IŞİD'in sıradaki hedefi

Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü, 11 Eylül 2001'de içindeki yolcularla uçakları silah olarak kullanıp binalara çarparak katliam yapan El Kaide'nin yapamadığını yapıyor, uygar dünyada sıradan hayatlarını yaşamaya çalışan insanlara artık hiç bir yerin güvenli olmadığı endişesini bulaştırıyor.

"Sıradaki saldırı dalgası: Trenlerde terör". Kanada'nın Halifax şehrinde 20-22 Kasım tarihlerinde düzenlenen Uluslararası Güvenlik Forumu'ndaki tartışılacak konular arasında, bu başlık da bulunuyor.

Rahatsız edici, değil mi?

Özellikle de Rus gizli servisi FSB'nin 4 Kasım'da Mısır'ın Şarm el-Şeyh tatil beldesinden kalkan Rus yolcu uçağının bombayla yapılan bir terör eylemi sonucu Sina çölüne düştüğünü açıklamasından sonra; biliyorsunuz 224 kişiden kurtulan olmadı.

IŞİD daha eylemin yapıldığı gün uçağı kendilerinin düşürdüğünü iddia etmişti.


***

Sıradaki terör saldırısının bırakın şu ya da bu şehre herhangi bir yerden kalkan uçağa, trene filan yapılması ihtimalini İstanbul'dan Halifax'a gitmek üzere Atlantik Okyanusu'nu geçmekte olan bir yolcu uçağında yazıyor olmak daha da rahatsız edici, emin olun.

Geçen hafta, Almanya-Hollada maçının güvenlik nedeniyle iptal edildiği gün, ABD yolundaki iki Fransız yolcu uçağının bomba ihbarı nedeniyle acil iniş yaptığı yer Halifax.

Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü, daha önce yolcu uçaklarını, 11 Eylül 2001'de içindeki yolcularla silah olarak kullanıp binalara çarparak katliam yapan El Kaide'nin yapamadığını yaparak, uygar dünyada sıradan hayatlarını yaşamaya çalışan insanlara artık hiç bir yerin güvenli olmadığı endişesini bulaştırıyor.


***

Halifax Güvenlik Forumu programı hazırlanırken henüz Rus yolcu uçağı Mısır üzerinde düşürülmemişti.

Henüz Paris'teki 13 Kasım saldırısında 129 kişi, Beyrut'taki 12 Kasım saldırısında 43 kişi, 10 Ekim Ankara saldırısında 103 kişi öldürülmemişti. (Ankara saldırısında öldürülenlerin sayısı 18 Kasım'a dek 102 idi, bir ağır yaralıyı daha ne yazık ki kaybettik.) Demek ki bu konu üzerine kafa yoran insanların endişeleri boşuna değilmiş.


***

Sadece Halifax'ta değil, her yerde bu endişe hakim.

18-20 Kasım'da İstanbul'da yapılan Atlantik Konseyi Enerji ve Ekonomi Zirvesi'nde de konusu ne kadar teknik olursa olsun hemen hemen bütün oturumlarda söz dönüp dolaşıp IŞİD'in terör eylemleri ve yine Suriye iç savaşının bir ürünü olan Suriyeli göçmenler konusuna, yalnız Orta Doğu'da değil, küresel olarak huzur ve istikrarın nasıl sağlanabileceğine geldi.

Ondan önce, 15-16 Kasım'da Antalya'da yapılan G-20 Zirvesi'nin de öyle.


***

Aslında küresel ekonominin sorunlarını konuşmak için kurulmuş G-20'nin gündemine bu defa, Türkiye'nin önerisiyle, IŞİD ve göç nedeniyle şu an dünyadaki en ciddi siyasi krizine dönüşmüş olan Suriye iç savaşı da girdi.

G-20 liderleri IŞİD ile mücadeleyi temel öncelikleri ilan edip kalıcı bir ortak stratejinin gereğini vurguladı.

Şu anda lafta kalıyor gibi, ama bu toplantı öncesinde ortak bir laf, bir ses de yoktu, sadece Türk hükümeti değil, herkes daha yeni uyanıyor.


***

Baksanıza, Ankara saldırısı sonrasında iktidar cephesinde IŞİD'in yanına suç ortağı aranmış, öldürülen insanlar töhmet altında bırakılmıştı.

Ama Antalya'da Paris kurbanlarının yanında Ankara kurbanlarını da anan, IŞİD'i öncelkli düşman eden sonuç bildirgesini okuyan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan oldu.

Aynı Erdoğan, dün İstanbul'daki Atlantik Konseyi'nin açış konuşmasını yaparken ve daha sonra İslam İşbirliği Örgütü Ekonomik Örgütü İSEDAK toplantısında, Müslüman dünyasını IŞİD ve benzeri terör örgütlerine karşı birlik ve mücadeleye çağıran kişi oldu.


***

Çünkü artık görüldü ki, IŞİD, El Kaide ve benzeri militan İslamcı terör örgütlerinin gözünde ABD Başkanı Barack Obama ile İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in bir farkı yok; kendi ideolojileri içinde hepsini "küfür içinde, kafir" görüyor ve saldırmaktan çekinmiyorlar.

Diyanet İşleri'nin, Başkanı Mehmet Görmez'in daha önceki beyanlarına karşın nedense CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun uyarısından sonra IŞİD ve benzeri örgütlere karşı hutbe hazırlaması da bu durumun artık kabul edilmek zorunda kalındığını gösteriyor.

Yani kimseye acımaları yok, Türkiye'nin başında inanmış bir Müslüman var diye saldırmaktan kaçınmıyorlar.

 

***

Ortada bir Suriye sorunu var.

Suriye'nin geleceği üzerine gerçekçi bir senaryo üzerinde anlaşıp bir an önce uygulamaya geçmedikçe ne IŞİD ne de özellikle Avrupa Birliği'ni paniğe sevk eden mülteci meselesine kalıcı bir çözüm bulunacağını beklemek gerçekçi değil.

Orada en kilit rol Rusya'ya düşüyor.


***

Rusya'nın önerdiği üzere Beşar Esad'ın başta ve aday olduğu bir seçimi serbest seçim sayıp çözüm beklemek gerçekçi olmaz.

Unutmamalı ki Suriye'nin halen ülke dışına kaçan 4 milyon küsur vatandaşı daha IŞİD 2013'te ortaya çıkmadan önce, 2011'deki iç savaşın başlangıcından itibaren Esad'tan da kaçıyor. Ülkenin büyük bölümü de Esad'ın elinde değil; bu durumda seçimden bahsetmek de gerçekçi değil.

Suriye krizinin temel oyuncuları bu krize bir an önce çözüm bulmadıkça, daha çok insan bir sonraki terör eyleminin hedefinde ya da etrafında kendilerinin de bulunabileceği endişesi içinde olacak.