İsrail, Kıbrıs ve Kürt gaz hatlarına şartlı yeşil ışık

Ankara, Kıbrıs Rum gazını Türkiye üzerinden boru hatlarıyla taşınmasına izin vermek için Kıbrıs sorununa nihai çözümü de beklemeyebilir.

Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın İsrail, Kıbrıs ve Irak’tan gelen yeni doğal gaz boru hattı tekliflerine şartlı yeşil yakmasının bir mantığı var. Yıldız, “Ekonomik fizibilite yetmez” diyor; “Önce siyasi fizibilite gerekir.” Şart bu.

Aslında bu şart, bölgedeki enerji oyununa yeni katılan aktörlerin öncülüğünü yapan Azerbaycan için de geçerli. Sovyetler Birliği’nin 1992’de dağılması ardından ilk kez Azerbaycan, 1999’da imzalanan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattıyla petrolünü Türkiye üzerinden, yani onlarca yıl ardından bölgedeki Rus, Arap, Iran kontrolü dışında ihraç edebilmişti.

Diyebilirsiniz ki, o da yine bir uluslararası enerji devi, BP sayesinde olmuştu. Bunda haklı da olursunuz. Neticede bu ülkelerdeki petrol ve gazın çoğu da BP, Shell, Exxon, Chevron, Gazprom, Total gibi uluslararası devler tarafından tüketiciye sunuluyor. Ama biz şimdi burada işin siyasi kısmıyla ilgiliyiz; Enerji bakanının ekonomik fizibiliteden önce siyasi fizibilite aramasının nedeni de bu zaten.

Azerbaycan ile Türkiye’nin siyaseten sorunu olmadığı için Azerbaycan şimdi Türkiye’de rafineri alıyor, kuruyor ve TANAP projesiyle gazını da Türkiye üzerinden Avrupa’ya satmaya hazırlanıyor.

Irak Kürtleri de yeni enerji aktörleri arasında. Saddam Hüseyin’in ABD tarafından 2003’te devrilmesi ardından federal yapıya dönüşen Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) petrol ve gaz ihracatını kendisi yapmak istiyor ve bunu da NATO güvenliğine sahip Türkiye üzerinden yapmak istiyor. Saddam Hüseyin’in temel olarak Kürtlere pay vermemek için onlarca yıl dokunmadan bıraktığı petrol ve gaz yatakları o kadar büyük ki, Irak’ı 2030 yılında dünyanın (evet Rusya ve Suudi Arabistan’ın da önünde) bir numaralı üreticisi yapmaya yetecek; tabii Irak siyasi bütünlüğünü koruyabilirse.

Siyasi fizibilite burada devreye giriyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmelerindeki heyette yer alan Enerji Bakanı Yıldız’ın ABD’deki temaslarında en önemli madde buydu. ABD de, kendi Kürt sorununu çözme çabasındaki Türkiye de, Irak’ın Kürt ve Şii devletlerine bölünmesini istemiyor. Bağdat ve Erbil petrol ve gaz gelirlerinin paylaşımı konusunda nihai anlaşmaya varırlarsa, Irak’tan Türkiye’ye bir gaz boru hattı, hatta yeni bir petrol boru hattı, Kürt üretimi dâhil Irak kaynaklarını Avrupa’ya daha çok akıtmak üzere inşa edilebilir.

İsrail açıklarında bulunan gaz için de durum farksız. Bölgedeki iki müttefikinin yeniden iyi geçinmesini isteyen ABD’nin devreye girmesiyle Mavi Marmara özrü işinin ilk aşaması geride kaldı. Ama tazminat, büyükelçi atamaları ve özellikle de Başbakan Erdoğan’ın Haziran’da beklenen Filistin ziyaretinin Ankara bakımından pürüzsüz geçmesi önümüzdeki aşamalar. Yıldız, İsraillilerin bir şeyi açıkça anlamaları gerektiğine inanıyor: “Enerji projesi özrün gerekçesi değildi, ama proje özür koşullarını yerine getirmenin bir sonucu olabilir.”

Siyasi fizibilite gerektiren projeler içinde en sorunlusu, Kıbrıs adası açıklarında bulunan gaz yatakları.

Kuzey’de Kıbrıs Türk hükümeti de Türkiye ile birlikte arıyor, ama şu anda bilinen büyük yataklar güneyde. Ekonomik kriz nedeniyle dibe vurmuş olan Kıbrıslı Rumlar, çıkarılacak gazı Avrupa’ya satmanın en ucuz ve kolay yolunun Türkiye üzerinden boru hatları yoluyla olduğunu biliyor ve söylüyorlar.

Peki, neden sıvılaştırma tesisi kurup tankerlerle satmasınlar? Aslında bir yıl öncesine dek başka bir yol akla bile gelmezdi. Ancak Amerikalıların kaya gazını (shale) geniş miktarlarda üretime alma yolunu bulması ardından, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ucuz bir seçenek olmaktan çıktı; doğal gaz ticaretinin geleceği boru hatlarını gösteriyor.

Kıbrıs’taki durum malum, hala Türkiye’nin AB ile en büyük sorunu. Ama Yıldız, önemli bir şey söyledi sohbetimizde. Buna göre Ankara, Kıbrıs Rum gazını Türkiye üzerinden boru hatlarıyla taşınmasına izin vermek için Kıbrıs sorununa nihai çözümü de beklemeyebilir; ancak Kıbrıs Türklerinin ada üzerindeki hakkını tanıyarak Kıbrıs Türk hükümetine payını verecek. Bu da bir yerde siyasi kimliği muhatap almak, tanımak olacak. Bir nevi Irak-Kürt modeli… ‘Siyasi fizibilite’ burada da devrede yani.