı; başka neler var acaba?)

***

Siyaset ve bürokraside 7 Haziran’dan sonra bir rahatlama mı başladı ne? Herkes konuşma yeteneğini, gerçekleri kamuoyuyla paylaşma imkanını hatırlamaya başladı.

İşte Hürriyet ve Cumhuriyet’te günlerdir yayınlanan Reza Zarrab haberleri; belge üzerine belge çıkmaya başladı. Bu tabii, mesela beni memnun ediyor, ama bazılarını da endişeye sevk ediyordur.

İran’ın ABD, Rusya, Çin ve AB ile anlaşmasından sonra bu tür paraziter ilişkiler de onlardan çöplenenlerin işleri de sıkıntıya girecek gibi görünüyor.

***

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 15 Temmuz’da NTV yayınında dört eski bakanın 17 Aralık dosyalarının tekrar açılması sorusuna verdiği “Öncelik hükümet, sonra sorulabilir” yanıtı ve “Zırh korur, ama hareketi yavaşlatır” benzetmesi bu konulardan bağımsız değil elbette.

Özetle, yolsuzluklar konusunda ortaya çıkan belgeler de, Kürt meselesi de ve tabii ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumu da ikinci turu başlayacak koalisyon görüşmelerini etkileyecek türden.

Davutoğlu’nun ilk tur “istikşafi” görüşmelerinden sonra ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Bayram sırasında AK Parti azınlık hükümetine dışarıdan destek kapısını kapatmasından sonra seçenekler iyice netleşiyor.

***

Gerçi siyaset kulisindeki fısıltılar, Davutoğlu’nun hükümet kurma çalışmalarının 3-5 Ağustos’taki Yüksek Askeri Şura’dan önce sonuçlanmasının zor olacağını iddiasında.

Yine de fiilen siyaset sahnesinde koalisyon, ya da seçim senaryolarından hangisinin geçerli olacağını belirleyecek üç aktör kaldı sahnede:

Başbakan Ahmet Davutoğlu, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve tabii ki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan.

Her üç cephedeki hazırlık ve konumlanmaya tek tek bakalım:

***

DAVUTOĞLU CEPHESİ

· Davutoğlu koalisyon kurmayı samimiyetle istiyor ve buna öncelik veriyor gibi görünüyor. Zaten bu haftaya yönelik elindeki tek hazırlık senaryosu da AK Partili Ömer Çelik ve CHP’li Haluk Koç arasındaki resmi temas kanalı. NTV yayınında, tabanın tercihinin MHP olmasına karşın CHP’ye de itiraz olmadığını söyledi.

· Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı “14 ilkenin” 7-8’ini kendilerinin de kabul edebileceğini, 3-4’ünü tartışabileceklerini, 1-2’sinde sıkıntı olabileceğini anlattı. O sıkıntılı maddelerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasetteki rolü üzerine olacağını tahmin etmek zor değil. İstikşafi görüşmede Kılıçdaroğlu’nun konuyu açmamasından duyduğu memnuniyet de bu nedenle.

· Davutoğlu, Kılıçdaroğlu’nun, en azından kamuoyu önünde AK Parti’ye “kabul edemeyeceği” tekliflerle gelmemesi halinde ortaklığın kurulabileceğini düşünüyor. Bu hesaplamada ortaklık kurulamazsa “CHP yüzünden kurulamadı, seçime biz değil CHP götürüyor” türünden bir söylem hazırlığı sezilmiyor değil.

· Seçim olursa AK Parti’nin yüzde 45’i geçip 276’yı yeniden bulacağını söylüyor, ama “Tabii seçime kadar olan sürede ne olur bilinmez” tereddüdüyle seçim tekrarına gönülsüzlüğünü de tam gizlemiyor. Ama birazdan göreceğiz, Davutoğlu’nun tek derdi Kılıçdaroğlu değil.

***

KILIÇDAROĞLU CEPHESİ

· Kılıçdaroğlu görüşmeler başarısız olursa AK Parti’nin bundan CHP ve “imkansız taleplerini” sorumlu tutacağı ihtimali hesabıyla hareket ediyor. O nedenle sık sık “çözümsüzlüğün adresi CHP olmayacak” açıklaması yapıyor, işi oldurmaya çalışan görüntü veriyor. Ama CHP içinden bakıldığında işi hâlâ kolay değil. Yakın çevresine “Yük altındayız” dediği biliniyor; “Ortaklık kurulursa hangi gerekçelerle kurulduğunu, kurulmazsa hangi gerekçelerle kurulmadığını tabanımıza iyi anlatacak durumda olmalıyız.”

· CHP’deki hava seçime gidilirse Kürt meselesindeki tutumu yüzünden AK Parti’nin belki MHP’den bir miktar oy cezbetse de, HDP’ye oy kaybedeceği, CHP’nin HDP’ye 7 Haziran’da giden oylarının bir kısmının da geri döneceği yönünde. Hâlâ ön seçim tartışmasını yaşayan CHP teşkilatı seçim tekrarına mesafeli dursa da, yönetim de taban da “gerekirse gideriz” diyor.

· Ama Davutoğlu’nun AK Parti için vurguladığı üzere, Kılıçdaroğlu yönetimi ortaklık kararı aldığında çoğunluk onu destekleyecek gibi görünüyor. Diğerleriyse koalisyon başarısız olursa hesabı Kurultay’da sormak üzere küçük salvolarla bekleyişe geçeceklerdir.

· Kılıçdaroğlu’nu asıl endişelendiren de Erdoğan. Yine yakın çevresine “Biz Davutoğlu ile anlaşsak da Erdoğan engeller” şeklinde konuştuğu, Erdoğan’in ülkeyi seçim tekrarına görürme ihtimalini yüzde 90 gördüğü siyaset kulisine yansıyor.

ERDOĞAN CEPHESİ:

· Erdoğan 7 Haziran seçimlerinde AK Parti’ye paralel kampanyasını “Başkanlık sistemi için oy isteme” üzerine kurmuş olmasına rağmen, AK Parti tek başına hükümet kurma çoğunluğunu kaybetti. Şimdi bir koalisyon hükümetinde günlük siyasete müdahalesinin tek başına AK Parti hükümetinde gibi olamayacağını biliyor; bu ortaklar arasında sert tartışmalara yol açabilir. Ayrıca, mesela bir AK Parti-CHP ortaklığında Cumhurbaşkanlığına örtülü ödenek verilmesi kolay olmaz.

· Erdoğan’ın bir başka endişesi de konumunun tartışılması, ki bu endişe koalisyon ve seçim tekrarı tartışmasıyla doğrudan ilgili bir takvimi de ilgilendiriyor. Mesela, Türkiye 15-16 Kasım’da Antalya’da yapılacak G-20 Zirvesine ev sahipliği yapacak. Davutoğlu da Erdoğan da aynı partiden olduğu için 1992’deki Karadeniz Ekonomik İşbirliği kuruluş zirvesinde Turgut Özal ile Süleyman Demirel arasındaki kadar büyük temsil sorunu olmaz. Ama yine de bu zirve sırasında Erdoğan konumunun tartışılmasından fevkalade rahatsızlık duyacaktır.

· Erdoğan bir seçime daha gidip AK Parti’nin 276’yı bulma şansını zorlamak istiyor. Böylece Anayasa değişmese de, AK Parti hükümetiyle fiilen bir yarı-başkanlık sistemini uygulayabileceğini düşünüyor. Bu amaçla Saadet-BBP ile seçim ittifakı dahil senaryolar üzerinde konuşuluyor.

· Ama burada Davutoğlu üzerinde dolaylı baskı oluştuan bir unsur daha var. Siyaset kulisindeki fısıltılara göre,hükümet 45 gün sınırı olan 23 Ağustos’a dek kurulamazsa, Cumhurbaşkanının anayasa uyarınca seçim hükümeti kurma yetkisi var. Ancak bu hükümete yine anayasaya göre Meclis’te grubu olan partilerden temsil oranına göre bakan alması gerek.

· Ama Erdoğan’ın HDP milletvekilllerini bakan olarak atayan cumhurbaşkanı olmak istemediği konuşuluyor. Erdoğan o nedenle Davutoğlu’nun Meclis kararı yoluyla ve tercihan Kasım’dan önce seçime gitmek üzere dışarıdan destekli bir geçici hükümet kurması senaryosundan yana görünüyor. Böylece ülkeyi altı ay arayla yeniden seçime götürecek hükümette Erdoğan’ın atadığı HDP’li bakanlar olmayacak.

Siyaset bu kadar zorlamaya gelir mi? Seçmen “Beni seçene kadar seçim” tekrarını nereye kadar ister? Bunlar şimdiden ortaya çıkan sorular.

Ancak öyle anlaşılıyor ki, ortaklık görüşmeleri Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu arasında yapılacak olsa da ülkenin siyasi geleceğini Erdoğan belirlemek isteyecek.