'İlk dört maddeye dokunulmamalı'

TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, anayasa taslağı konusunda hükümete mesaj gönderdi: "İlk dört maddeye dokunulmasın."

ŞİKAGO- TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, yeni anayasa çalışmalarını desteklediklerini, ancak mevcut Anayasa'da rejimin temel ilkelerinin sayıldığı ilk dört maddeye 'dokunulmaması' gerektiğine inandıklarını söyledi. Hisarcıklıoğlu, seçimler sonrası ortaya çıkan durum ve yeni Anayasa çalışmalarını Radikal'e değerlendirirken, Türkiye'nin laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olduğunu belirleyen bu başlangıç maddelerine herkesin 'uyması' lazım geldiğini vurguladı.
Hisarcıklığlu'nun bu sözleri önemli. Çünkü, 1- Bu sözleri Türkiye'de parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin demokrasinin işlediğini gösterir bir şekilde yapıldığını anlatmak için söylüyor, 2- Seçimler sonucunda Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesini ve yeni anayasa yazım çalışmalarını desteklemiş olan Türkiye'deki en büyük hükümet dışı kuruluşun başı olarak söylüyor, 3- TÜSİAD'dan sonra TOBB da, hükümete anayasa çalışmalarında azami dikkatin gösterilmesi ve Cumhuriyet'in temel ilkelerine halel getirecek bir adımdan kaçınılması gerektiği doğrultusunda mesaj vermiş oluyor.
Aslında tam da Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ABD ziyareti öncesi yaptığı gezinin, Ermeni soykırımı yasa tasarısının kabulüne karşı lobi yapmak ve Filistin-İsrail meselesinde çözüme katkı için Ankara Sürecine destek aramanın yanı sıra amacı bu. Hisarcıklıoğlu'nun seçimler ardından, seçimler ve anayasa çalışmalarına ilişkin yaptığı ilk kapsamlı değerlendirme şöyle:

  • "Seçimlerden bir süre önce TOBB bünyesinde yaptığımız çalışmalarda, örneğin özellikle 2002 seçimlerinde yüzde 67 oranında DYP ve ANAP'a oy verdiğini söyleyen Karadeniz, Marmara ve Ege odalarında yaptığımız anketlerde, AK Parti'nin üyelerimiz arasındaki oylarında yüzde 12'lik artış olabileceği sonucuna ulaşmıştık. TOBB üyelerinin Türkiye'deki nabzı yansıttığı gerçeği bu kez de değişmedi.
  • Neden böyle oldu? Ekonomik ve siyasi nedenleri var, bunların çoğu da söylendi. Ama bizim başka değerlendirmelerimiz de var. Örneğin 1950'ler, 1960'lar dahil, Türk halkı kimin mağdur olduğuna inanıyorsa, ona sahip çıkıyor. Toplumbilimcilerimiz bunu çok iyi tetkik etmeli. 2002'de Tayyip Erdoğan'ın, 2007'de Abdullah Gül'ün mağdur olduğuna inanıldı. Siyasi destek sebeplerinden biri bu.
  • Altı ayda bir Türkiye çapında 9 bin 200 meclis üyemizle anket yapıyoruz. Gördüğümüz şu: Türkiye'nin gündeminde türban, din, imam-hatip gibi konularda tartışmanın öne çıktığı dönemlerde AK Parti'nin oyu artıyor. Ekonomik konular tartışıldığındaysa AK Parti normal seviyesinde seyrediyor.
  • Bir başka konu, AK Parti'ye istikrar için verilen oydur. Türk halkının tüketici kredileri, konut kredileri, kart borçlarında 2002-2007 arasında patlama var. Borçlanma miktarı toplam 60 milyar YTL. Dönemin ne getireceği bilinmediği için, diğer partiler de bu konuda inandırıcı mesaj veremediği için çoğu seçmen var olanın devamına oy verdi.
  • Tabii sağlıktaki uygulamalar, Köydes-Beldes uygulanmasının artıları var. Seçmen tabii bunların bütçeye ne getirdiğinin, yarın kendine ne yük getireceğinin hesabını ypmadı. Getirilen hizmete oy verdi.
  • Sivil toplum neden Gül'e destek verdi? Çünkü Gül, seçilmeden önce sivil toplumu ziyaret edip destek isteyen ilk cumhurbaşkanı oldu. Oradaki sekiz-dokuz kuruluş, toplumun bütün kısmını temsil ediyordu. Çünkü artık herkes normalleşmeyi istiyor. Çünkü siyaset gündemde yukarıda olunca, ekonomi aşağı düşüyor.
  • Bir de, eğer demokrasiye saygılıysak, demokrasinin yazılı kuralları uygulanıyorsa, seçim sonucuna da, Gül'ün seçilmesine de saygı duyulmalı. Ben Cumhurbaşkanı'nın makamının gerektirdiği şekilde hareket edeceğine inanıyorum. Bunu en son Doğu-Güneydoğu'da gösterdi. Son geziyi Türkiye'nin birliği açısından bir şans olarak değerlendirmemiz lazım.
  • "Bu yeni dönemde sayın Başbakan'ın da, sayın Cumhurbaşkanı'nın da daha hassas davranacağına inanıyorum. Yeni bir anayasa gerekliliğine de inanıyoruz. 1982 Anayasası karma ekonomi içinde gelişmeyi öngörüyordu. Oysa 1990'lardan itibaren dünyada rekabete dayalı piyasa ekonomisi hâkim olmaya başladı. Anayasa'nın da buna uygun olması lazım. Yoksa önümüzdeki dönem pek çok yasal düzenleme Anayasa Mahkemesi'nden döner.
  • Yeni anayasayı destekliyoruz, ancak Anayasa'nın değiştirilmesi teklif dahi edilmeyecek maddelerine saygı gösterilmesi gereğine inanıyorum. Bu maddeler Türkiye Cumhuriyeti'nin laik, demokratik, sosyal hukuk devleti niteliğini belirler. Anayasa, 72 milyonun mutabakat sözleşmesidir; herkesin de buna uyması lazım."