İngiltere'nin Ankara'da 'Türk modeli' toplantısı

İngiltere'nin yeni ve genç dışişleri bakanı David Miliband, yeni hükümetin ve yeni cumhurbaşkanının ağırladığı ilk yabancı devlet adamı oldu.

İngiltere'nin yeni ve genç dışişleri bakanı David Miliband, yeni hükümetin ve yeni cumhurbaşkanının ağırladığı ilk yabancı devlet adamı oldu. Anlamlı bir günde Ankara'ya geldi: Başbakan Tayyip Erdoğan 60'ıncı hükümet için Meclis'ten güvenoyu almış, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Çankaya Köşk'ündeki ilk kabulünü yapmıştı.
Yoğun programlarına kaşın hem Gül, hem de Erdoğan, Miliband ile görüşmek için memnuniyetle zaman ayırdılar. Çünkü bu sıradan değil, anlamlı bir ziyaretti.
Hem Türk, hem İngiliz diplomatlara sorduğunuzda, Miliband'ın gezisinin gerçek amacını iki cümlede özetliyorlar. İkincisi, iki yeni bakanın tanışmaları ve bundan böyle sıklaşacak Türk-İngiliz ilişkileri için bir yol haritası üzerinde konuşmaya başlamaları.
Birincisi ise AK Parti hükümetine ve artık cumhurbaşkanı desteği ile yürüyecek idareye, yalnız İngiltere'nin değil, Avrupa Birliği'nin de destek ve dayanışma duygularını iletmek.
Diplomatik kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre İngiliz Dışişleri bu geziyi planlamaya temmuz sonunda, AK Parti'nin 22 Temmuz başarısı belli olduktan sonra başlamış. Gül'ün cumhurbaşkanı adaylığı kesinleştikten sonra karar vermişler ve yeni hükümetin ilan edilip, Babacan'ın görevi devralmasının ardından, yani birkaç gün önce başvurmuşlar. Babacan da geciktirmeden yanıt vermiş: Buyursunlar, bekliyoruz.
Çünkü, tekrar olacak ama, Miliband Türkiye'ye, Erdoğan ve Gül'ün başarıya ulaşan mücadelesine tam destek vermeye, bir anlamda "Arkanızdayız" demeye geldi.
Dünkü basın toplantısında Miliband, desteğin AB desteği anlamına geldiğini 'Sanırım AB adına da konuşabilirim' diye zaten açıkladı. İngiltere'nin ABD'nin gerçek anlamda tek stratejik ortağı olduğunu göz önünde tutarak, Miliband'ın destek ziyaretinin bir AB-ABD ortak tavrı olduğunu söylemek de mümkün.
Dünkü temaslarımdan edindiğim izlenim, İngiliz Dışişleri'nin bu önemli adımı, Türkiye'de geçen nisan ayından bu yana yaşanan gelişmeler, hükümet-asker gerginliği, laiklik-cumhuriyet-demokrasi tartışmaları ve seçim sürecini de dikkate alarak atmış olduğu. İngilizler, ki AB-ABD ortak ve asgari iradesi adına konuştukları söylenebilir, 22 Temmuz seçimi ve Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesi sürecini Türk demokrasisinin olgunlaştığına işaret sayıyorlar.
Türkiye'nin Avrupa ile Asya, İslam ile Hıristiyanlık arasında bir köprü, (o kelimeden Türkiye'de meydana getirdiği alerji nedeniyle kaçınmak istese de) bir model olup olamayacağının, Miliband'ın zihninde önemli bir soru işareti olduğuna dün tanık olduk.
Miliband dün Ankara'daki İngiliz Kültür Heyeti (British Council) merkezinde bir grup Türk üniversite ve basın mensubuyla bir araya geldi. Toplantının yapılış kuralları nedeniyle kimlerin katıldığını ve kimin ne dediğini söyleyemiyorum. Ancak şunları söyleyebilirim:

  • İngiltere, muhtemelen Batı dünyasında da yankısı olabilecek şekilde, uzun dönemli bir strateji oluşturmanın hazırlığında. Yaşadığımız dönemde artık ülkelerin iç sorunlarıyla küresel sorunların iç içe geçtiği ve ortak çözümler bulunması gerektiği saptamasından yola çıkan bu strateji arayışında, dinlerin ve kültürlerin örtüşme noktalarının bulunması ve yapıcı siyasete dönüştürtülmesi de rol oynuyor.
  • Bu açıdan çoğunluğu Müslüman bir toplumda, laik ve çoğulcu demokrasiyi bütün iniş ve çıkışlaıyla yaşatmayı başaran tek ülke olan Türkiye, coğrafyası ve AB ile tekil ilişkisi ile de öne çıkıyor. İngiltere, Türkiye'nin üyeliğini öncelikle Avrupa'nın ekonomik, siyasi ve güvenlik selameti için desteklediğini saklamıyor.
  • Yine de bu projeyi ABD tarafından ortaya atılan 'Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi Projesi', yaygın adıyla Büyük Ortadoğu Projesi, ya da 'Ilımlı İslam Modeli' tanımıyla aynı kefeye koymamak lazım. Bu bir İngiliz projesi; daha değin ve daha ince ayarlara dayalı.
  • İngiltere, yalnızca dünyanın mali merkezi değil. Pakistanlı gruplardan Arap gruplara dek İslam köktendinciliğinin de bu ülkedeki geniş özgürlüklerden kendi amaçlarıyla yararlandığı bir merkez. Dolayısıyla İngiltere'nin böyle bir stratejiyi geliştirmesinin bölgemizde çok boyutlu yankıları olacaktır. Türkiye'nin bu doğrultuda takınacağı tavır yine bölgede ve dünyada yankılanacaktır. İki ülkenin bundan böyle her yıl en az bir zirve yapma niyeti bu çerçevede görülmeli.
    Miliband'ın dünkü ziyaretini sıradan bir nezaket ziyareti, yalnızca Irak, Kıbrıs gibi konuların gözden geçirildiği bir ziyaret olarak görmek yanlış olur.