IŞİD baskısıyla mevzi değiştirmek siyasi zafer midir?

Süleyman Şah türbesi saldırı endişesiyle Suriye'deki IŞİD kontrolündeki bölgeden PYD kontrolündeki bölgeye nakledilmiştir. Hamasetten arındırınca geriye kalan budur.

Askeri açıdan büyük bir başarı olabilir, bilemem.

Genelkurmay’ın harekât planı üzerinde uzun süre titizlikle çalıştığı, plana göre uyguladığı, hükümetin kendisine verdiği görevi yerine getirdiği anlaşılıyor.

Ama Süleyman Şah Türbesi ve onu koruyan askeri karakolun yerini mecburiyetten değiştirmek zorunda kalmayı siyasi bir başarı olarak kimse anlatmaya kalkmasın.

Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı terörist örgütün baskısıyla Türkiye’nin son altı ay içinde terk etmek zorunda kaldığı ikinci mevzidir bu.

***

İlki, Musul Başkonsolosluğu idi.

Süleyman Şah Türbesi tahliye ve nakil harekâtının başladığı 21 Şubat’tan tam altı ay önce, 20 Eylül’de IŞİD’in 11 Haziran’da Musul Başkonsolosluğu’nda esir aldığı 46 Türk vatandaşı, MİT’in yürüttüğü dolaylı pazarlıklar sonucu sağ salim geri alınmıştı.

Vatandaşlarımızın IŞİD esaretinden sağ salim kurtulmasına memnun olmuştuk tabii.

Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu o tarihten beri IŞİD işgalindedir.

***

Türbenin nakli doğru karar olabilir. Doğru ve çok geç kalmış bir karar da olabilir.

Neticede IŞİD saldırmış olsaydı Türk Silahlı Kuvvetleri cevap vermiş olacak ve Türkiye kendisini bu kez doğrudan Suriye savaşının içinde bulabilecekti.

Ama bu Mercidabık Meydan Muharebesi kazanmış hava da nedir Allah aşkına? Sanırsınız IŞİD baskısıyla bir mevziden ayrılmak zorunda kalınmamış da, baştan beri hep türbeyi tahliye amaçlanmış…

Bir başarıdan söz edilecekse, bunun bir ricat başarısı olduğunu biliyorsunuz sizde.

***

Bazı şeyleri başka türlü söylemek lazım bazen daha iyi anlaşılması için.

Şuna ne dersiniz: Türbe Suriye’de IŞİD kontrolündeki bölgeden Kürt kontrolündeki bölgeye nakledildi.

Türbe boşaltılıp imha edildikten sonra, dün gün boyunca o bölgeden IŞİD-PYD çatışması haberleri geldi; PYD, yani PKK’nın Suriye’deki kardeşi.

***

Askerin Suriye’ye bir giriş kolu da Kobani üzerindendi. İzin sorusu yanlıştı, ama Kobani geçişinin PYD ile irtibat, koordinasyon kurulmadan mı yapıldığını söylüyorsunuz?

Önceki akşam Güvenlik Paketi tartışmaları sırasında Hasip Kaplan’ın, hem de o sırada operasyon devam ederken Süleyman Şah türbesi konusunu açmasını, HDP’lilerin Meclis’te korsan miting koyarken, onun yarısını CHP, MHP’liler yapacak olsa uçan tekmeyle girecek AK Partililerin homurdanıp oturmasını rastlantı mı sayıyorsunuz yoksa?

Ya da iki gün önce İmralı heyetinden İdris Baluken’in durduk yerde konuyu açmasını. Yani Kobani’den duymuş olmazlar mı diyorsunuz? Ben pek öyle düşünmüyorum.

***

Üstelik tam da o “iki gün önce” yani 19 Şubat’ta AK Parti’nin dış politikasını, Suriye, Irak ve terörle mücadele politikalarını etkileyen önemli bir gelişme olmuştu.

O akşamüzeri Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass ile o beklenen eğit-donat anlaşmasını imzalamıştı; hani o “ABD Esad’ın devrilmesini IŞİD ile eşit sıraya koymadıkça imzalamayız” denilen anlaşmayı.

Hükümet açısından o protokol hem Esad’a, hem IŞİD’e karşı silahlandırılıp eğitilecek Suriyeli savaşçılardan bahsediyordu. IŞİD açısından ise Türkiye’nin kendisine karşı ABD ile yeni bir mücadele aşamasına geçmesini.

***

Zaten Kobani’den 26 Ocak’ta püskürtülmelerinden bu yana Türkiye’ye farklı bakmaya başlamışlardı. Güvenlik birimleri cihad için Türkiye’den Suriye’ye giden militanların Türkiye içinde eylemler yapabileceği istihbaratıyla bir süredir alarmdaydı.

Aslında Paris’teki Charlie Hebdo saldırısından bir gün önce, 6 Ocak’ta Sultanahmet’teki intihar bombacısı ardında IŞİD olduğu tespitinden bu yana Ankara’da artık daha farklı bakmaya başlamıştı onlara.

Nitekim 19 Şubat’a gelene dek Davutoğlu hükümetinin Suriye ve IŞİD siyasetinde değişimi hazırlayan bir dizi gelişme oldu.

***

Sayalım: İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın 16-17 Ocak’ta Suudi Arabistan’da katıldığı anti-IŞİD koalisyonunun iç güvenlik toplantıları.18-19 Ocak’ta Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın Washington'da ABD Başkanı Barack Obama ev sahipliğinde yapılan radikal İslamcı terör örgütleriyle ortak mücadele toplantısına katılımı. Yine 18-19 Ocak’ta Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in Suudi Arabistan’da IŞİD ve El Kaide benzerlerine karşı (ABD Genelkurmay Başkanı ve ABD Avrupa Kuvvetleri Komutanının da katılımıyla) yapılan toplantıya Harekat Başkanıyla gidişi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu o nedenle 19 Şubat’taki haftalık olağan görüşmesini Özel’e vekalet eden Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar ile yaptı. O gün Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bu konuyu da görüştüler.

***

ABD ile eğit-donat protokolü işte o günün sonuna doğru imzalandı.

Davutoğlu ertesi gün, 20 Şubat’ta Genelkurmay Karargâhına gitti. Özel kurmay heyetiyle sunuma hazırdı. MİT’ten gelen bilgiler de ortadaydı. Artık “Yok canım, başında mümin cumhurbaşkanı, başbakan olan Türkiye’ye saldırmazlar” denecek zaman değildi.

Aylardır hazırlanan planlar çıkarıldı, tartışıldı ve Davutoğlu kararını verdi; 21 Şubat’ta bu karar uygulandı.

***

Belki gecikmiş, ama doğru bir karardır. Ama lütfen bunu sanki öteden beri planlanmış bir zafermiş gibi sunmaya kalkmayın, Türk dış politikasının da onu izleyenlerin de bir ciddiyeti vardır.

***

Sahi, unutmadan, bir de şu var.

Süleyman Şah Türbesi'ni ecdat yadigârı olarak hem de İstiklal Savaşı’nın ortasında 1921’de Fransız işgalcileriyle yapılan ve Suriye sınırını belirleyen anlaşmaya “Türkiye toprağı” olarak koyduran, işgalcilerle işbirliği içindeki Osmanlı Sultanı, Halife-i Rûyu Zemin değildir. Halifenin idama mahkûm ettiği Mustafa Kemal (Atatürk) ve onun reisliğinde, o zaman yasa dışı sayılan Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetidir.

Tarihin çarpıtılması da bir yere kadar…