IŞİD alevi daha savaşa girmeden yakmaya başladı

Resmi açıklamaya göre iki günde 23 kişi öldürüldü, 6 ilde sokağa çıkmak yasaklandı, tanklar 12 Eylül darbesinden bu yana ilk defa Diyarbakır sokaklarında. Türkiye'yi savaşa sürüklemek isteyenler memnun mu?

AK Parti’nin Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün terörü karşısında yaşadığı kafa karışıklığını travmayı en iyi anlatan örneklerden birisi, eski Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler’in dün Twitter üzerinden yayınladığı bir mesaj oldu.

Diyarbakır’da 7 Ekim akşamı PKK militanlarının Kürt Hizbullahı çizgisindeki HÜDA PAR/Mustazaflar Derneği binalarına yaptığı baskın sonucu linç edilerek öldürülen bir kurbana tepki olarak İşler, "IŞİD’de öldürüyor ama" dedi, "hiç değilse işkence etmiyor."

Sosyal medyada öyle bir tepki yağdı ki, İşler o mesajı silmek zorunda kaldı.

Kanlı terör örgütlerine bakıştaki bu “haylazlık eden, kandırılmış Müslüman gençler” zihniyeti değişmedikçe, daha çok kan dökülmesinden korkmak gerekir.

Kobane (Ayn el-Arab) şehrine yapılan IŞİD saldırısı üzerine protesto gösterilerinde iki günde şu ana kadar açıklanan resmi rakamlara göre 23 kişi öldürüldü. Bu 23 cinayetten 10’u Diyarbakır’daydı. En az beşi, PKK’nın o baskını sonucu olmuştu, Tarım Bakanı Mehdi Eker’in verdiği sayıydı bu. HÜDA PAR, gösterilerde 4 üyelerinin öldürülmüş olduğunu açıkladı.

Çatışmaların taraflarına dikkat ettiniz, değil mi? PKK, Hizbullah ve güvenlik güçleri.

Diyarbakır’da tablo oydu. Peki, İstanbul’da? Gazi mahallesinde, Bağcılar’da kimler karşı karşıya geldi biliyorsunuz, değil mi? HDP ve AK Parti taraftarları. Yani sadece Kürtler kendi aralarında ve polisle çatışıyor manzarası değil görünen.

Belki de bu yüzden dün bazı yorumcular 1990’lara dönüş endişesini dile getirdi.

Oysa 1990’ların en kanlı günlerinde dahi, çatışma PKK militanlarıyla güvenlik güçleri arasında idi; halk hiç kamplara ayrılıp karşı karşıya gelmedi, sokakta birbirleriyle çatışmadı.
Oysa 1990’ların en karanlık günlerinde dahi, insanlara askeri darbeyi hatırlatacak şekilde tanklar, zırhlı personel taşıyıcılar, piyade birlikleri hükümet tarafından sokağa indirilmemişti.

Dünkü haber cümlelerinden en çarpıcısı, Diyarbakır’dan bildiren muhabirlerin “1980 askeri askeri darbesinden bu yana ilk defa sokağa çıkma yasağı ilan edildi cümlesiydi.

Bütün bunlar, IŞİD’in Kobani saldırısı üzerine Türkiye’nin Suriye toprağına, yani NATO şemsiyesi dışında bir savaşa sürüklenmesi tartışması üzerine yaşandı. IŞİD yangını daha savaşa girmeden Türkiye’deki evleri yakmaya başladı. Türkiye’yi Ortadoğu bataklığındaki savaşa sürüklemek isteyenler bu tabloyu görüyor mu acaba?

Belki sokağa çıkma yasağından başka çıkar yolu kalmamıştı hükümetin durumun iyice çığırından çıkmaması için, vahim olan ona ihtiyaç duyulacak hale gelinmesi.

CHP zaten ilk saatlerde İstanbul’da yapacağı Kobani halkına destek mitingini daha fazla gerilim olmasın diye iptal etti. Bazı yerlerde PKK göstericilerinin MHP binalarına yürümesi üzerine MHP Genel Merkezi tabana “Kışkırtmaya kapılmayın” çağrısı yaptı. İyi de yaptı, bir Türk-Kürt çatışması eksikti çünkü…

Çünkü gösterilerde önemli bir ayrıntı daha vardı. Hakkâri’den İzmir’e dek Türk bayrakları, Atatürk heykelleri, resimleri yakıldı, tahrip edildi. Genelkurmay, İzmir Kadifekale Şehitliği'ndeki bayrağın indirilip yakıldığını internet sitesinden kayda geçirdi. HDP Eş-Başkanı bunun üzerine tabanını uyarmak zorunda kaldı, “Kışkırtmalara karşı” dedi.

Tabii işin gelip hükümetle PKK arasındaki diyaloga, yani Kürt meselesi çözüm sürecine bağlanması durumu zorlaştırıyor.

Dünkü güvenlik toplantısı ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu, HDP’yi çözüm sürecini hükümete karşı adeta tehdit unsuru olarak kullanmakla suçladı. Ama hükümet de olan biteni aynı sürece bağlıyor, gösterileri durdurun, çözüm süreci işlesin diyerek benzeri bir tehdit tavrı takınıyor.

Tabii hem Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, hem Başbakan Davutoğlu’nun bütün IŞİD yangınını Suriye’deki rejimi değiştirme politikasına bağlaması, PKK’nın da Suriye rejimi ile bilinen geçmişi, bu karşılıklı tehditlerin gerilimi daha ne kadar tırmandıracağı yolunda endişelere yol açıyor.

Bu endişeleri gidermek sorumluluğu hükümete düşüyor.