İmralı'da kritik toplantı yarın

Hükümet Nevruz'a dek "mutlak eylemsizlik" açıklaması, HDP seçime parti olarak girmesi konusunda Öcalan'ın ne diyeceğini merak ediyor, Öcalan'ın ne diyeceğine bakıyor.

Aslında ilk planlama 3 Şubat Salı, yani bugün için yapılmıştı.

Marmara’daki fırtına engel oldu, hâlâ da küçük bir ihtimal de olsa bugün yapılabilir, ama yüksek ihtimalle yarın 4 Şubat Çarşamba günü yapılacak.

Son iki buçuk süren görüşmelerin en geniş katılımlısı, en kapsamlısı ve 7 Haziran seçimlerine giden yolda en kritik olanı sayılıyor, hem devlet, hem HDP kaynaklarına göre.

Görüşmelere hükümet adına, artık resmi yetkilendirmeyle, muhtemelen Müsteşar Muhammed Dervişoğlu başkanlığında Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı (KDGM) heyetinin, Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan (MİT) kilit isimlerin geniş bir HDP ve ilgili kuruluşlar heyetinin katılması bekleniyor.

En çok merak edilen iki konu var:

1- Hükümet, yasadışı PKK lideri Abdullah Öcalan’ın o beklenen “mutlak eylemsizlik” çağrısını bu toplantı sonrasında yapıp yapmayacağını merak ediyor. Malum, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan geçen hafta en geç 21 Mart Nevruz gününe dek böyle bir açıklama beklendiğini söylemişti.

2- HDP de 7 Haziran seçimlerine parti olarak mı, yoksa alışıldık olduğu üzere bağımsız milletvekilleri yoluyla mı girilmesi konusunda Öcalan’ın ne diyeceğini merak ediyor. Malum, hem HDP, hem PKK’daki eğilim adaletsiz yüzde 10 barajına meydan okunması yönünde; tabii meclis dışında kalmayı göze alarak.

Özetle hükümet de, HDP de PKK liderinin ne diyeceğini merak ediyor, deyim yerindeyse ağzının içine bakıyor.

Doğrudan diyalog sürecini 2012’de başbakan iken başlatan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da, onu 2 Ekim kararnamesiyle müzakere sürecine dönüştüren Başbakan Ahmet Davutoğlu da Öcalan’ın “eylemsizlik” çağrısı gelip gereği yerine getirilmedikçe daha ileri adımların atılmayacağını söylüyor.

Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün Irak ve Suriye’deki yükselişi, Musul, Kobani, şimdi Kerkük gibi gelişmeler sonucu PKK’nın tamamen silah bırakması seçeneği zaten şu anda masadan kalkmış durumda.

Ama hükümet en azından Türkiye sınırları içinde, hem de seçim iklimine girilirken “kamu düzeninin” bozulmasını istemiyor.

Öte yandan, mesela yerel yönetimlere geniş mali ve idari özerklik Avrupa Yerel Yönetimler Şartı imzalanmış, Meclis’te onaylanmayı bekliyor, o açıklama geldiğinde. Valiliklerin kullanımına verilen toplam 50 bin devlet kadrosu da öyle.

Ancak PKK, özellikle 6-7 Ekim olaylarını durdurmak için Davutoğlu’nun MİT aracılığıyla Öcalan’dan çağrı yapmasını istediği günden bu yana, siyasi üstünlüğü eline geçirdiğine inanıyor. Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı verilen savaş ise, yalnızca Batı âleminde PKK’nın “terörist” görüntüsünün “IŞİD’e karşı terörist” olarak kırılmasına yol açmakla kalmadı, aynı zamanda PKK’nın askeri anlamda hem sayı hem eğitim olarak iki yıl öncesine göre gelişmesine de yol açtı.

Kandil ve Brüksel, bu durumun kendilerine hükümetle pazarlıkta fazladan güç kattığına inanıyor, pazarlığın şartlarını değiştirmek istiyorlar. Mesela Başbakanlık Başdanışmanı ve diyalog sürecinin aktörlerinden olan Hatem Ete’nin “Kürt özerkliği olmaması koşuluyla müzakere başladı” sözüne, Zübeyir Aydar, “Hayır, biz statü istiyoruz” karşılığını veriyor.

Hem hükümet, hem HDP kanadı gelinen özel koşullarda müzakere süreci ile seçim sürecinin iç içe geçtiği gerçeğini kabul ediyor.

O yüzden Öcalan’ın hem eylemsizlik duyurusu, hem de HDP’nin seçim tutumu konusunda bu müzakere oturumunda söyleyecekleri önümüzdeki günlerde bizi nelerin beklediğini anlamak açısından had safhada önem taşıyacak.

Sonuçlarını yakından izlemenizi öneririm, ben öyle yapacağım.