İnönü herkesten farklı bir siyasiydi

Erdal İnönü'nün vefat haberi geldiğinde Nezir Kırdar ile birlikteydik. Gençliklerinde, amcası Lütfi Kırdar'ın Florya'daki evine gittiğindeki komşuluklarını anlattı.

Erdal İnönü'nün vefat haberi geldiğinde Nezir Kırdar ile birlikteydik. Gençliklerinde, amcası Lütfi Kırdar'ın Florya'daki evine gittiğindeki komşuluklarını anlattı. "Başvekil çocuğuydu" dedi, "Ama bir gün mesela bir yere otomobille gittiğini görmedik.
Banliyö trenine biner, Sirkeci'ye iner, oradan üniversiteye geçerdik. Devir öyleydi."
SHP'nin seçim kampanyaları sırasında Anadolu'da pek çok şehrin, kasabanın girişinde polis memurlarının, askerlerin onu gayri ihtiyari selamladığını görürdük. Yalnızca makam sahibi olduğunda ve makam sahibi olduğundan değil; İsmet Paşa'nın oğlu olduğundan.
Ama Erdal Bey, Allah rahmet eylesin, bu sıfatlarla ilgili değildi. Çantasını, şemsiyesini koruma polisine taşıtmamak için, onunla (Başbakan yardımcısı iken) zıtlaşmaktan gocunmayan, kendisini karakucak usulü omuzda taşımak isteyen taşralı partililerden kurtulmak için çareyi boylu boyunca yere yapışmakta bulan bir siyasetçi oldu.
Herhalde ona hiç kondurulmayacak şeyler arasında, birilerine "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" demek olurdu. Ama zaten herkes onun kim olduğunu biliyordu.
Kendisine hakaret eden parti üyesinin cezalandırılmasına, "Size değil, bana hakaret etti" diye karşı çıkan bir parti başkanı oldu. 'Arslan sosyal demokratlar' saflığında siyasete inanıyordu.
Karşısındakileri ciddiye alıyor ve aksi ortaya çıkana dek söylediklerine inanıyordu.
Kanlı 1992 Nevruz'unda Cizre-Nusaybin cehenneminden Ankara'ya dönüşümüzde gazetecilerin maruz kaldığı baskıyı anlatmak istediğimizde samimiyetle dinleyen oydu. Çağdaş Gazeteciler Derneği'nde rahmetli Mustafa Ekmekçi ahizeyi "Al kendinden duy" diye bana uzattığında, anlattıklarımın karşıda samimiyetle dinlendiğinden emindim.
28 Şubat'ın en koyu günlerinde, İsmet Paşa'nın 'Tüpten çıkan macun, bir daha girmez' sözü hatırlatıldığında, "Ben denedim, giriyor. Çünkü artık tüpler farklı" diyecek kadar serinkanlı ve bilime inanmış bir aydındı.
Bu özellikleriyle ne yazık ki Türk siyasetine iki numara büyük geliyordu, fazla geliyordu. Belki o nedenle ayak oyunları karşısında tutunamadı. Ama halkın kalbinde yer tuttu. Belki de bu her şeyden önemliydi.

* * * * *
ABD ile Irak gerilimi tırmanıyor
Gelişmeler iyi değil. ABD'den gelen sinyaller, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın yarın Ankara'da 'itidal' tavsiye edeceğini söylüyor. Oysa Başbakan Tayyip Erdoğan'ın duymak istediği bu değil. Belki de dün 5 Kasım'da ABD Başkanı George Bush ile yapacağı görüşmenin heyetine Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun ve kurmayını davet etmesi beklentisinin niteliğini açıkça gösteriyor. Ankara somut ve askeri harekât anlamında karşılığı olan bir adım bekliyor. Erdoğan böylelikle Vaşington'a, bu konuda askerle arasında ayrı gayrı olmadığı mesajını da vermek istiyor.
Oysa Ankara'ya 'itidal' telkin edenler kervanı büyüyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un programını değiştirerek 2-3 Kasım'da İstanbul'daki Irak'a komşu ülkeler zirvesine katılmaya karar vermesi, bir anlamda toplantıların Türk heyeti tarafından bütünüyle PKK konusuna çekilmesini önlemeyi de amaçlıyor. Oysa Başbakan Erdoğan da, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan da, bu konferanstaki konuşmalarında terörizmle mücadelenin Irak'tan Türkiye'ye PKK tehdidini de içermesi ve buna karşı acil önlem alınması gerektiğini vurgulayacaklar.
BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinden biri olan Rusya'nın da uzun süreden beri Irak konusunda ilk ciddi yorumunu bu konu üzerine yapması dikkat çekici. Devlet Başkanı Vladimir Putin'in sözcülerinden Dimitriy Peskov'un da Türkiye'ye sürecin bütünüyle kontrolden çıkmaması için itidal çağrısı yaptığını Anadolu Ajansı'ndan öğrendik dün. Bu durum 'Amerika'yla çatışma riski olursa, Rusya arkamızda' tezini doğrusu destekleyen bir gelişme değil. Şu anda bölge ülkelerinden Suriye ve İran'dan destek alındı.
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın, geçen hafta Ermenistan'da soykırım anıtını ziyaretten son anda vazgeçerek (Ali Babacan'ın ziyareti öncesinde) Tahran'a dönmesi, açık tercih kullandığını gösteriyordu. İran'ın bir Kürt devleti kurulmasına Türkiye'den de çok ve daha şiddetle tepki göstereceğinden kuşku duyulmamalı.
Peki aynı tercihi ABD yönetimi neden gösteremiyor? Vaşington'dan gelen işaretler, ABD'nin eğer şu bir iki gün içinde yapabilirse, PKK'nın rehin tuttuğu sekiz Türk askerinin iadesini büyük başarı olarak göstererek, Erdoğan'a bunu teslimatın ilk partisi olarak kabul ettirmeye ve daha ileri adımlar atmamaya çağıracağını gösteriyor. Başa dönüyoruz, çünkü bu Ankara'ya yetmiyor.
ABD, belki şu aşamada Türkiye ile ilişkilerin bir darbe daha almasını göze alabileceğini, çünkü Ermeni karar tasarısı kozunun hâlâ elinde olduğunu düşünüyor olabilir. Ama Irak'ta zaten bıçak sırtında duran dengelerin bir kez yerinden oynadı mı nerede duracağını kestirmek zor.
Bundan ne yazık ki Türkiye zarar görecek, ama öyle anlaşılıyor ki, başkaları da zarar görecek.