İslamcı militanlar Suriye ve Irak'ı parçalıyor, sıra kimde?

El Kaide'nin dahi aşırı bularak dışladığı Irak-Şam İslam Devleti örgütünün estirdiği terör fırtınasının Türkiye'ye sıçramaması öncelik sayılmalı.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dünkü konuşmasında sanki Türkiye’nin gündeminde böyle bir konu yokmuş gibi Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) isimli terör örgütünün Musul’u ele geçirmesine hiç değinmemesi bir şey değiştirmedi.

Birkaç saat sonra Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu'nun IŞİD militanlarınca basıldığı ve Başkonsolos Öztürk Yılmaz dahil 42 çalışanın rehin alındığı haberi geldi.

Baskın henüz duyulmadan önce, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, devlet nişanları dağıtım töreni ardından gazeteciler sorunca “Vakum (boşluk) bırakmamak lazım. Bırakırsanız böyle dolduruyorlar işte” demişti. Gül’ün kastettiği, Suriye ve Irak’ta ülkenin tamamı üzerinde etkisini gösterebilen hükümetlerin olmamasıydı.

Başbakan Erdoğan, yardımcısı Beşir Atalay ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la kriz görüşmeleri yaparken birkaç haber daha düştü ajanslara.

Araları petrol meselesinden açık olan Bağdat’taki Nuri el Maliki hükümetiyle Erbil’deki KYB arasında birlikte savaşma teması kuruldu; hatta PKK dahi 'Alanı birlikte savunmak' söylemiyle İslamcı militanlara karşı işbirliği teklifinde bulundu.

Dün bu köşede, Musul’un radikal İslamcı militanların eline geçmesinin Kürt sorununu da derinleştireceği tahmininde bulunmuştuk. Öyle oluyor ve ötesine geçiyor.

Bir zamanlar el-Kaide bağlantılı iken, onlar tarafından dahi aşırı bulunarak dışlanan, Suriye’de o meşum kafa kesme görüntüleriyle tanınan IŞİD militanlarının bu hamlesini Kürtler ya da Türkmenlere ya da başka bir etnik gruba karşı hamle saymak yanlış teşhis demektir.

Keza IŞİD’in Irak’ta Sünni şeriatına dayalı bir bölgenin kontrolü ile yetineceğini, Irak’ın ikiye değil üçe bölünmesini amaçladığı da yine yanlış teşhis olur.

Milli sınırları tanımayan IŞİD adı üzerinde Fırat’tan Akdeniz’e kadar olan bölgede Sünni şeriatına dayalı bir devlet amaçlıyor. Sünni şeriatına dayalı bir tür İslam enternasyonalizmini amaçlayan el-Kaide’den de bu yüzden ayrılıyor.

Kendi beyanları, şu andaki asıl hedeflerinin Şiilik ve Şiilerle yakın duran herkes olduğunu gösteriyor.

Musul saldırısının olduğu gün İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Türkiye’de olması haydi rastlantıdır diyelim. Ama IŞİD benzeri örgütlerin, böyle vahşi bir zihniyetin Türkiye’nin başında şu anda dini bütün bir başbakan var diye Türkiye’yi hedefine almayacağını düşünmeyelim.

El Kaide’nin Somali kolu el-Şebbab’ın Türk Büyükelçiliği'ne, THY’ye saldırıları ne kadar gerçekse, IŞİD’in Musul Başkonsolosluğu'na saldırısı da o kadar gerçektir ve ciddiye alınması gerekir.

Musul Başkonsolosluğu krizi umarız kan dökülmeden aşılacaktır ama bu, bölgeyi kasıp kavurmaya başlayan tehlikeyi ortadan kaldırmaz.

Türkiye’de Şiilik yaygın değil ama radikal Sünni örgütlerce benzer ölçüde düşman görülen Alevilik yaygın. Hükümetin şu sıralar çok dikkatli olması gerekiyor. Suriye iç savaşı nedeniyle Türkiye’ye gelmiş 1 milyon Suriyeliden kimin ne olduğu, ne amaç taşıdığını tam olarak bilmiyoruz.

Bu tip örgütlerin en sevdiği ortam, siyasi otoritenin zayıf göründüğü ortamlardır. 'Kürt Barış Süreci' nedeniyle Türkiye’nin Suriye ve Irak sınırlarına yakın Kürt nüfusun yoğun yaşadığı bölgede siyasi otoritenin zayıflamış olduğu görüntüsü de bu tip örgütlerin iştahını kabartabilir. Çünkü onlar için önemli olan rakibin Türk, Kürt, Arap olması değil, kendi bağnaz inançlarından olmamasıdır.

Cumhurbaşkanı Gül geçen sene 'İslam dünyasının ortaçağ karanlığı' tehlikesinden söz etmiş, mezhep savaşlarının önlenmesi gerektiğini söylemişti. Bu tehlike şimdi her zamankinden fazladır.