İlk değişen Suriye siyaseti olacak

Muhtemel bir AKP-CHP koalisyonunda CHP Dışişleri Bakanlığı'nda ısrarcı olacak. Bu durumda ilk değişimlerden birisi dış politika, özellikle de Suriye ve genel olarak Ortadoğu politikasında yaşanacak.

Dün itibarıyla AK Parti-CHP koalisyonu beklentisi artmaya başladı.

Bunun dört göstergesi var:

1-  MHP lideri Bahçeli’nin “çözülme süreci” dediği Kürt çözüm sürecinin bitirilmesini koalisyon olarak birinci şart koşması ve o durumda dahi seçim hükümeti isteyerek AK Parti’yi CHP’ye doğru itmesi,

2-  MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak’ın erken seçime de, erken seçime götürecek koalisyona da karşı çıkarak, AK Parti-CHP koalisyonunun yaşayabileceğinden söz etmesi,

3-  Bahçeli’ye koalisyon başbakanlığı teklifi reddedilen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün Milliyet’e verdiği mülakatta ilk defa AK Parti ile ortaklığın mümkün olabileceğini söylemesi,

4-  Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun muhtemel bir koalisyonda, ortağın birden fazla icracı bakanlık alacağını peşinen söylemiş olması.

***

Özellikle bu sonuncusu önemli…

Ankara siyaset lisanından günlük Türkçeye tercüme edecek olursak, böyle bir koalisyonda CHP’nin enerji, ulaştırma, kalkınma gibi büyük projelere büyük bütçeler kullanan bakanlıklardan az biri, ya da ikisini alabilmesi mümkün görünüyor. (Bu “Havuz medyası” diye bilinen çarpık ortaklıkların son bulmasını da sağlayabilir.)

Ama CHP’nin bunlar dışında talip olması kuvvetle muhtemel başka bakanlıklar da olabilir: mesela Milli eğitim, mesela adalet ve özellikle de dışişleri.

***

Türk dış politikası, özellikle de Arap Baharı denilen hareketliliğin hız kazandığı 2011 başından itibaren Türkiye’nin dışarıda çok tepki almasına, yalnızlaşmasına neden oldu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu tarafından yürütülen bu siyasetin doğruluğuna kanıtlamak için “değerli yalnızlık” kavramı üretildi.

Bütün bunlar, “Komşularla sıfır sorun” diye çıkılan bir yolculuğun geldiğimiz durağında, özellikle güney komşularının tamamıyla sorunlu bir Türkiye’dir ve suçun hep başkalarında olduğu üzerine kurulu bir yanılsamadır.

***

Türkiye, Suriye’deki iç savaşın dolaylı bir parçası haline gelmiştir; ordu direnmese, doğrudan parçası haline getirilmesi işten bile değildir.

Bütün dünyanın nefretini almış Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi bir terörist örgütle mücadele şartı öne sürmektedir; şart önce Şam’daki Beşar Esad rejiminin, yani bir komşudaki hükümetin devrilmesidir.

Sadece Suriye değil, Mısır, İsrail, Libya’da büyükelçilerimiz çekilmiştir, Irak ve İran ile ilişkiler Sünni-Şii ekseninde mezhebî iltihap kapmış, zafiyet içindedir.

***

ABD ile ilişkiler ancak işi düştüğünde, daha çok da askeri konularda bir talebi söz konusu olduğunda aranma düzeyine inmiştir.

Avrupa Birliği ile ilişkilerde ara fena açılmıştır. Türkiye’nin temel hak ve özgürlüklerde, özellikle basın ve ifade özgürlüğünde gerilemekte olduğu raporlara yansımaktadır.

Rusya ile ise ilişkilerimiz neredeyse bu ülkeye olan enerji bağımlılığımızın bir uzantısı görünümündedir.

***

İşte CHP seçim kampanyası boyunca hep bu eleştirileri öne çıkardı.

Kılıçdaroğlu, 2 milyon küsur Suriyelinin, Suriye’de iç barışın, buna Türkiye’nin de katkı sağlaması ardından kurulması sonrasında güvence altında geri gönderileceği sözü verdi örneğin.

Ayrıca, kendi iktidarlarında Türkiye’nin Suriye iç savaşındaki radikal İslamcı gruplara destek olmayacağını söyledi.

***

Tabii CHP iktidarı başka, CHP’nin ortağı olduğu, ama AK Parti’nin hâlâ birinci parti olduğu koalisyon hükümeti başka.

Yani CHP her istediğini yapamayabilir, neticede bugüne dek yürütülen Erdoğan-Davutoğlu siyasetidir.

Yine de Türk dış politikasının muhtemel bir AK Parti-CHP koalisyonunda bugünkü gibi olmayacağından, mutlaka değişeceğinden ve bu değişimin Suriye’den başlayacağı söylenebilir.

Bir AK Parti-CHP koalisyonunda belki de ilk değişen bu çok tartışılan Suriye siyaseti olacak gibi görünüyor.