İsrail özrünün perde arkası

İsrail'in özür dilemesiyle sonuçlanan diplomasi, on gün önce başladı. ABD, Türkiye'nin nabzını yokladı ve düğmeye basıldı.

Ankara’daki üst düzey kaynaklara göre, İsrail’in Mavi Marmara gemisinde askerlerinin öldürdüğü 9 Türk için özür dilemesiyle sonuçlanan diplomasi, on gün kadar önce başladı. Türk Dışişleri’yle temas kuran Amerikalı diplomatlar, ABD Başkanı Barack Obama’nın bölgedeki en önemli iki müttefiki Türkiye ve İsrail’in ilişkilerinin krizde olmasından rahatsızlık duyduğunu ve eğer Türkiye bir anlaşmaya niyetliyse İsrail ziyareti sırasında bu konuda çalışmak, bir anlamda ara bulmak istediğini söyledi.

ABD’nin bu hamlesinin perde gerisinde aynı gün cereyan eden iki gelişme ve devamında krizi derinleştiren zincirleme tepkileri vardı. Başbakan Tayyip Erdoğan 28 Şubat’ta Viyana’daki bir konferansta Siyonizmi, tıpkı faşizm gibi bir ‘insanlık suçu’ olarak saymıştı. Aynı gün Ankara’da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğ’lu ile ortak basın toplantısında konuşan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, İsrail konusunda Türkiye ile ayrı düştüklerini açıkça ilan etmişti.

ABD’nin Türkiye’ye hibe etmeyi düşündüğü iki füzeatar firkateynin verilmesi, İsrail ile gerilim sonucu çekince koyan bir Kongre üyesi nedeniyle askıya alınmıştı. Zaten hazırlık içindeki ABD yönetimini harekete geçmek için tetikleyen ise her iki partiden 89 Kongre üyesinin 12 Mart’ta Başbakan Erdoğan’a mektup yazarak Siyonizmi, faşizm gibi insanlık suçu sayan sözlerini geri almaya çağırması oldu. Erdoğan sözlerinin arkasında durdu. Tansiyon düşeceğine yükseliyordu.

İşte bu koşullarda Ankara, açık özür başta olmak üzere İsrail’e daha önce ilan edilen koşullar üzerine ABD’nin araya girip anlaşma sağlama çabasına sıcak bakacağını söyledi ve diplomasi başladı.

Obama daha 20 Mart’ta İsrail’e gelmeden Ankara ve Kudüs arasında, Amerikalıların gözetiminde anlaşma taslakları gelip gitmeye başlamıştı. Türkiye’nin dikkati İmralı görüşmeleri ve yaklaşan Nevruz’dayken gizli İsrail diplomasisi devam ediyordu.

Diplomasinin iyiye gitmekte olduğuna dair ilk somut işaret 17 Mart’ta alındı. Bir iyiniyet jesti ve güven arttırıcı önlem olarak, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, İsrail ve Filistinli işadamları arasında çıkacak ticari anlaşmazlıklar için oluşturulan Hakem Komisyonu’nun başkanlığına getirildi.

Türkiye’nin dikkati Diyarbakır’daki Nevruz Meydanı’nda Abdullah Öcalan’ın mesajına çevrilmişken, anlaşma metni üzerinde son rötuşlar tamamlandı.

Ama önemli bir ayrıntı vardı. Başbakan Erdoğan, daha önce İsral’in son anda anlaşmadan caymasından ağzı yanmış olarak Obama’yı şahit yapmak istiyordu.

ABD bunu kabul etti ve Erdoğan’a ayrı bir konuda bir jest daha yaptı. ABD Dışişleri 21 Mart akşamı bir açıklama ile Erdoğan’ın başlattığı diyalog çabasının PKK’ya lideri tarafından silahlı mücadeleye son verme çağrısıyla sonuçlanmış olmasından memnuniyetini ve desteğini ifade ediyordu.

Erdoğan’ın AK Parti il başkanlarına hitabı ardından, 22 Mart saat 16.00 sularında daha önceden kararlaştırıldığı üzere Obama aradı; Kudüs’ten arıyordu. Nezaket cümlelerinden sonra Obama telefonu Netanyahu’ya verdi. Erdoğan ve Netanyahu yarım saate yakın konuştular. Açık özür ve tazminat içeren metni aynı anda iki başkentte yayımlamakta anlaştılar. Erdoğan, Gazze ambargosunun kaldırılması şartını yumuşattı; zaten Mısır’daki Tahrir devriminden bu yana İsrail’in ambargosu yumuşamıştı. Netehyahu, Gazze’den yeni saldırılar olmadıkça, daha ileri adımların atılabileceğini söyledi ve bu da anlaşmada yer aldı. Görüşme bitince ahizeyi yeniden Obama aldı, memnuniyetini bildirdi ve Erdoğan için bir Beyaz Saray randevusu anlamına gelecek şekilde “Yakında görüşürüz” dedi.

Kıssadan çıkacak hisse şu: Haklılığınıza inanıyorsanız ve kararlı durursanız kazanırsınız. Erdoğan’ın İsrail politikasında kararlı durması başarıyla sonuçlanmıştır. Dahası, İsrail 1948’deki kuruluşundan bu yana ilk defa askeri bir eyleminden dolayı özür dilemiştir.
Türkiye ve İsrail ilişkilerinin yeniden rayına girmesinin bölge politikaları üzerinde ciddi etkileri olacaktır. Etkilerin hissedileceği alanları bir çırpıda Suriye, İran, Irak (Kürt dahil) ve Kıbrıs olarak saymak mümkün. Önemli gelişmelere gebe bir sürece daha giriyoruz.