IŞİD ile mücadele sertleşirken Ürdün ve Türkiye

Bir kişinin Müslüman olması onu el-Kaidecilerin, IŞİD'çilerin, benzeri radikal İslamcıların hedefi olmaktan çıkarmıyor.

Önce gözlerimize inanamadık.

Aklıma 2000 yılında İçişleri Bakanlığı’nda izlediğimiz ve biz gazetecileri gördüğümüze pişman eden cehennemlik Hizbullah cinayetleri geldi.

Domuz bağıyla, işkenceyle öldürülmesi videoya çekilen, canlı canlı toprağa gömülen, katillerin çoluk çocuk oturduğu evlerin beton zemini kazılıp yok edilen insanlar. Doksanların Türkiyesi.

Bu defa kayıtta bir kafes içinde turuncu mahkûm kıyafeti giydirilmiş genç bir erkek görülüyordu.

Kafesin dört kenarına dökülen yanıcı sıvı, adamın tam karşısına gelen yerden ateşe veriliyor, ateş ince bir çizgide ilerleyip kafesin önce kenarlarını, sonra zeminini, sonra adamı alevlere sarıyordu.

Zor izledik haber merkezinde, bir süre sonra adamın kavrulmuş cansız bedeni kalıyordu geriye.

***

Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü internet üzerinden yaymıştı video görüntülerini; bu kez öldürdükleri kişinin Ürdünlü pilot üsteğmen Muaz el- Kesasibe olduğunu ilan ediyorlardı.

Sanki daha önce bu canilerin kafa kesme görüntülerini izlememiş gibi “Yok canım, bu kadarını da yapmamışlardır, maket filandır” dedik.

Bir müddet sonra anlaşıldı.

Yapmışlardı; canlı canlı yakmışlardı.

Daha bir yaz önce İstanbul’a gezmeye gelen, Sultanahmet Camii önünde resimler çektirip sosyal medyada paylaşan genç pilot Muaz IŞİD mücahitlerince feci şekilde katledilmişti.

***

Geçen Aralık ayında Suriye’deki IŞİD mevzilerine saldırırken F-16’sı düşünce mücahitlerin ellerine düşen Muaz aslında dolaylı aracılarla varılan bir anlaşmanın parçasıydı.

IŞİD bir süre önce elindeki iki Japon vatandaşı Haruma Yukava ve Kenji Goto’ya karşılık Japonya’dan 200 milyon dolar fidye istemişlerdi.

Bu miktar, Japonya Başbakanı Şinzo Abe’nin IŞİD’a karşı oluşturulan koalisyona yapmayı vaat ettiği mali desteğe eşitti.

Bir süre sonra pazarlığa Muaz ve Ürdün hapishanelerinde bulunan iki radikal İslamcının takası da dahil oldu.

Geçenlerde Sultanahmet meydanında kendisini patlatan Diane Ramazov gibi bir kadın mücahit olan Sacide el-Rişavi 2005 yılında Amman’da kendisini patlatamayıp yakalanmıştı. O da Iraklı olan Ziyad Karbuli ise 2008’de el-Kaide adına cinayet işledikten sonra yakalanıp idama mahkum edilmişti.

***

IŞİD önce Haruma ve Kenji’nin başını kesip ardından Muaz’ı yakınca Ürdün’ün tepkisi sert oldu.

O gece sabaha dönünce, yani 4 Şubat seher vakti Sacide ve Ziyad’ı idam ettiler; IŞİD onları zaten çoktan gözden çıkarmıştı.

Ürdün Kralı İkinci Abdullah, ABD ziyaretini yarıda bırakıp dönerken ülkesinin anti-IŞİD koalisyondan çıkmayacağını söyledi. Ürdün askeriyesi ise intikam yemini etti.

İşlerin daha da sertleşeceğini söylemek için kahin olmak gerekmez.

Baksanıza Japonya dahi kana kan söylemine geçti.

***

Sadece Türkiye değil, pek çok Müslüman ülke, Arap ülkesi de Batılılar gibi IŞİD’i lanetleyen mesajlar yayınladı.

Ama mesaj yayınlamak başka, iş yapmak başka...

Türkiye’nin IŞİD’le mücadelede daha aktif hale gelmesinde dönüm noktası Paris’teki Charlie Hebdo katliamı oldu denebilir.

Ondan önce de tam olarak Haziran 2014 Musul baskını ardından sınır güvenliği ve yabancı savaşçılar konusunda hareketlenme başlamıştı.

Ama Paris’ten sonra söylem de farklılaştı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu Paris’te kınama yürüyüşüne katıldı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’nin de kendi yabancı savaşçılar endişesi bulunduğunu ve binlerce mücahidin kara listeye alındığını açıkladı.

***

Tesadüf eseri, IŞİD mücahitlerinin Muaz’ı öldürdüğü gün, Ankara 2’inci Sulh Ceza Mahkemesi ilk defa bir Türk vatandaşını IŞİD’e katılmak suçundan tutukladı. Otuz sekiz yaşında Ankara’lı Musa Göktaş, Ekim ayında ikiz çocuklarını da alıp Suriye’ye IŞİD saflarına gitmiş, evini satıp geri dönmek üzere Aralık sonlarında Türkiye’ye girmesi ardından Gaziantep’te bir otobüsteki kimlik kontrolünde yakalanmıştı.

Aynı gün, Fransa’nın Nice şehrinde bir Yahudi kültür Merkezi önündeki güvenlik görevlilerine saldıran Musa Kolubali’nin de Ocak sonunda Türk polisi tarafından sınırdan geri çevrilip Fransa’ya gönderildiği anlaşıldı. Saldırgan, Charlie Hebdo ardından Paris’teki Yahudi marketini basan Amedi Kolubali’nin kardeşiydi.

***

Şimdi, Paris ve (Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ziyareti öncesi el-Kaide’nin üstlendiği) Somali saldırılarından ve üsteğmen Muaz’ın öldürülmesinden sonra giderek şu anlaşılır oldu:

Bir kişinin Müslüman olması onu El-Kaidecilerin, IŞİD’çilerin, benzeri radikal İslamcıların hedefi olmaktan çıkarmıyor.

Bu sekter örgütlerin önceliği kendi ideolojileri çerçevesinde siyasi ve ekonomik hâkimiyetlerini Kabul ettirmektir.

Bu ekibe Batı'nın ayrımcı siyasetine kızıp yoldan çıkmış yaramaz çocuklar muamelesi yapmak, Türkiye’yi onların gözünde hedef olmaktan çıkarmayacak, ancak onlara güç verecektir.