İran yeniden İran olmadan

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad tarafından 'Siyonist devlete' (İran yönetimi İsrail'in ağzını adına dahi almıyor)
İran yeniden İran olmadan

Tahran?daki Obama kitapları da vitrinlere çıkmış.

TAHRAN - Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad tarafından ‘Siyonist devlete’ (İran yönetimi İsrail’in ağzını adına dahi almıyor)
‘One minute’ diyerek haddini bildirmiş olması nedeniyle övülmesinde şaşılacak bir şey yok.
Erdoğan’ın bu tutumuyla da, örneğin Tahran’a gelmeden önce verdiği ‘Batı nükleer enerji konusunda
İran’a haksızlık ediyor’ demeciyle devlet kontrolündeki gazetelerde birinci sayfa manşetini paylaşmış olması da şaşırtıcı değil mevcut koşullarda.
Nitekim Erdoğan dün ‘İran da, Batılı ülkeler de olumlu yaklaşırsa sorun çözülür. Amerika ve Rusya ile işbirliği yapılabilir’ gibi, görüşmelerin asıl ekseninin nükleer konu değil, ikili işbirliği olduğunu gösteren bir açıklama yaptı. Zaten İran’dan düşük seviyede zenginleştirilmiş uranyumun daha ileri işlem aşamaları için başka ülkeler gönderilebileceği yönünde açıklamalar gelmeye başladı. 
Bir Türk gazetecisi için şaşırtıcı olan başka şeyler vardı dün Tahran’da. Örneğin, Erdoğan’ı nükleer konuda övgülerle iyi bir yer veren gazetenin manşet haberinin, rejimin dini lideri Ayetullah Seyid Ali Khamaney’in (o da bir din devleti olan) Suudi Arabistan’a çıkışan sözleriydi. Tam hac zamanı öncesi Suudilerin ülkedeki Şiilere ve Medine’deki Şii mezarlığı başta olmak üzere kutsal yerlere olan ‘saygısız tutumu’, İran İslam rejimi için
ciddi bir iç siyaset meselesi olmuştu.
Buna karşın Türkiye’de endişe uyandıran Kudüs’teki Haremi Şerif’e yönelik saldırı örneğin, İran televizyon ve gazeteleri tarafından görülmüyordu. Pakistan sınırında (arkasında Suudi desteği olduğu öne sürülen) Taliban kaynaklı terörist saldırılar İran’ın dikkatini batı sınırından, doğu sınırına yöneltmişe benziyordu.
Bu tablonun karmaşıklığını tamamlayan unsurlar ise şunlar: 1- O da bir din devleti olan Pakistan ile Hindistan’ın her an birbirlerine karşı kullanabilecekleri nükleer silahları var. 2- Başka bir din devleti olan İsrail’in elinde de atom bombası olduğu kabul ediliyor. 3- İran’ın nükleer programı, pek çok ülkede İran’ın da atom bombası yapmaya çalıştığı endişesini uyandırıyor. 4- İran, Rusya ve Katar ile birlikte dünyanın en büyük doğalgaz yataklarına sahip. 5- İran, kendisine uygulanan Amerikan ambargosunu istismar eden Katar’ın Basra Körfezi’nde kendisine ait (ve bir kısmı Türkiye’nin ilgi gösterdiği Güney Fars sahalarına dahil) bazı gaz yataklarından illegal üretim yaptığını öne sürüyor. (Hatırlanırsa, 1990’da Irak’ın Kuveyt’e saldırısının bahanesi ‘yataklarımdan petrol çalıyor’ olmuştu.) 6- Körfez’deki Arap ülkeleri bu nedenle İran’ın nükleer programı konusunda İsrail’in yanı sıra Amerika’ya en çok şikâyetçi olan ülkeler. 7- ABD’de Barack Obama döneminin başlamasından itibaren Rusya ile girmeye başladığı işbirliği dünyada, özellikle de enerji-güvenlik eksenine bağlı önemli dengeleri değiştirmeye başladı. Bir Soğuk Savaş yan ürünü sayılabilecek İran’daki İslam rejiminin bundan etkilenmemesi mümkün görünmüyor.
Bunun da ötesinde İran halkı açısından İslami rejimin sürdürülebilirliği de tartışma konusu sayılmalı. Dünyanın en eski kültürlerinden, en eski ülkelerinden birinin en zengin enerji yatakları üzerinde yaşayan halkı, modern hayatın pek çok nimetinden kısıtlanmış halde ve rejimle arasındaki makasın giderek açıldığını görmek için sokaklarda dolaşmak yeterli. Amerika ve Batı Avrupa’nın siyaset yapıcıları Kremlinoloji saplantılarını şimdi Tahran’a (ılımlılar-radikaller efsanesi şeklinde) uygulamayı bir yana bırakıp çarenin İran halkının sıkıntılarını artıran ambargolarda olmadığını görseler, her şey daha kolay olabilir.
İran, işte o zaman yeniden İran olabilir.
İran ayağa doğrulup yeniden İran olduğunda, şimdi ona hak etmediği şekilde davranan pek çok ülke ve yönetim, işbirliği sıraya girecekler.
Ekonomik güç olarak Türkiye’den güçlü olan bu ülkeler, doğal olarak avantaj da elde edecekler.
Türkiye, şimdi İran’a iyi komşuluk göstererek yalnızca bölge güvenlik ve istikrarına katkıda bulunmuş olmuyor. Küresel koşullar İran’da yeni bir dönüşümün bütün işaretlerini verirken, daha sonra daha zor açılabilecek kapıları şimdiden açmaya çalışıyor.
Türkiye’nin İran’la imzaladığı dört yeni anlaşma, Güney Fars sahalarında Amerikan ambargosunun etrafından dolaşarak üretime başlama çalışmasının önemi, yalnızca ticari değil, siyasi boyutlarından da geliyor.
Rejimler ve yönetimler geçer, halklar arasındaki ilişki kalır. Bin yıldan fazla geçmişi olan Türk-İran ilişkilerine
bu açıdan bakmak daha doğru olacak.