İngiltere, Kıbrıs, AB ve Türkiye

Miliband'ın temaslarının birinci önceliği Kıbrıs ve AB. Ama Türkiye'nin atacağı adım kalmamış görünüyor

İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband’ın Türkiye ziyaretinin iki ana ekseni var. Birincisi, Kıbrıs sorununa bir an önce çözüm bulunmasının Türkiye’nin ne kadar yararına olacağı konusunda -özellikle kamuoyu nezdinde- ‘uyanıklık’ oluşturmak. İkincisi de İslam dünyasıyla bağ kurma konusunda Türkiye’den ne gibi yardım, destek, fikir alınabileceğini araştırmak.
Bu ikincisi, Miliband’ın bir önceki ziyaretinde de gündemdeydi. İngiltere bir süredir ABD’nin daha önce akıl etmediğini yapıp ‘İslam dünyası’ adı verilen kitlenin hiç de yeknesak olmadığını, içinde birbirine zıt renkler ve tonlar barındırdığını, ortada her toplum için geçerli tek mucize formül olmadığını anlamaya başlamış görünüyor. Ama bunu siyasete dökebilecek mi, bunu o hep söylenen kazan-kazan temelli bir siyasete dökebilecek mi? Afganistan’da olanlar, Pakistan’da olanlar, Filistin’de, Irak’ta olanlar göz önüne alındığında alınacak ne kadar mesafe olduğu görülebilir.
Bu konuda yeni Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na soracakları muhtemelen Ali Babacan’a sormuş olduklarından fazla ve farklı olacaktır. Ne de olsa Davutoğlu bu işin kitabını yazmış bir akademi kökenine sahip. Üniversite, medya ve sivil toplum temsilcileriyle bu konuda bir ‘beyin fırtınası’ düzenlemesi de gerçekten anlamaya çalıştığı izlenimi doğuruyor.
Miliband’ın dün Ankara’daki Büyükelçilik konutunda düzenlediği Kıbrıs konulu ‘beyin fırtınası’ toplantısı da aynı şekilde. İngiltere, Türkiye’de Kıbrıs’ta çözümün Türkiye’nin önünde ne gibi yeni kapılar açacağı konusunda duyarlılığın artmasını arzuluyor.
Bunun bir nedeni, Türkiye’nin AB üye adaylığının 2009 sonuna dek Kıbrıs çerçevesinde gözden geçirilecek olması.
Kıbrıs Türklerinin 2004’te Annan planını onaylamasına rağmen planı reddeden Rumların üye kabul edilmesi sonrasında Türkiye’ye Ankara Protokolü gereği limanlarını Kıbrıs Rum Cumhuriyeti bayraklı gemilere açması için
böyle bir süre tanımıştı.
O süre doluyor. Bu nedenle önümüzdeki birkaç ay Kıbrıs sorununun Türkiye’nin diplomasi gündeminde yükseleceği tahmin edilebilir. İngiliz Bakan Miliband Türkiye’de -ve bir önceki durağı Yunanistan’da- Kıbrıs sorununa çözüm konusunda ‘kamuoyu duyarlılığının artırılması’ arzusuyla temaslarda bulunuyor.
Ancak kamuoyu duyarlılığının hükümetlerin yönlendirilmesiyle artırılması neye çözüm olacak?
Bırakalım Miliband’ın dün görüştüğü AB İşleri Bakanı Egemen Bağış’ı bir yana, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, ya da Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, ya da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün çıkıp Türk halkına Kıbrıs konusunda söyleyebileceği ne kaldı?
Gül, ya da Erdoğan, ya da Davutoğlu çıkıp millete, ya da Meclis’teki vekillerine ‘Arkadaşlar limanları açacak protokolü onaylarsak Avrupa Birliği’ne üye alınacağız’ diyecek olsa, onlara kim inanacak?
Dahası var, bu yetkililer çıkıp bu yüzden Türkiye’nin AB üye adaylığı askıya alınacağını söyleseler, vekiller ‘Tamam o zaman hemen onaylayalım’ mı diyecekler?
Türkiye’de yönetimde ve halktaki kanı, Kıbrıs konusunda Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin üzerine düşeni yaptığı, sorunun Kıbrıs Rumlarından kaynaklandığı ve AB’nin de bu konuda Türkiye’ye haksızlık yaptığı şeklindedir. Ankara hem görüşmeleri, hem siyasi eşitlik koşuluyla iki bölgeli, iki toplumlu bir Kıbrıs’ın yeniden kurulmasını, hem de Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın başkanlığındaki müzakere sürecini desteklemektedir.
Ancak sorunun Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın 2009 ilerledikçe ipe un sermeye başlamasından kaynaklandığı görülmektedir. Çünkü Hristofyas, hiç birşey yapmadığı ve Kıbrıs Türklerini siyasi eşiti olarak görmemeye devam ettiği durumda da AB’den bir ceza görmeyeceğinden emindir. Hristofyas ne yaparsa yapsın kazananın kendisi olacağına, faturanın Türk tarafına çıkarılacağına güvenerek ayak sürümektedir.
Dolayısıya Miliband’ın ‘çözüm duyarlılığının artması’ için asıl çalışması gereken yer, 1960 anlaşmasına göre barışın garantörlerinden biri olduğu Kıbrıs adası ve onun güney kesimi olmalı.
Miliband’ın cevap bulmakta zorlandığı soru da ne yazık ki geçerli: Türkiye Kıbrıs konusunda ağzıyla kuş tutsa dahi, Fransa’da Sarkozy, Almanya’da Merkel olduğu müddetçe AB’de bir arpa boyu yol gidebilecek mi?
Ortadaki sorun kamuoyu duyarlılığı değil ki, çözüm orada aransın.